Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne

Bu yazının başlığı Emil Michel Cioran’ın 1973’te yazdığı, Metis yayınları tarafından Şubat 2017’de ilk çeviri baskısı yapılan aforizmalarını topladığı kitabının adı. Kitaplarını Fransızca yazan bir Rumen deneme yazarı Cioran. Ancak onu bilge kılan ahlakçılığı. Öyle tanınıyor çünkü: Ahlakçı E.M.Cioran. Kavramların, olguların cirit attığı beyninin doluluğu yakalandığı Alzheimer’la boşalsa da 1934’te yazdığı “Ümitsizliğin Doruklarında”, sonraki tüm yapıtlarının ana babası oldu. Gerisi sanırım daha da sadeleştirilmiş, kolay anlaşılabilir ama muhakemesi zor yapılır cümlelerden ibaret kitaplar… Hepsinin doluluğu bu dünyanın insan eliyle sahip olduğu tüm boşlukları doldurmaya yetecek kadar.

“Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne” adından da anlaşılacağı gibi varlık-yokluk ikilemini dine bağlayan tüm meselleri sorgulayan bir kitap. Yanılsamadan bahsediyor yazar sürekli, yanılsamanın doğurduğu kavramlar ve o kavramların peşinde sürüklenen insanlar itilmiş kakılmış öksüzlük içinde. Yine de dini ve onu doğuran boşluğu reddetmiyor, felsefe tüm bunların üstesinden gelecektir iddiasına saplanıp kalmıyor. Yeri belli, yurdu belli anlatılarla yürüyor. Ne de olsa her şey hiçbir şeyden, hiçbir şey de her şeyden habersiz olamaz bu evrende, değil mi?

“Bir mezarın başında oyun, yalan dolan, şaka, düş gibi sözcükler zihnimize üşüşür. Var olmanın ciddi bir olay olduğunu düşünmek mümkün değil. İşin başında, temelinde bir hile olduğu kesin. Mezarlık kapısının alnacına şunu kazımalı: “hiçbir şey trajik değil. Her şey gerçekdışı.”

Gerçekdışılık insanla birlikte doğan kavramlardan biri. Ortada kabullenilmiş bir gerçek var, dışına çıkma ya da içinde durma hali insanın gerçekle kurduğu bağın sağlamlığına bağlı. Şimdi şu birkaç sene içinde yanı başımızda olup bitiveren ve bizi çoğu kez ağzı açıkken yakalayan olaylar dizini gerçekdışılığın da dışında bir oluşu işaret ediyor. Kendi dilimizde hıçkırabildiğimiz için yaşanan ya da yaşatılanların gerçek olma olasılığı bizi dehşete düşürüyor. Oysa “hiçbir şey trajik değil.” Cenazelerin sürüklenmesi ile açığa çıkan nefretin kendini getirdiği yeri görmemizi sağladığı için insanlık adına trajediden değil, büyük ve kapanmaz bir utançtan söz edebiliriz. 3 aylık bebeğin cinsel istismara uğraması ve ölmesi değil tahrik olan, o kadarında seksüel taraf bulanın insanlığının düştüğü çukurdur bizi dehşete düşüren. 86 yaşındaki kadının da cinsel istismara uğraması 3 aylık bebeğin yarattığı şokun aynısıdır. Demek varlık ve yokluğu bir yaş aralığında olup biten bir şey… 3 aylık bebek ile 86 yaşındaki kadının hareketsizliği, birinin yokluktan varlığa, diğerinin de varlıktan yokluğa yaptığı yolculuktur. O aradaki yaşın sorumluluğu gerçekdışılığı belirliyor. Yıkımı, trajediyi, dehşeti ve zıddı tüm kavramları hayatımıza sokuyor. Politikanın ve politikacıların tüm bu halleri kaşıyıp siyasal yaraya dönüştürmesinden söz etmeyeceğim, o işi siyaset bilimciler her haber bülteninde yeteri kadar yapıyor. 

“Yüzündeki dehşet ifadesini, sırıtışını, korkusunu, tesellisizlik ve saldırganlığını kolay kolay unutmayacağım… Memnun değildi, hayır. Tabutunda bu kadar huzursuz birini hiç görmedim.”

İşte! Ey ahali, trajik bulduğumuz her olayın öznesinin giderken bıraktığı fotoğraf. Ama o dehşet fotoğraflarını önümüze attığında, onu dine havale etmiş, mutlak cezayı gittiği yerde-tez elden gitmesi için edilen dualar ne kadar tuttu, bilinmez- alacağına inanmıştık! Ama o bakın ne yapıyor, sırıtıyor. Huzursuzluğun sırıtışı hem de. Toprak içinde bedeninin çürüyeceği, kurtlar tarafından yok edileceği fikrine yenik düşmüş bir sırıtış. Tanrının diğer tarafta onun için güzel bir armağanı yok. Bu tarafta politikacıların yağladığı ekmekten yemiş, diğer tarafta çiçeklerle karşılanacağını düşünmüş olmalı. 

Eski ve güzeldir şu söz: Yatacak yeri yok! 

Emin olun bugün bize ardı ardına çığlık attıran, şaşırtan ve varlık ile yokluğu sorgulatanların hiçbirinin yatacak yeri yok. Kendi gerçekdışılığını kabullenmiş bir çürümeden başka tanrısı da yok. 

Böyle huzursuz sırıtışlarla geçip gidecekler kurtlar sofrasına. Bunu bilmek bile nasıl rahatlatıcı. Doğmuş olmanın cesareti ölmüş olmanın gerçekliği içinde ufaldı şimdi.

Sırtımızı koltuğa iyice yaslayıp aforizmaların tadını çıkaralım.