Derinleşen ve yaygınlaşan güvencesizlik ve ev işçileri

Çalışma yaşamı küresel bir saldırı ile karşı karşıya. Bütün dünyada kapitalist sınıf işçi sınıfı ve ezilenler karşısında büyük bir üstünlük taslıyor. Muktedirliğin verdiği öz güvenle sermaye sınıfı emekçilerin dövüşerek kazandıkları ve yasalara yazdırdıkları haklarını yasal mevzuattan demet demet söküp çıkarıyorlar. Yerine emekçiler için kocaman bir hiçlik, belirsizlik ve derinleşen güvencesizliği koyuyorlar.

Artık patronlar için ‘kullan, at’ işçiliği revaçta. Kolayca işe al, işini bitir ve hiçbir sorumluluk almaksızın, bedel ödemeksizin kolayca kapıya koy. Neoliberal dönüşüm emek piyasasını, uluslararası kiralık işçi tekelinin sloganındaki gibi ‘Armut piş, ağzıma düş’ noktasına getirdi. Bu pervasızlık sadece emeğe karşı yapılmıyor; ekolojiye, kültüre, kimliklere hayatımızın bütün alanlarına el uzatılıyor. Yağma ve saldırı her yerde. 

İşte bu yüzden olsa gerek dünyada işçi sınıfının, emekçilerin, halkların kapitalizmle iyi bir bilek güreşine girişmesinin zamanının geldiğini gösteren sayısız emare var. Pek çok noktada patlayan isyanlar, direnişler, emperyalist güçlerin çaldığı devrim olarak anılan Arap Baharı gibi arayışlar, bizde Gezi direnişi, Kürt coğrafyasında süren özyönetim direnişleri, Rojava deneyi bu birikimlere işaret ediyor. Bugünlerde Türkiye’nin 15-16 Haziran’ını andıran büyük bir başkaldırının Fransız işçi sınıfı, gençlik ve emekçi halkları tarafından hayata geçirilmesi de bu düşünceleri besliyor.

Güvencesizliğin yaygınlaşıp derinleştiği böyle bir dönemde tarihe geç kalmış bir halk gibi tarihe geç kalmış bir işçi topluluğunun statüsünü aradığını bu sütunda bir kez ifade etmek istiyorum. Onlar ev hizmetlerinde çalışan işçiler. Geçtiğimiz 16 Haziran Dünya Ev İşçileri Günü idi. 2011 yılında ILO tarafından 189 sayılı ‘Ev İşçilerine İnsana Yakışır İş’ sözleşmesi ilan edildikten sonra 16 Haziran bütün dünyada ev işçileri günü olarak kutlanıyor. Çalışma yaşamında güvencesizliğin normal, güvencenin istisna hale dönüştüğü, sendikalaşma oranının dünya genelinde yaklaşık yüzde 10’ların altına düştüğü, iş yasalarının kevgire döndüğü bir dönemeçte onlar nefes nefese tarih sahnesine koşuyorlar. ILO’nun kendilerini tanıması dünya genelinde yürüttükleri mücadelenin bir sonucu. Dünyada 10’un üzerinde ülke ILOC189’u imzaladı. Türkiye imzacılar arasında değil. 

 Kürt halkının bir ulus olarak tanınmasında gecikmişliği gibi, ev işçilerinin de işçilik haklarını kabul ettirmede yaşadığı bu gecikmişliği dezavantajlara sahip olduğu ölçüde, işçi sınıfına ve örgütlenme modellerine yeni perspektifler getirebilmenin gündemleşmesi gereken şu günlerde avantaja da dönüşebilir. O nedenle sendikaların itibarının azaldığı bir dönemde sendika kurmaları, iş yasalarındaki kazanılmış hakların sökülüp çöpe fırlatıldığı dönemde iş yasasında tanınmak istemeleri hiç de boşa çabalar olarak görülmemeli.

Pek çok kez ‘Ev işçisi de ne?’ diye sorulduğundan belki de bir kez daha aynı soruyu sormamızda ve cevabını vermemizde fayda var. 16 Haziran 2011 tarihinden bu yana bu soruya resmi bir cevap verilmiş durumda.

189 No’lu ILO sözleşmesinde ev işi ve ev işçisi tanımı yapıldı. Tarafları işçi kesimi, işveren kesimi ve devletler olan ILO’nun kabul ettiği tanıma göre; ev işi terimi, ev ya da hane halkı için ev içerisinde icra edilen işleri ifade eder. Ev işçisi terimi, istihdam ilişkisi dahilinde, ev işleri ile uğraşan herhangi bir kişiyi tanımlar.

Çoğumuzun gündelikçi kadınlar diye bildiğimiz kadın işçiler, sadece günlük olarak değil, aylıkçı ve yatılı çalışmaya da yaygın bir şekilde başvuruyorlar. Cinsiyetçi iş bölümünden kaynağını alan bir meslek olarak kadın emeğinin yine kadınlara devredilmesi ile sonuçlanan bu emek kullanımı feminist perspektiften de ele alınması önemli. 

Dünyada 50 milyonu aşkın, Türkiye’de bir milyonu aşkın işçiyi bulan ev hizmetleri alanı önemli bir oranda göçmen emeği barındırıyor. Özellikle kamusal hizmetleri kısılan, kreş, yaşlı bakım hizmetleri ve sağlık hizmetleri paralılaşan ya da zaten kamusal olarak sunulmayan ülkelerde kadınların profesyonel çalışmayı sürdürebilmek adına ev hizmetlerini satın almak zorunda kaldığı görülüyor. Çalışma koşullarının ağır, meslek hastalıklarının yaygın olduğu ev hizmetleri alanında, mobing, taciz riskleri de çok yüksek. Ev işçileri cam temizlerken yüksekten düşerek ölüyor, sakat kalıyorlar. Göçmen ev işçilerinin pasaportlarına ve maaşına el konarak kölelik koşullarında çalıştırılıyorlar. Göçmen işçiler işverenine bağımlı olduklarından istismara açıklar ve hiçbir güvenceye sahip değil. Ev işçilerinin sendikalaşması, örgütlenmesi aynı zamanda ağır şartlara işaret eden bu tabloya dair güçlenmek demek.

Türkiye’de 4857 sayılı iş yasası da, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu da ev hizmetlerini kapsam dışında bırakıyor. Torba yasa işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirerek, birbiriyle çelişen yasa maddelerine, ayrımcılığa imza atmış oldu. 16 Haziran Dünya Ev İşçileri Günü’nde HDP, İmece Ev İşçileri Sendikası ile birlikte çalışarak mevzuattaki çelişkilere, ev işçilerinin haklarına dair araştırma ve soru önergeleri verdi. Ne diyelim derinleşen ve yaygınlaşan güvencesiz çalışma koşullarında ev işçilerinin mücadelesine selam olsun, 16 Haziran Dünya Ev İşçileri Günü kutlu olsun.