Diktatörün bin yıllık hesaplaşması

Bugün Kürdistan’da yaşananlar "iç çatışma" boyutlarını çoktan aşmış; Kürt halkına karşı açılmış topyekün bir savaş niteliğine kavuşmuştur.

Silvan, Nusaybin, Silopi, Cizre ve Sur’da yaşananlar; sınırları ve süresi saptanmamış bir savaşın başlatıldığını göstermektedir.

Bunun bir savaş olduğunu, Tayyip Erdoğan’ın kendisi, 6 Ocak’ta yaptığı 18. Muhtarlar toplantısında açıklamıştır; "biz, bin yıldır bu topraklarda yaşamanın bedelini kesintisiz şekilde ödemiş bir milletiz. Bugün oynanan oyunların gerisinde bu coğrafyadaki bin yıllık hesaplaşmalar yatmaktadır."

Tayyip Erdoğan, sorunların kaynağını bin yıl öncesine dayandırmaktadır. 

Peki bin yıl önce ne olmuştu?

Bin yıl öncesi, Türklerin Anadolu’ya giriş tarihi olan 1071’dir. Tayyip Erdoğan, sorunların o günden itibaren başladığını belirtmekte, "özellikle son 200 yılda büyük acılar yaşandığı"ndan söz etmektedir. 

Erdoğan’ın "bin yıllık hesaplaşma" dediği şey; dağdan gelenin bağdakini kovma hikayesidir. Tayyip Erdoğan, bu toprakların asli sahipleri olan Kürt, Ermeni, Asuri-Süryani ve Rum halklarının, sonradan ve dışarıdan gelen Türklere zorluk çıkardığını ve maraza yarattığını belirtmektedir. Diğerlerinin "halledildiğini", şimdi sıranın Kürt halkına geldiğini anlatmaktadır.

Erdoğan’ın sözünü ettiği "son 200 yıl" Osmanlı İmparatorluğu’nun mutlak egemenliğinin zayıfladığı süreçtir ve Erdoğan bu duruma hayıflanmaktadır. Erdoğan, yeni Osmancılık sevdası karşısında, köleliği ve kulluğu kabul etmeyen Kürt halkını düşman ilan ederek bir savaş açmıştır. 

Türk tankları ile Kürt il ve ilçelerini kuşatan; Kürtlerin evlerini yıkarak göçe zorlayan, hasta ve yaralıların tedavilerini engelleyen TSK da bu savaşta Erdoğan’ın milis gücü haline gelmiştir. Türk Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar-Erdoğan ilişkisi; izledikleri yol ve yürüttükleri savaş yöntemleri, Slobodan Miloseviç -Ratko Mladiç ortaklığının tipik bir kopyasıdır. 

Erdoğan yönetimi, tüm Kürtleri hedef alan bu savaşı gizlemeye, bunun "terörizmle mücadele" olduğunu propaganda etmektedir. Kürdistan’daki savaşın ileri kolu işlevi gören AKP basınının dezenformasyonu; MHP ve HÜDA PAR gibi partilerin AKP’nin şubesine dönüşmesi; Doğu Perinçek ve Kemal Burkay gibi unsurların katliamları savunmaları, Erdoğan’ı rahatlatmaktadır. 

Kürdistan’da büyük bir yıkım, katliam ve toplu sürgün yaşanırken Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve uluslararası camianın suskunluğu da Erdoğan’ın yolunu açmaktadır.

Fakat bu görmezden gelme hali ve sessizlik sonsuz değildir. Bu savaş ve uygulamalar kayıt altına alınmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne sunulabilecek binlerce yazılı ve görsel materyal de şimdiden hazırdır.

1 Mart 1992’de başlayan ve 14 Aralık 1995 tarihinde sona eren, yüz binlerce sivilin hayatını kaybettiği Bosna-Hersek savaşı da, BM ve uluslararası güçlerin göz önünde gerçekleşmişti.

Fakat 27 Mayıs 1998 tarihinde Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi, Slobodan Miloseviç ve ekibini savaş suçlusu ilan etti. 1 Nisan 2001 tarihinde Miloseviç tutuklanarak cezaevine konuldu.

Mahkeme başladığında Savaş Suçları Mahkemesi savcısı Thomas Hannis şöyle diyordu; "Bosna savaşında yüz binlerce sivilin öldüğü büyük bir katliam yaşanmış, Sırp güçlerinin katliamları sonucu 800 bin insan evlerinden yurtlarından edilmiş, yaygın ve sistematik cinayet, bombalama, yağmalama ve tecavüzler gerçekleşmiştir. Bu suçları işleyen yönetim, etnik dengelerini değiştirerek, ilelebet Sırbistan’ın kontrolünde kalmasını sağlamaya çalışmıştır."

Tayyip Erdoğan ve ekibinin uygulamalarına ne kadar da benziyor değil mi?

Savcının sözünü ettiği sanıkların başında Erdoğan’ın muadili Slobodan Miloseviç, Ahmet Davutoğlu’nun muadili Radovan Karaciç, Hulusi Akar’ın muadili Sırp Genelkurmay Başkanı Ratko Mladiç’in yanı sıra, katliamda sorumluluğu olan ekibin tamamı yargılandı ve çeşitli cezalara çarptırıldı.

Dememiz o ki, bu rüzgar her zaman böyle esmeyecek. Erdoğan ve destekçileri de öncekiler gibi yenilecek ve mutlaka yargılanacaklardır.