DİKTATÖR

Bir ülkenin, tek kişi tarafından yönetilmesine diktatörlük, anayasa ve yasalar üstü yetkilerle donanımlı egemen kişiye de diktatör deniyor.

Bu bilimsel tanıma göre Recep Tayyip, tipik bir diktatör, kurduğu Türk-İslam (İhvan) rejimi de diktatörlüktür.

Ancak, Recep Tayyip, son çağ diktatörlerinden farklı olarak, insanların yatak odalarını da yönetmeye kalkışan diktatör tipidir. “Üç çocuk, lan“ haykırışıyla, tekmil gözlere kapalı odaların mahremiyetini berhava eden, yüz yılın ilk ve son diktatörü…

Ancak diktatörlüğün tarihi, eskidir. Başlangıcı antik Roma Cumhuriyetlerine dayanır. Roma’da, olağanüstü yetkilerle donanımlı yüksek memurlara, diktatör deniyordu. İsa Peygamberin doğumundan 508 sene önce, Konsüllere de, birer yıl diktatörlük yetkisi tanındı. Jul Sezar, M.Ö 27 yılında, kendini daimi diktatör ilan etti.

Sezar’dan sonrası diktatör ve diktatörlerin evrensel zinciri olarak uzar. Osmanlı Sultanları evlatlarını, kardeşleri, babalarını de katletme yetkisiyle donanımlı olarak, tarihin en vahşi diktatörler serisindendir.

Engizisyon, kilise ve soylular koalisyonu diktatörlüğünün, evrensel vahşetin olarak sunulur. Oysa çağdaşları Osmanlı’nın, insanları diri diri kazığa geçirme ayini, evrenin tiksindiricidir. Nesimi’ye yapıldığı gibi, insanların diri diri derisini yüzme ve yaraya tuz serpme engizatörlerin bile aklına gelmedi.

Ayrıca diktatörlerin, öldürme ritüelleri farklı farklıdır. Alman Naziler, Hitler’in yöntemleriyle kıvançlanırlardır. Günün Türk-İslamcıları da Kürtlere yapılanlarla iftihar ediyorlar.

Çağların diktatörlükleri boyunca, şarkı söyleme izni için, ölüm orucuyla diktatöre dilekte bulunma olayı ve ölüm döşeğinde eriyerek ölüm, ilk defa Türk-İslam rejiminde yaşandı. Diktatörlük Helin Bölek, İbrahim Gökçek’in naif sesine ses olmadı. Onları görmezlikten geldi. Sonra da ölülerine saldırdı.

“Alçaklığın evrensel tarihi“, diktatörlerle inatlaşmada can verenlerle doludur. Dünyanın unutulmaz direnişçisi Sokrates’dir. Galileo sonra gelir.

Deniz, Yusuf ve Hüseyin son yüz yıl Türk tarihinin en ünlü direnişeçileridir. Teslim olmadıkları için asıldı, onlar.

Kürtlerin tarihi ise teslim olmayanların tarihidir. Selahattin Demirtaş, İdris Baluken’in başını çektiği Kürt siyasetçi ve aydınlar diktatöre temennah çakmadıkları için zindandalar. Türklerden Ahmet Altan ve Osman Kavala da…

Öte yandan diktatör ve diktatörlükler çeşit çeşittir. Babadan oğula geçmedir, bazı diktatörlükler. Askeri darbe, Recep Tayyip gibi bazıları da seçimle geliyor, sonra kalıcılaşıyorlar. Ama lümpen geçmişlerinden kaynaklanan cehalet, aşağılık kompleksi ve kindarlık tümün ortak özelliğidir. Ve tabii korkaklık. Korkularından kurtulmak için öldürüyor, zindan işletmeciliği yapıyorlar.

Huyları da çeşit çeşittir, diktatörlerin. Türk Kenan Evren, güler yüzlü bir diktatördü. Gülerek işkence tezgahlarını idare ediyor, darağaçları çatıyordu. Atatürk hep çatık kaşlı “kurtarıcı“ydı. Recep Tayyip, Latin Amerika’nın kimi diktatörlerini taklitle dindar, hayırseverlik ve sevecenliği ve bayrakseverliği oynuyor.

Oysa, diktatör minyatürleri olan Mafya reislerinden bazıları da bayrağa tapınma rolüne çıkarlar. İtalyan asıllı Amerikalı Al Capone, kalabalıklar önünde tapındığı bayrağı, yalnız kalınca, ayakkabılarını parlatma bezi olarak kullanıyordu.

“Büyük Türk büyüğü“ Recep Tayyip, Bilal’e “paraları kaçır polis geliyor“ talimatı verdikten sonra, bayrağı tapınak yapanlar kervanına katıldı. Türk ırkçısı kesildi.

Yeni hayatında, bu ritüeller gerekliydi, çünkü. Onları yedekleyerek, adım adım da değil, dev sıçramalarla diktatörlüğe koşmaya başladı. Kürt engelini aşmak için, Türk şovenizmini ayaklandıracak bayrağı, ezan, milliyetçilik ve Türklerin bekasını havada sallayarak ölüm seferleri düzenledi. İlk hamlede, “seni başkan yaptırmayacağız“ diyen Selahattin Demirtaşı zindana sürükledi. Kırım, yıkım sonra geldi.

Türk muhalefetine gelince: Meral Akşener, onların zaten sağ şeyi, başka bir deyişle kaburgalarındandı. “Beyaz Toroslar Kraliçesi“ydi, Bulgar Meral.

Görünüşte, Türk kesiminde tek muhalif ses CHP idi. O da, kendi gölgesinden korkanlar elindeydi. Çamuru üstlerine sıçratmama tedbiri diye diye teslim oldular. İslamo Faşizmin yedek lastiği haline geldiler. Türk-İslam Faşizmi inşa edilirken, karşı koyma niteliğinde tek bir kitlesel varlık gösteremedi, CHP. Oysa, Bayar-Menderes diktatörlüğüne karşı destansı mücadelesi ünlüydü. 1970’lerde Milliyetçi cephe Faşizmine direnişi de…

O CHP, artık sadece yardımcıydı. Türk-İslam Faşizmi, Hitler’in Yahudilere, Saddam’ın “Enfal“ adıyla kendi Kürtlerine yaptığının başka versiyonu ile Kürtler kırıp şehirlerini yıkılırken, öldürülemeyen Kürt önder kadrolar zindana çekilirken CHP kör, sağır ve dilsiz de değildi. Gaipten ses verir havalarında, “her türlü teröre karşıyız“ fısıltılarıyla, katile destek sunuyor, gaz veriyordu. “Sonra sıra gelir“ diye düşünmeden…

Diktatör, “beka meselesi“ diye diye Rojava ve parçası Efrîn’i işgale giderken, CHP ardında el sallıyordu. Kürtlerin de gittiği camilerde, Kuran’dan “Fetih Suresi“ okunuyor, minarelerden sela veriliyor, Türk kamuoyu bayraklanıyordu.

Oysa diktatörlüklerde, Berlinli Rahibin anlatışıyla biat etmeyen kimsenin kurtuluşu yoktu. Herkes gününü, sırasını bekliyordu. Dün Kürt seferinde, diktatöre arda duran CHP, bugün kırmızı başlıklı kurdun masasında, menü. Fırdolayı kuşatma altında.

Berlinli rahibin sözü ile artık çık geç. Sıra onlarda. Ancak, Faşizmin sürüleştirmesi nedeniyle, isteseler bile artık, sokağın sahip çıkıp destek sunacak, drijan kitle ruhu da yok, arkalarında.