Efrîn’de bir isyancı mezarı

Doğduğu topraklara gömülme vasiyetiyle hayata gözlerini yuman Kürt önderi Nurî Dersimî’nin (Baytar Nuri) sürgün gittiği Efrîn’deki mezarı Türk devleti tarafından yıkıldı. 

Koçgiri isyanının ardından soykırıma karşı Dersim’de örgütlemenin liderlerinden Nurî Dersimî, 1938 yılında geldiği Halep, Şam, Ürdün ve Efrîn’de uzun yıllar sürgün hayatı yaşadı. En büyük hayali bir gün tekrar doğduğu ve savaştığı topraklara geri dönmekti. Ama, bu hayalini gerçekleştiremedi.

Sürgün hayatında bulunduğu ve gittiği her yerde Kürt ve Kürdistan mücadelesini sürdüren Dersimi, kimliksiz bir yaşamın ne olduğunu en çok anlayan Kürt isyancısı ve bilgesi oldu.

Son vasiyeti

Baas rejiminin kimlik bile vermediği Kürtlerden biri olan Dersimi, 1972 yılında Efrîn Özerk Kantonu sınırları içinde yer alan Meşal köyünde kendisi ve ailesi için bir mezar yaptırır.

Mezarını yaptırdığı yıl, yazdığı vasiyetinde doğduğu topraklarda gömülmek istediğini söyler. Ama böyle bir imkanın olmamasından kaynaklı bu vasiyeti yerine getirilemez.

22 Ağustos 1973 yılında Efrîn’de yaşamını yitiren Dersimi’nin yanına eşi Feride Dersimi ve yeğeni Mustafa Dersimi’nin cenazeleri de gömüldü.

Mezar taşındaki dörtlük

Kürt ulusal mücadelesinin önderlerinden Dersimi’nin mezar taşında ise kendisine ait şu cümleler yer alıyor:

“Dilbirinê Welat (Ülke’nin yaralısı)

Li ser wê rêya dijwar (Bu çetin yolda)

Min ji kir pir hawar (Bende çok feryat ettim)

Da ji bo we rojek dinya bibe gulbahar (Ta ki sizin için bir gün, dünya gül bahçesine dönene dek).”

Bu sözler ile özlemlerini ve hayallerini dile döken Dersimi’nin Efrîn’in Şera ilçesine bağlı Cefer Cenê köyündeki Henan Ziyaretgahında bulunan mezarı Türk devlet güçlerince yıkıldı. Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde Türk ordusunun ziyaretgahı talan ettiği görülüyor.

Sürgün yılları

Yazar Selim Ferat’a göre Nurî Dersimî, sürgün yıllarında sürekli Türk istihbaratının takibi altındadır. O süreci Ferat şöyle anlatıyor:

“Alişer Efendi ve eşi Zarife’nin başlarının kesilerek Elaziz’e getirilmesinin ardından, İstanbul’a giden Nuri Dersimî, Yunanistan’a geçmek ister. Orada bir Ermeni’nin otelinde kalır; polis takibatındadır. Yunan hükümetinin Türkiye ile yapılan ikili anlaşmalar zemininde kendisini Türkiye’ye iade edeceğini ileten meslekdaşı Sabri Bey’in görüşü onu ikna eder: Mersin’e gider. Oradan bindiği Expres ile Şam’a hareket eder. Tren’de tanımış olduğu Kamil Bey kendisine yardım eder. Şam’a geldiğinde, Santral Otel’inde Mehmet Efendi, Arapça bilmediği için, kendisine soranlar olursa, Kürtdağlı olduğunu söylemesini tembih eder. “Kürtdağı Halep’in Efrîn kazasına ait bir Kürt mıntıkası imiş”.

Türk istihbaratının takibi

Zahmetli ve yoğun bir Türk istihbarat ağı kıskacına takılan Nuri Dersimî, arkadaşı Dr. Nazif, Kamuran ve Celadet Bedirxan Beylerle ve Memduh Selim’le tanışır. Halep’de haftalarca Kürt ve Ermeni ailelerin yanında kalan Dersimî, uzun yıllar boyu Türkiye’ye teslim edilme riskiyle karşı karşıya kalır.

14 Ekim 1938’den sonra Amman’da veteriner olarak çalışmaya başlar. 2 Temmuz 1939’da Amman’a gelen nişanlısı Feride Hanım’la dört gün sonra nikah kıyar.

Dersimi, İdlib, Halep, Azez’de veteriner olarak çalışır. Türkiye’den verilen raporlar, Suriye hükümetini zor durumda bırakır. Baytar Nuri ‘komünist’ olarak görevden uzaklaştırılır. 1950’de ‘Kürdistan Tarihinde Dersim adlı kitabını yazmaya başlar.

Baytar Nuri, Dersim’de üç erkek kardeşini kaybetmişti, hayatta sadece bir kızkardeşi kalmıştı.

Kitapları Öcalan’a verildi

Halep kentinde uzun yıllar kalan Dersimî, burada evlatlık edindiği oğluna mücadele arkadaşı olan Seyid Rıza’nın ismini verir. 1973 yılında hayatını kaybeden Dersimi’nin evlatlık edindiği oğlu Rıza’nın 1991 yılında bir oğlu dünyaya gelir ve Rıza oğluna direnişçi babasının ismi Nurî Dersimî ismini verir. Rojava’da YPG saflarında savaşan Dersimî, Baran Munzur ismini alarak, dedesinin mirasını devam ettirir.

Dersimî, dedesinin Kürdistan’da yürütülen mücadele hakkında kitaplar yazdığını ve bu kitapların Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a verildiğini belirtti ve ekledi: “3-4 tane kitap hazırlamıştı ve eşi Feride’ye teslim etmişti. Ona ‘Eğer Kürtlerin köleliğine başkaldıran bir önderi çıkarsa sen bu kitapları ona vereceksin’ demiş. Zannedersem nenem de 1990’lı yıllarda Bekaa’da Önder Apo’ya teslim ediyor kitapları.”

KÜLTÜR SERVİSİ