Devletin paralı katilleri

Türk polisi Ahmet Atakan’ında kanına girerek "destanlarına" bir yenisini ekledi. Hiçbir toplumsal muhalefete tahammülü olmayan başbakanlarının, sırtlarını "kahramanlarım!" diye sıvazlaması karşısında bu kadarını yapmaları namus borçlarıydı zaten, değil mi? Aslında bugüne kadar yaptıkları da yeterdi bu övgü için. Öyle ya, sırf devletin bekası, siyasi babalarının çıkarı uğruna binlerce kişiye işkence yapmış, tecavüz etmiş,  öldürmüş, kaybetmişlerdi asker ortaklarıyla birlikte. Ama övgüden fazlasına ihtiyaçları vardı. Devlet hükümetiyle, meclisiyle, yargısıyla korumaya devam etmeliydi onları. Maazallah devlet korumasından çıkarılırlarsa, güvende hissettikleri bu dünyaları da başlarına yıkılıverirdi çünkü.

Düşünüyorum. Her şeyi, her durumu koyuyorum beynimin aynasına. Ceylan Önkol’u, Uğur Kaymaz’ı, Süleyman Yeter’i, Ethem’i, Mehmet’i, Ali İsmail’i, Medeni’yi, Abdullah’ı, Ahmet’i… Sırf Kürt diye, sırf haklarını istiyorlar diye katledilenler geliyor karşıma. Devletin, siyasi iktidarların bu işin sorumlusu olduklarını, sorunun bir sistem sorunu olduğunu, askerin, polisin maşa olarak kullanıldığını biliyorum. Ama birilerinin emriyle, hiç tanımadığı birinin katili olmayı da bunları bile bile polis olmayı da anlamıyorum. Karın tokluğuna katil olmayı kabul etmek! Belki de adalet ve vicdan yoksunluğunun nedenlerini de ilk buralarda, bu insanlık namına bir şey bulamayacağınız çukurda aramak gerekiyor.
Sadece biz değiliz bu durumu anlamaya çalışan. Aslında toplumun fıkralarına kadar girmiş bu merak. Polisin, bir anda nasıl gözü dönmüş bir cani oluverdiğine tanıklık eden toplum, cevabını da bulmuş kendince. Bilirsiniz o fıkrayı. Çamurla oynayan çocuğa polis sorar; "ne yapıyorsun?" Çocuk "polis yapıyorum" der. "Nasıl yapıyorsun? der polis. Çocuk "toprak alıyorum, su katıyorum, bok katıyorum, polis oluyor" der. Polis çocuğu azarlar, oradan ayrılır. Ertesi gün yine görür çocuğu "şimdi ne yapıyorsun?" diye sorar. Çocuk "doktor" der. "Nasıl yapıyorsun anlat" der. Çocuk " toprak alıyorum, su katıyorum; doktor oluyor" der. Polis "neden bok katmıyorsun" deyince de "bok katarsam polis olur" cevabını verir.
Yine düşünüyorum; her şeyi, her durumu koyuyorum beynimin aynasına. Ayrılmak isteyen kadını, sevdiğiyle evlenmek isteyen gençleri, geleneksel ahlaka aykırı da olsa istediği gibi yaşamak isteyen insanları ve sırf bu istekleri nedeniyle yakınları tarafından katledildiklerini… "Cinnet geçiren" diye başlayan cümleleri bir düşünün, kurallardan sapanların katledilmelerini onaylamak değil mi bu izah? Toplum birey karşısında iktidar oluyor ve kesiyor cezasını asilerin, devlet gibi… Devlet zihniyetinin yukarıdan aşağı sirayet ettiğinin göstergesi bu durum. Toplumsal algıda insani değerler yönünde seyreden gelişme nedeniyle bu zihniyet tehdit altında olsa da devletin, sistemin, geleneksel kültürün savunucusu katiller, egemenlerin dünyasında muteberliklerini koruyorlar halen.
12 Eylül darbesinin üzerinden otuz üç yıl geçti. Devlet katilleri korumaya devam ediyor. İşimiz ne zor diye düşünüyorum bu kez. Zalim devlet ve iktidar zihniyeti yıkmak, yerine insani değerlerden bir yapı koymak da yetmeyecek. İnsanın zedelenen ruhunu, beynini, yüreğini de insanlaştırmak gerekiyor. Belki o zaman adalet duygusu ya da vicdan aramanın bir anlamı olacak. Belki o zaman, kimsenin çamuruna b.. katmayacak çocuklar.