Demirtaş’ın başarısının sırrı

Diyarbekir’deki son konuşmasında, derin denegesizlikler sergileyen, "Roboskî Erdoğan" ile karşılaştırmıyorum.

HDP’yi ve Demirtaş’ı Kürtler’e ihanet etmekle suçladı. Yakışır!
Diyarbekir, Erdoğan’ı kabul etmedi, bu da Diyarbekir’e yakışır.
Demirtaş’a "satılmış" dedi. Cevabını aldı.
Bunların tümü, normal "politika akışı".
MHP’li kütleyle karşılaştığında, Kurtlaşan; CHP’li kütleyle buluştuğunda, geleneksel Türk askeri kışlalarına sığınan  Ekmelettin ile hiç karşılaştırmıyorum.
Ekmelettin ABD’nin Erdoğan’a "ayar" vermek için yükselttiği "aday".
Erdoğan eğer MOSSAD’ın derin gücü olmasaydı, İsrail’i "terörist" olarak nitelendirme gücüne sahip olamazdı.
MOSSAD ve ABD, İsrail’i Erdoğan "kabadayılığında" karşıt gösteren, reel her gücü dize getirecek mekanizmalara sahipler.
Nitekim, MOSSAD tarihte, hem İsrail ve hem de ABD’ya karşı onlarca devlet başkanını "cezalandıran" güç oluyor.
Türkiye ile İsrail arasındaki son diplomatik trafik, Türkiye/İsrail derin ilişkilerine işaret ediyor.
Böylece muhtemelen, aksesuara ters düşse de İsrail’in Türkiye’deki en güçlü "namzeti" Erdoğan oluyor.
ABD ve İsrail Erdoğan’a "ayar" verecekler; Ekmelettin, Aleviler  ve Kürtçe dilinin eğitim dili olmasına karşı olmadığı gibi, geçici manevralar yapsa da, kaybedecek.
Ve Ekmelettin’in Cumhurbaşkanlığı serüveni, seruma takılı; yokuşaşağı.  
Onlar’a karşı ortaya çıkan üçüncü Cumhurbaşkanı adayı, Demirtaş.
Başkent Diyarbekir’de Cumhurbaşkanı olmanın ilk idmanını, Türkiye’de yapıyor gibi kaydediyorum.
"Bizim çizgimiz ve ortak payda haline getirdiğimiz ilkelerimizin yanından diğer iki aday geçemez" dedi.
Önemlisi: Cumhurbaşkanı adayı olan Erdoğan ve İhsanoğlu gibi gökten zembille inen biri olmadığının altını çizdi.
Aynı günlerde, Osman Baydemir: "Halepçe’den Afrîn’e, Kobanê’ye, Amed’e, Urfa’ya, Biz tamamen biriz" gibi, günümüzdeki kuşku ve pusulara göğüs geren bir açıklamaya imza attı.
Demirtaş, Ortadoğu’da, Erdoğan gibi çıtası yüksek bir demagoga cevap yetiştiren "tek adam".
Bu neden böyle?
Demirtaş’ın "doğal konuşma ve ikna yeteneğini" yüksek derecede önemsiyorum.
Ancak, onun sözlerinin tarihe malolması için, politikleşen kollektif bir topluluğun, onun konuşma trafiğine "yeşil ışık" yakması gerekiyordu.
Böylece, Demirtaş’ı, Kürdistan Devriminin, Türkiye’ye sıçrayan bir kıvılcımı olarak tanımlamak isterim:
Kürdistan devrimi, kendisini Çiller, Mesut Yılmaz’lı, Demirel ve Ecevit’li yıllarda, Türkiye’deki halka anlatacak imkanlara ulaşma hakkından menedildi. Türkiye ve Kürdistan arasına örtülen "demir perde", Kürdistan Devrimini "Botan’a hapsetti ve Ankara sadece "Yunanlı’ları denize döken" tarihe kilitlendi.
Aradan iki onyıl geçti.
Şimdilerdeki tüm "değişimler"in temelinde, onyıllar boyu bedel ödeyen ve direnen Kuzey Kürdistan halkının emeği duruyor.
Türkiye’deki egemen sistemin son rafine temsilcisi AKP ve Erdoğan’ın "değişimin", ayarı Kürdistan halkının iradesinin ne kadar sağlam olduğuyla orantılıdır.
Bunu Erdoğan biliyor.
Ve bundan dolayı da Demirtaş "gökten zembille inmediği"ni söylüyor.
Erdoğan ve Ekmelettin, makam istiyorlar.
Demirtaş, bir halkın yaşam felsefesinin manifestosunu Türk halkına anlatıyor.
Ve ilk kez Türk halkı, Kürdistan’da olanlara kulak kabartma imkanına sahip.
Ve Kürdistan ilk kez, onyılların hikayesini Türkiye’ye aktarabiliyor.
***
Not: Demirtaş yüzde 11 dolaylarında oy alabilirse, AKP Türkiye’de HDP ile koalisyona girmek gibi tarihi bir paradoksun eşiğine gelebilir.
İkinci Not: Bu durumda, Türkiye ikinci Kürdistan’a "evet" demek mecburiyetinde kalabilir.