Diz çökertmek

Korku ve açlıkla ülkeyi yönetenler sükut içinde her şeyi kabullenmiş bir toplum isterler. Mutlak itaate dayalı yönetim isteyenlere karşı çıkanların önce dilini sonra boynunu vurarak susturmak geride kalanları ise korkutup sindirerek önlerinde diz çökmelerini isterler. Bu, mutlak itaate dayalı mutlak teslimiyet isteyenlerin tarih boyunca değişmeden izledikleri politika olmuştur. Zulüm karşısında özgürlüğü düşleyen, onun gerçekleşme mücadelesini verenler “diz çöküp köle gibi yaşamaktansa ayakta onurumuzla ölürüz” diyerek bir duruş ortaya koymuşlardır. Açlık, zulüm, sürgün ve ölüm pahasına direnişi ve onurlu yaşamı tercih edenler her zaman var olmuştur. Geçmişten bu yana tarihin ve mücadelenin diyalektik yasaları özüne bağlı kalarak devam etmektedir.

Kürtlerin özgürlük mücadele tarihinde 5 Nolu Amed Zindan Direnişi’nin ayırt edici yeri vardır. 5 Nolu Zindan, karanlıkla aydınlığın, kölelikle özgürlüğün, teslimiyetle direnişin, onursuzlukla onurun en üst düzeyde karşı karşıya gelip çatıştığı ve birbiri üzerinde üstünlük kurmaya çalıştığı büyük bir irade savaşının yürütüldüğü mücadele bir arenasıydı.

5 Nolu İç Emniyet Komutanı Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran, eğitilmiş uzman bir işkenceciydi. O daha göreve başlar başlamaz “büyük balıkların” peşine düştü. Yani devrimin, özgürlüğün öncüleri ve komutanların peşine düştü. Onları işkenceyle diz çöktürürse gerisi kolaydı! İşkenceci Türk subayının hayali buydu. Ancak umduğuyla bulduğu, hesapladığıyla karşılaştığı hiç de aynı olmadı. Sert direniş kayalarına çarptı. Karşısında özgürlüğün ve direnişin yılmaz savunucuları ve isimsiz serüvencileri vardı. Mazlum Doğan arkadaşın özgürlük kıvılcımı, zulümle tutuşan zindanda bir yangına dönüştü. Ve o ilk kıvılcım, öyle bir yangına ve öyle bir isyana dönüştü ki ne Esat Oktay gibi uzman işkenceciler ne de her yıl Kürt ulusal özgürlük hareketinin bitişine dair tarih veren generaller, başbakanlar, bakanlar terör uzmanları tutuşan bu özgürlük ateşini söndürebildiler.

Başta Kemal Pir arkadaş işkenceci zalimlerin boğazında kalan büyük bir direniş kılıcı oldu. Keza saygı ve minnetle andığımız Sakine (Sara) arkadaş, işkencecilerin diz çöktüremediği onurlu Alevi Kürt kadın duruşu oldu. Çelik suyunu artık almıştı. Hiçbir şey ama hiçbir şey artık tutuşan özgürlük ateşini söndüremezdi.

İsmini özgürlüğün sığınaklarından, dağlarından alan Sara (“Sar” Ermenice “Dağ” demektir) Sakine Cansız arkadaş, Kürt kadın mücadelesinde önemli bir rol oynadı. Teslimiyetin nasıl bir onursuzluk olduğunu büyük bedeller ödeyerek kavrayan sayısız isimsiz kadın arkadaş Amed Zindanlarında onurluca direndi. Kadınlar, direniş kıvılcımını başta Kürdistan dağları olmak üzere zulümle kurutulmaya çalışılan her yere yaydılar.

Saralardan Zilanlara, Beritanlardan Viyanlara, Barbaralardan Beşlere, Gamze Güllerden Ceren ve Aynurlara, günümüzde Leyla Güvenlere uzanan sayısız kadın özgürlük direnişçisi bugüne dek büyük bedeller ödeyerek mücadeleyi sürdürmektedirler.

Üzerine en anlamlı direniş ve sevda türküleri söylenen kadın ismidir, LEYLA. Filistinliler, Kürtler, Araplar sayısız halklar bu güzel ismi aldı ve almaya devam ediyor. Türk düşmanlık hukuku, Leyla Güven nezdinde kadın özgürlük mücadelesini kırmak, ona diz çöktürmek ve onu teslim almak istiyor. Zalimler çok iyi biliyorlar ki; kadınlar diz çökerse özgürlük düşü sakatlanır. Bundandır ki, her zulüm ülkesinde öncelikle kadın iradesine saldırılır. Önce kadın tutsak alınmaya çalışılır. Nasıl ki Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran, Sara arkadaşın direniş ve duruşu karşısında yenildiyse aynı şekilde faşist R.T.Erdoğan rejimi de Leyla Güven şahsında kadınların direniş ve duruşu karşısında yenilecektir. Diz çökertmeye gidenler kadın direnişi karşısında mutlaka diz çökeceklerdir.

Türk’e meclis, üniversite, okul serbest… Türk’e seçmek, seçilmek, temsiliyet serbest… Türk’e başbakan, bakan, diplomat, vali, kaymakam olmak serbest… Türk’e dil, sanat, edebiyat serbest… Kürt’e Kürtçe ıslık çalmak bile yasak. Türk’e gezmek, dolaşmak, yaşamak ve şarkı söylemek serbest ancak Kürt’e kendi renginde giyinmek, stran söylemek bile yasak. Ülkeyi yasak ve korkularla yönetmek isteyenlerin hedefinde Leyla Güven’in olması tesadüfi olmadığı gibi hukuki de değildir. Tamamen faşizan politik bir tercihtir.

Leyla Güven sokakla kürsü direnişini birleştiren onurlu bir Kürt kadınıdır. Sadece meclis kürsüsündeki cesur sözleriyle değil büyük bedel isteyen ölüm orucu direnişiyle de öncülük yapan bir Kürt kadınıdır. Kendisine yıllardır anlatılan sahte demokrasi masallarını artık dinlemek istemeyerek sunulan nimetleri de elinin tersiyle bir kenara iterek direnişin yolunu seçmiştir. Tercihi ve kararlılığı bilinçlidir. Bundan dolayıdır ki binlerce Kürt kadınının, özgürlük sevdalısı insanların haklı saygısını kazanmıştır. Bugün hepimiz her zamandan daha fazla Güvenli Leylayız. Bugün hepimiz her zamandan daha fazla direniş ve onuruz.