Darbeye karşı demokrasi savaşa karşı barış

Türkiye coğrafyasını kaplamış kalın karanlığa rağmen hala demokrasiye, özgürlüğe dair umutlar varsa, Türkiye halkları bunu Kürt halkının büyük bir çoğunluğunun bilincine işlemiş Kürt siyasi aklına borçludur. Kürtler dün de, bugün de, kendi ulusal talepleri için mücadele etmek ile bu coğrafyanın toptan özgürleşmesi arasındaki diyalektik bağın bilinciyle mücadelelerini sürdürmektedir.

Diğer bir ifade ile Kürt siyasi aklı, Türkiye’de ezilenlerin farklı cephelerde verdikleri mücadelelerin birbirlerine kopmaz bağlarla bağlı olduğunun bilinciyle hareket etmektedir. Kürtlerin statü ve barış için verdiği mücadele ne diğer bölge halklarının kimlikleri için verdikleri mücadelelerden ne emekçilerin kapitalist sömürüye karşı verdiği mücadeleden ne kadınların özgürlük mücadelesinden ne de halkların yaşam alanlarının talan edilmesine karşı verdiği mücadeleden bağımsızdır. Halkların kimlik mücadelesi sınıf mücadelesidir, kadın özgürlük mücadelesidir, ekolojik yaşam mücadelesidir. Bu nedenle Kürtler, mücadele stratejilerini belirleyen paradigmaya Demokratik Ekolojik Cinsiyet Özgürlükçü Paradigma adını vermişlerdir.

Bu siyasi aklın demokratik siyaset alanında ete kemiğe bürünmüş hali olan HDP, farklı ezilme durumlarına karşı ezilenlerin verdiği mücadelelerin ezilme durumları arasında hiyerarşik bir sıralama olmadan birbirine düğümlemektedir.

HDP, tüm ezilenlerin kendi özgün mücadeleleri ile bir araya gelebildiği tek nokta olduğu için Türkiye’de barışın, özgürlüğün, adaletin adeta nefes borusudur.

HDP, bunun bilinciyle bugün bir kez daha tüm coğrafya halkları nefes alabilsin diye Doğu’dan ve Batı’dan tüm adaletsizliklerin, baskıların başkenti Ankara’ya doğru bir “Demokrasi Yürüyüşü” başlatmıştır. Yürüyüşün mesajı darbelere karşı demokrasi, savaşa karşı barıştır. Çağrı tüm Türkiye halklarına, iktidarın baskıcı ve tekçi dayatmalarından bunalan tüm kesimlere, iktidarın kadın karşıtı siyasetleri yüzünden her gün sayısı artan şekilde erkeler tarafından katledilen kadınlara, dereleri ve yaylaları müteahhitlerin insafına terk edilmiş köylülerdir, savaşın sebep olduğu acılardan, kayıplardan  bunalmış olan analardır. Mesajın özü, sorunlarımızın kaynağının ortak, çözümün ise birlikte mücadeleden geçtiğini gerçeğini ortaya koymaktadır; yani iktidarın en büyük kâbusunu.

HDP’nin verdiği mesajın ne kadar yerine ulaştığının ve iktidardakilerin bam teline nasıl da dokunduğunun, onları ne kadar korkuttuğunun kanıtı barış ve demokrasi taleplerine iktidarın verdiği yanıttır. İktidar, bir yandan, her gün artan sayıda gözaltı ve tutuklamalarla, diğer yandan sırf HDP eylem yapmasın, sesini çıkamasın diye tüm temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı süreklileştirilmiş ve yeni Türkiye’nin normali haline gelmiş OHAL rejimi ile HDP’nin boğazına çökmüş, onu nefessiz bırakmaya çalışmaktadır. HDP nefes alamazsa tüm ezilenlerin nefesini kesebileceğini ummaktadır.

Aynı şekilde yaşadığı onca acıya rağmen tam da Kürtlerin bu coğrafyaya barış gelmesi için bir kez daha ayağa kalktığı bir anda doğudan ve batıdan yükselen seslerin biraya gelmesini, ülkede yaşanan tüm haksızlıklara karşı kime yöneldiğine bakmadan gerçek bir ana muhalefet partisi gibi mücadele eden HDP’nin sesine farklı kesimlerin kulak vermesini engellemek için iktidar bir kez daha savaş kartına sığınmıştır. Kendi Kürt karşıtı ve yayılmacı politikalarının yanı sıra, yaratacağı milliyetçi hezeyanla kendi cephesindeki parçalanmanın önüne geçmeyi, ezilenler cephesinde yükselen mücadeleyi parçalamayı hedeflemektedir.

“Kan-oy” diyalektiğine sığınınan iktidar, kararlılığı ve siyasi aklı ile gerçek ana muhalefet partisi olduğunu tüm kesimlere göstermiş HDP’nin önünü kesmeyi, siyaseten ve toplumsal olarak kuşatarak onu dar bir alana hapsetmeyi amaçlamaktadır. Savaş ortamında, son örneği bugünlerde kendini “bağımsız” zanneden medyanın neden HDP’lileri ekrana çıkmadığına ilişkin açıklamalarında olduğu gibi HDP’yi iblisleştirerek, HDP’nin farklı kesimlere sözünü iletmesini engellemeye çalışmaktadır. Yaşanacak acıları, dökülecek kanı umursamadan, Kütler dışındaki kesimlerin HDP’ye, onun barış ve demokrasi sesine kulak vermesinin önüne geçmeyi amaçlamaktadırlar. Ve en az bunlar kadar önemli olacak şekilde, belki de daha da önemlisi, amaçlarından biri de, HDP’yi bu coğrafyanın tüm ezilenlerinin ortak platformu olmaktan çıkartarak dar bir alanda politika yapmaya zorlamaktadır. HDP’yi tüm Türkiye halklarına seslenen, onların gerçek sorunlarına gerçek çözümler üreten bir yapı olmaktan çıkarmayı başardığı oranda, HDP’nin sesini boğacağını, onu kendisi için gerçek bir tehdit olmaktan çıkaracağının bilincindedir.

İktidarın amacı buysa tüm demokratik siyaset alanına düşen, iktidarın bizleri sürüklemek istediği duygusallığa kapılmadan, halkların özgürlüğü ve barışı arasındaki diyalektik bağa olan inancımızı kaybetmeden Doğu’da, Batı’da, Kuzey’de, Güney’de “savaşa karşı barış, darbeye karşı demokrasi” demeye devam etmek, HDP’nin başlatmış olduğu bu yürüyüş etrafında halkları daha da kararlı bir şekilde örgütlemektir.

Bunu başardığımız ölçüde ulaşmayı hedeflediğimiz günlerin göründüğü kadar da uzak olmadığını söylemek hayalperestlik olmayacaktır.