Daha neler olmalı?

Basın, Türkiye’yi Erdoğan’ın annesi için akıttığı “gözyaşları”na boğdu.
Daha öncesinde, İbrahim Tatlıses’in evliliği vardı.
Ondan önce ise herhangi bir seride öpülmemek için rol yapmaya mecbur kılınan genç bir kadının, öpülmesini bekleyen kitlelerin histerik erotizmi, toplumu felç etti.
Türkiye Düğün’de de, Ölüm’de de beyinleri gasp edilmiş kitleleri gazete sütünlarına kurban ederek, uçuruma gidiyor.
Ahmet Altan, Erdoğan’ın siyasi damadı pozunun kendisine yakıştığını ima eden roller oynadı; “arabulucu” olmak için önemli bir manevra olabilir ancak, “kuşum” adlandırmasına yakın bir yerde olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bilmediğinden kesinlikle eminim.
Ahmet Altan “rol” oynuyor.
Hatta başarılı olduğunu kanıksıyor.
Murat Karayılan’dan “mektup” aldı.
Mehmet Metiner’den boşalan Medya’da Erdoğan’ın “Özel Kalem İşleri Müdürü” makamına aday adayları arasında en başarılısı olduğuna kanaatim tam.
Ancak…
Türkiye’de “rol oynamak” tehlikeli.
Gücünüz varsa da yoksa da tehlikeli.
Çünkü Türkiye, çarpaz ateşin ortasında.
Kaddafi’ye çelme taktı.
Esad’ın tahtına el koyan öncü güçler arasında yer aldı.
Azereycan ile arası kötüye gitti.
Sarkozi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde yerinin olmayacağını beyan etti.
İran, Türkiye’yi “dönek” ilan etti.
Yunanistan, Türkiye’ye tamamen küs.
Bulgaristan, Türkiye’nin Osmanlı’ya geri dönüş histerisinden bıkkın.
Peki daha neler olsun.
Türkiye’nin başına daha neler gelsin ki!!!
Diğer taraftan:
Kürt toplumunda, başı dik duranlara karşı temizlik başladı.
Her geçen gün onlarca tutuklamanın toplam sayısı binleri aşıyor.
TRT-Şeş fayda vermedi.
Kürt diliyle ilgili Kürdistan Konferansı geçen günlerde Hewlêr’de toplandı ve bu adım TRT-Şeş’in miadını taştı.
Mehmet Metiner’den sonra, görsel Medya’nın “kadim konuğu” Kemal Burkay’ın Kürt hareketine karşı, AKP’yi yüksekte tutan söylevleri, işe yaramıyor.
AKP, Burkay’ı bağladığı serumdan mahrum edeceği günü biliyor.
Burada sadece Mehmet Metiner’in akibetini hatırlatmakla yetiniyorum.
Evet, AKP bildiğini okuyor.
AKP, katli azmettiren bir merkezdir artık.
Toplumda, rüşvete bulaşmamış, “hünerini pazarlamayan”lara karşı savaş açan bu hükümet, derin sessizliğe gömülen bir Türk toplumu yarattı.
Şessizlik, patlamaya hazır kitlelerin hırsını barındıran, çekilmeyi bekleyen bir “pim” gibi duruyor…
AKP hem dışta, hem içte ve hem de Kürdistan’da ablukaya alınmış bir ülkenin başına bela oldu.
Kürdistan’da hala tutuklanmayanlardan biri, fahri vatandaşı olduğum Diyarbekir’in Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir, Ankara’ya şöyle seslendi.
“Zulüm kimden gelirse gelsin zalime teslim olmayacağım. Halkıma ve halkımın özgürlük, eşitlik, adalet, onurlu barış ve birlikte yaşam değerlerine asla sırtımı dönmeyeceğim.”
Türkiye, Erdoğan’ın gözyaşlarının, teslim olanların acıları yanında kıymeti harbiyesi ne olabilir ki?
Erdoğan’ın gözyaşlarını, teslim olmayanların gururunun gölgesinde görüntülemek mümkün mü?
Ve ne olmalı ve gerçekten daha ne olmalı ki, Medya Türkiye’deki halkı “aptal” yerine koymasın?
Kürt halkının “hiç”e sayıldığını biliyorum.
Ama daha ne olmalı ki Kürtler de Türkiye’yi “hiç”e saysınlar ki, şu hep addedilen sorunu Kürtler’in kendisi çözsün…