Dağ bir fare daha doğurdu

"Büyükada davası”. Ne isim ama. Büyük, önemli(!). İnsan hakları savunucularının katıldığı ayan beyan bir toplantıyı onlarca polisle basıp, birinci sayfayı kaplayacak haberlerle ve casusluk, darbe saçmalayarak başlatılan bir soruşturmadan, çıka çıka, hukuk adına da yargıyı esir almış siyaset adına da sefil bir dava çıktı. Dava iddianamesi, insan hakları mücadelesine dönük bu komployu açığa çıkarmanın belgesi olmanın ötesinde bir değere sahip değil. Duruşma ise yapılan savunmalarla komplonun bir kez daha teşhir edilmesine yaramış oldu.   

Bir ara, duruşma salonundan dışarı çıktığımda bir basın mensubunun sorusu şöyleydi: "davada iki yabancı sanık olması casusluk suçlamaları bakımından delil olarak kullanılabilir mi?” Yabancılara; memleketi, neredeyse tüm kamu kaynaklarını pazarlamışlar, uluslararası ticaret ve silah anlaşmaları gırla gidiyor, yabancı dil bilmeyenin herhangi bir işe girişi neredeyse mümkün değil, Avrupa’nın kapısında bir o yana bir bu yana volta atıyorlar, İstanbul’un en ücra semtlerinde bile yerleşik nüfusun önemli bir bölümü yabancılardan oluşuyor, dilini bilmediğimiz yani konuşarak anlaşamayacağımız kapı komşularımız var ama insan hakları savunucusu iki yabancıyı bir toplantıda yakalayınca; casus olmakla kalmıyor üç ayrı yasadışı örgütün de üyesi oluyorlar. El insaf! 

Bu göz altıların, tutuklamaların, davaların asıl nedenini merak eden kaldıysa bir daha söyleyelim; İnsan hakları savunucularına, avukatlara yönelik her baskı, her tutuklama, açılan her dava insan hakları mücadelesinden duyulan rahatsızlığın ispatı. İktidar muhalif medyayı, muhalif örgütleri büyük oranda susturdu ama insan hakları savunucularını susturamıyor. Bu nedenle de bu sefil komplolara başvuruluyor. İşte asıl neden bu… 

Çarşamba sabahı, İstanbul Adliyesi’nin 1. ve 7. katları arasında bir avukat trafiği vardı. 1. Katta "Büyükada Davası”nın duruşması, 7. katta yani savcılık katında ise gözaltından adliyeye sevk edilen ve içinde avukatların, insan hakları savunucularının, Etkin Haber ajansı ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi çalışanlarının da bulunduğu 15 kişinin ifade işlemleri yapılıyordu. 

7. kattaki ifade işlemleri sırasında müvekkillere sorulan sorulardan gördük ki; Gazi Katliamının yıl dönümlerinde yapılan mezar anmalarına ve 17-31 Mayıs Kayıplar Haftası kapsamında yapılan mezar anmalarına katılmak, gözaltında sorgu sırasında işkence ile öldürüldüğü adli tıp raporu ile ispatlanan Limter İş sendikası eğitim uzmanı Süleyman Yeter’i mezarı başında anmak, hatta avukatların mesleki faaliyetleri de suçlama konusu yapılmakta. 

Gazi katliamı ve Hasan Ocak’ın katlinin üzerinden 22 yıl geçti ama belli ki mezar ziyaretlerini bile kendisine tehdit olarak görüyor devlet. Gözaltında kaybedilenlerin kemiklerini saklayanların, bir mezarı neden çok gördüklerini ise sadece korku ile açıklamak mümkün. Devlet onların kemiklerinden bile, mezarlarından bile korkuyor hala. 

1. katta süren duruşmada tutuklu insan hakları savunucularını serbest bırakan karar açıklandığında saat 23.30’u geçmişti ve 7. katta başlayıp tutuklamaya sevk edilince 6. katta devam eden ve aralarında iki avukat arkadaşımızın, gazetecilerin, insan hakları aktivistlerinin de olduğu 12 kişi hakkında tutuklama kararı verildiğinde saat ertesi gün 03.00’ü gösteriyordu. Arada altı kat vardı ama her iki katta da insan hakları ve hukuk mücadelesi yargı aracılığıyla baskı altına alınıyordu. 1. katta rezil olmaları 6. katta yeni bir hukuksuzluğa imza atmalarına engel olmuyordu maalesef. 

Bu baskının, bu tutuklamaların nedeni; hem muhalif mücadeleyi boğmak hem de mücadele edenleri alandan çekmek ve de cezalandırmak bunu biliyoruz. Ama hesaplarını şaşırtan bir şey var; baskı aynı zamanda direnişi  ve dayanışmayı da büyütüyor. 110 avukat hakkında kısıtlama kararı bulunmasına ve ayrıca onlarca avukat tutuklu olmasına rağmen, her iki katta da dayanışmayı anlatan güzel ve umut yaratan bir tablonun ortaya çıkmasına engel olamadılar nitekim. Ne müvekkiller eğdi başını zalime, ne avukatları, ne de onları dışarıda yağmur altında bekleyen yakınları ve dostları…Buruk ama başı dik ve yüreğim umutla dolu ayrıldım dünden.