Dilovan Gever   –  Veysel IŞIK

Ömrünü verirsin uğruna hayalini kurduğun, büyüttüğün, şekli şemale erdirdiğin yaşamı. Tane tane anlatırsın. Zaman mekan tanımadan peşinden koşarsın. Vazgeçmek diye bir ahın olmaz. Kilitlenmişsin gideceğin hedefe. Her uykuya daldığında gözlerini o yaşam sevincinle açarsın. Yorulmak nedir bilmezsin. Adım adım büyülü güne yelken açmış öyle uçarsın. Öyle büyülü bir sevinç ki sığacak bir oda, bir sokak, bir mahalle, bir köy ya da daha büyük bir yer bulamazsın. Kendi dünyanda büyülü bir galaksi inşa etmişsin. ‘Bu olanlar bana ait değil, ben onlara ait olsam da’ diyerek koşar adım uçan kuşların peşinden özgürlük abidene yol alırsın.

Sonuca gitmemiş olan hayaller. İnsanı mutlu ve huzurlu eden de sonun olmamasıdır. Ama daha iyisi ve güzeli bir adım ötededir. Önemli olan ona inanmak, hissetmek, solumak, yaşamak ve yaşatmak. Hırçın değildir bizim hayallerimiz. Dokunurken bir nefes gibi hissedersin. Yükseklere kadar uzamış bir meşe ağacının dalında, bir kuşun gagasıyla kurduğu yuvada ve o yuvada gözlerini hayata açmış civciv yavruları gibi zararsızdır bizim arayışımız. ‘Bu kadar acı içerisinde nasıl olurda bu metaneti elden bırakmıyorusun’ diye söylendi kamerayı elinde taşıyan meslektaşı. Beden yere serilmişti. Sonsuzluk hayali şimdi daha da ileriye yelken açtı. O çiçek açmış yüzü ve gülüşüyle veda etti kalem tutan ellere.

‘Acı üstüne acı yaşarız. Her anımız zulmün, işkencenin ve katliamların izleriyle kaplıdır. Bize yapılana öfkeliyiz. Öfkemiz aynı zamanda yapamadıklarımızadır. Zorba değiliz ama zulmede hiç boyun eğmeyiz’ dedi. Uzunca bir süre hevaline bakındı, gözlerinin içine baktı. Sonra yere serili cansız hevalinin gözlerini kapatırken, ‘bana ne söylemek istedi, biz göz göze gelirken’ diye söylendi. Sözcükleri, bakışları ve kahkahasıyla insanın ruhunu okşayan ‘uzun değil, hakkıyla yaşamak’ gerek deyip yola çıkmıştı Geverli Dilan Ölmez. Anı beklemişti. O an geldiğinde kendisi an’dan daha hızlı koşar adımlarla ulaşmıştı Rojava’nın cengine. Kobanê’de dünyanın en çirkin, cani, tecavüzcü ve katil insanlarına karşı büyük bir mücadele yürütmüş ve oradaki yoldaşlarının zaferine ortak olmuştu. Katiller sürüsünün kan kokan yüzlerini Efrîn’de de görmüştü. Bu sefer bir gazeteci olarak onları haber edip, ajanslara ve Tv ekranlarına yansıtmıştı. Soykırımcıların katliam yönü bu sefer Girê Spî’ydi ve Dilovan Gever’i de kamerasıyla yoldaşlarının mevzilerini dolaşmaya karar vermişti. Mevziden mevziye yetişip gül yüzlü çocukların, gençlerin, kadınların ve Şervanların fotoğraflarını, videolarını ve hikayelerini dinlemiş, kayıt altına almıştı.

Hani hikayelerimiz demiştik ya. İşte bu da gerçek bir hikaye. Her Kürdistanlının hayatının bir köşesinde yer alan hikayeler. Hangi Kürdistanlının hayatında yok ki bu hikayeler. Rojava’da masmavi gökyüzünün altında, bir sonbahar günü. Bu günleri kan ve revana çeviren soykırım çeteleri. Bir katili düşünün, her gün ne kadar insanı katlettiğinin gururunu, sevincini ekranlarda paylaşıyor. Kelle sayısıyla böbürleniyor. Onu söylerken yer yarılıp içine girmiyor. Böyle bir şahısla aynı havayı solumak. Aynı gökyüzünün altında yaşamak. Aynı sudan, topraktan, yiyecek ve içecekten beslenmek.

“Aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar; ya ölmeli cellatlar, ya da hiç doğmamalı çocuklar” demişti Che. Uç uçabildiğin kadar. Var olan galaksi hepimizi aynı yörüngede dolaştırıp duruyor. Zor olan cellata tahammül etmek daha öte ona karşı mücadelede gerekleri yerine getirmemektir. Bu sefer Kobanê’de hezimete uğramış çapulcuları da yanına alıp bize soykırım saldırısına kalkmış, zorba zalim işgalciler. ‘Eskerê romê’ ve talancı katilleri. İşte bu katillerin uçakları insan kanına doymamış varil dolusu bombalarla kıymıştı yoldaşımıza.

YPJ Basının da yer alan Dilovan Gever’in (Dîlan Ölmez) 13 Ekim’de Girê Spî’ye düzenlenen Türk hava saldırısında bir grup yoldaşı ile birlikte hayatını kaybetti. O hayatını kaybetti. Ona saldıran soykırımcılar ve işbirlikçileri ise yaşadığı ve yaşayacakları her anı kaybetmeye mahkum olacaklardır.