Dersim ve özel harp operasyonları 

Ava NEŞE KALP

Dersim için özel işletilen Özel Harp Dairesi’nin planı ful çalışıyor. 1925 Takrir-i Sükun ve inancın yasaklandığı 677 sayılı kanun, 1934’teki Zorunlu İskan kanununu sonrası katliam ve kitlesel sürgünler…

Tutuklama, işkence, yoksullaştırma, kamu kaynaklarından dışlama, çocukların zorla imam hatiplere yollama, merkez ve köylere cami yapma…

Yollara, okullara, mahallelere Dersim katliamının faillerinin ismini verme, böylece Dersimlileri gündelik hayata katillerinin isimleriyle başlatma…

Tüm yerleşim yeri ve coğrafik alanların isimlerini uyduruk Türkçe isimlerle değiştirme…

Ocak isimlerini bile Türkçeleştirme; uydurma şecereler dağıtarak Ocak sisteminde devlet yanlısı bir hiyerarşi oluşturma, böylece direnen Ocak sistemini parçalama dahil pek çok ayağı var bu planlamanın.

Bunların içeriden belli ki şantaj ve hile ile devşirdiklerini özellikle öne sürdüklerini, Erzincan, Munzur ve Bingöl üniversitelerini lojistik alan olarak kullanılarak yapıldıklarını hatırlayalım.

Bunlar yapılırken, Dersim ya da Alevi isimlerini kullanan, yine Erzincan merkezli Turan TV başta olmak üzere birkaç internet portalı, bunların da bağlandığı Perinçek’in Ulusal Kanalı, Oda Tv’‘ye kadar uzanan, ince ince detaylandırılmış, yurt dışına da uzanan ve linç merkezleri olarak işlevlendirilmiş bir ağ çalıştırılmaktadır.

Bu linçte, sahte isimlerle ve kontra diliyle hedef aldıkları belirli kişilere saldırılmakta ve bu saldırılarda Dersim’den devşirilen neo-milisler de devreye sokulmaktadır. 1937’de yapıldığı gibi -fiziksel olmasa da- ellerinde belli bir listelerle, önem derecesine göre, yani yerelde etkili olabilecek, direnç etkisi yaratacak çalışmalara ve bireylere yönelik özel saldırılar tertip edilmektedir.

Bu konuda Dilşa Deniz, arkasından belli akademisyenlerin üniversiteden atılması, hatta A. Kerim Gültekin’e apar topar ceza verilmesi, Ferhat Tunç’a yönelik davalar, Mikail Aslan’a yönelik bazı girişimler ve elbette sırayla gelecek olan diğerleri bu çerçevede yapılmış “işler.” Bu saldırıların en önemli amaçlarından biri hedefledikleri kişileri Dersim’den çıkarmak, yani fiziksel temasını kesmek. Bunu, arkasından yayılan dedikodu ile fikirlerinin bağlantısını kesilmesi takip edecektir. Bu kısmın taşeronu tahmin edileceği üzere, neo-milislerdir. Bu nedenle birçok etkili insan yurt dışına çıkmaya zorlanmış, çıkmayanlar tutuklanmaya başlanmıştır. Yılmaz Çelik son örnektir.

Özel Harp Dairesi’nin, yani Perinçek’in Sey Rıza’nın heykeli için “Atatürk ile aynı yerde duramaz”ın altındaki mantık, bu konudaki amaçlarının ifşasıdır. Anlaşılan odur ki sadece katletmekle yetinmedikleri Dersimlilerden, şimdi de katillerini sevmeleri ve katillere direnen önderlerinden vazgeçmeleri, direnç oluşturanlardan nefret etmeleri istenmektedir. İşte neo-milislerin dillerine doladıkları, “Seyit Rıza sadece bir aşiret lideridir,” “Nuri Dersimi bir ajandır”, “Alişer bir kaçaktır”, “Şeyh Sait bir Alevi düşmanıdır” bu hedefin dilidir. Amacı toplumu sürekli bir biçimde öndersiz, bilgisiz ve direnişsiz bırakmaktır. Böylece sadece Dersim’i değil, Dersimlileri de düşürmek mümkün olacaktır…

Linç hedefine aldıkları, işte bu amaca ulaşmayı engelleyenler oluşturmaktadır. Onları sosyal anlamda imha etmenin ve özellikle toplum içinde değersizleştirmenin peşindeler. Bir kere Dersim’de halen kullandıkları fısıltı gazetesi ile dedi-kodu yayarak yaptıkları bir bölüm var. Mesela Şex Said ile Sey Rıza arasında uydurulan hikaye bunlardan biri. Rauf Orbay’ın yaptığını Şex Said’e yükleyerek, bu konuda insan aklının sınırlarını zorlayan bir pratiği, D. Deniz’in “Düzgün Baba’ya hırsız dedi”de de görüyoruz. O değerleri savunanları, o değerlere saldırmış gibi göstererek bir taşla birden fazla kuş vurma metodu. Tanıdık yani…

Bugün AKP-MHP politikalarına baktığımızda açıkça bunu görebiliyoruz. Mafya yöntemiyle insan kaçırmaktan, mal gaspına, devletin kaynaklarına çökerek yağmalamaktan tutun, canlı yayınla katliam yapanlara uzananların, bu konuda belki de tek temiz parti olan HDP’ye “terörle arana mesafe koy” demeleri bunun en tipik örneğidir.

Sol içinde pek meşhur olan “susma sustukça sıra sana gelecek!” sloganına rağmen, Dersim’de bu ara pek yaygın olan, susarak, güya tarafsız bir yerde durarak, Kürt ismini Dersim ile anmayarak, iki arada bir yerde hayatta kalmaya çalışanlara ne yazık ki bu kötü haber. Çünkü yavaş yavaş sıra gelecek ve saf tutmaları talep edilecektir. Bu safların ne olacağını söylememe gerek yok sanırım.

Bu yüzden her ne kadar bu korku anlaşılır olsa da gerçekçi olmayacaktır. Çünkü Türk İslam Sentezi ideolojisi sonuna kadar gitmek ister. Dolayısıyla ne kadar korunmak için geriye doğru adım atarsanız, o kadar arkanızdan gelecekleridir. O yüzden mümkün olduğunca geriye asla adım atmamaktır.

İnsanların korkularını burada küçümsemek değildir niyetim. Tam tersine korkularının çok gerçek olduğunu, ama geri adım atmanın işe yaramayacağını söylemeye çalışıyorum. Cesaret denen şey korkmamak değildir, tam tersine korkularımıza rağmen direnmek olduğunun altını çiziyorum. Bugün Dersimli neo-milislerin bile dil uzatamadığı Sey Rıza işte bunu başarır.  Selahattin Demirtaş, Ergenekon-AKP-MHP’nin kontrol altına aldığı koca bir devletin gücünden daha fazla etkiye, bu nedenle sahiptir.