Demokrasi neye yarar?

Türkiye gündemini her seferinde “daha ne olsa şaşırmayız”, dediğimiz halde “bu kadar olmaz” diyerek gözlerimizi aça aça izlediğimiz durumlar dolduruyor. Deprem vergilerinin nereye gittiğinin sorulmasının ihanete dönüşmesi, vatandaşlık ve demokrasi üzerine konuşmayı mecbur kılıyor. Vatandaşlık, kent hakkı kavramı ile yeniden ele alındığında oldukça ufuk açıcı bir içeriğe sahip. Sadece kent mekanlarını kullanmayı değil, aynı zamanda kentin her parçasının yeniden üretilmesine dair kararlara katılımı da içerir.

Yani, toplu taşıma sistemlerinden, okullara veya parklara kent parçalarının ne ölçüde kullanıldığı kentin yerlisi veya misafiri olmamızın belirleyişi olduğu gibi; bu kent parçalarının örneğin okul binalarının, yolların, parkların nasıl kullanılacağını ve yeniden düzenleneceğine dair kararlara ne kadar müdahil olduğumuzu sormamız üzerine kurulu.

Belediyelerin kentin çeşitli alanlarında düzenlemeler yapma kararlarının kamu yararı şartı içermesi, tam da bu hakkın yasal görünümü. Ancak kentlerin pek çok parçasının sermayenin dizginsiz kâr hırsına göre yeniden düzenlenmesinin karşısında kentte yaşayan herkesin çıkarının korunma mekanizması ise ölçeğe göre, halkın kendini ifade etmesinin dolaylı veya direkt yolu olan meclisler ve seçimler üzerine kurulu. Ayrıca bütçenin meclise sunulması ve meclisten izin alınması da toplanan paraların nereye harcandığına dair bir onay ve hesap verme demek. Demokrasi denilen sistemin en çürümüş hali bile, bu mekanizmaları işleterek ancak ayakta kalabilir.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun deprem vergileri sorusuna, “hesap verecek vaktimiz yok” diyerek, ülkenin demokrasiye dair son kolonunu da yok etmiş oldu. Dahası da ortaya çıktı. Elazığ depreminin ilk dakikalarında sosyal medya hesabından açıkça “para yardımı” çağrısı yapan Kızılay’ın, Ensar Vakfı’na 7 milyon 925 bin dolar bağışta bulunduğu haberleri ortalığa saçıldı. Kızılay başkanı, Başkentgaz’ın ‘öğrenci yurdu yapılması koşuluyla’ Ensar’a kendileri üzerinden bağış yapıldığını kabul etti. Ensar vakfının yurtlarında çocuklara cinsel istismar olaylarıyla gündeme gelen bir kurum olması da bu vergi kaçakçılığının yasadaki boşluğun kullanılması anlamına gelecek şekilde “vergiden kaçınma” olarak tanımlanması da açıklama yapanların yüzlerinde en ufak bir kızarmaya neden olmadı.

Hesap sorulamayan, seçim yapılamayan, yapılsa da olağanlaşan olağan üstü kararnamelerle anlamsızlaştırılan bir ucube “demokrasi” oyunu önümüzde. Adil yargı kararlarının çıkmadığı, iktidarın siyasi kararlarına tabi bir hukuk sistemi ile adaletten bahsedilemez hale geldi. Vatandaşlık ise iktidarın siyasi hattına uygun siyasi tutum ve tavır almaya paralel olarak kabul görüyor. Bırakın kentsel alanları kullanmak ve buradaki düzenlemelere müdahil olmaya dair bir vatandaşlık tanımını, seçimde oy kullanmak, pasaport sahibi olmak ve vergi ödemek gibi ülke topraklarının üzerinde kök salmış olmak bile vatandaş olmanızı sağlamayabilir, tüm otoriter yönetimlerde olduğu gibi.