Efrîn’in kurtuluşu, Öcalan’ın özgürlüğü ve halkın demokrasi yolunu açmak

Veysi Sarısözen

Evet, tarihimizdeki 1961 “Başgil’e darbe”den sonra şu oldu: Başgil tası tarağı toplayıp yurtdışına gitti ve bir daha da siyasi hayatta en küçük bir rol oynayamadı.

“Gül’e darbeden” sonra da aynı şey oldu: Gül, adaylıktan çekilme açıklamasında, “siyaset defterini kapadığını” söyledi.

Bu darbenin önemi şurada: AKP iktidarı CHP’den “korkmuyor.” Onun asıl korkusu pek çoğunu dışladığı AKP içi muhalefetin “sistem içi bir alternatif” olarak kendisine karşı tutum alması. Çünkü bu olduğunda, küresel bütün güçler, “sistem içi Erdoğansız çözüm” amacıyla kolları sıvayacak ve AKP nasıl Erbakan’ı tasfiye ettiyse, “AKP içi muhalefet” de Erdoğan’ı tasfiye edecekti.

İşte bu korkuyla, tıpkı 15 Temmuz “kontrollü darbesi” gibi, seçimlerde kendisini devirebilecek ve “sistem içi bir çözüm” sağlayacak olan Gül’ü, “seçilemeden” ordu tehdidiyle devirdi. Demiş oldu ki, “sen seçilirsen, ordu seni devirir.”

İlk yazımızda Milli Birlik Komitesi adlı cuntanın üyesi Muzaffer Özdağ’ın oğlu İyi Parti’li Ümit Özdağ’ın da bu “darbedeki” rolünden söz etmiştik. Ü.Özdağ yaptığı açıklamada “Gül bir projeydi, Akşener bu projeyi doğmadan öldürdü” benzeri laflar etmişti. İki gün önce ise İyi Parti Başkanlık Divan’ı Özdağ’ın sinsi sözlerini yanıtlayan şu açıklamayı yaptı:

“Sayın Gül’ün nasıl aday olacağına veya hangi partilerin onu aday olarak destekleyeceğine karışılmasını demokrasiye yönelik bir müdahale olarak mahkûm ediyoruz. Bunların amaçları, seçimlere katılan tüm partilere gözdağı vermektir. Ancak deşifre olmuşlardır.”

İyi Parti aynı zamanda, ordunun gelecekte, yani Erdoğan’ın devrilmesi halinde ne yapacağını da şöyle dile getirdi:

“Yaşanan bu durum, TSK’nın iktidarın çaresizliğine yara bandı olarak kullanılması anlamına gelir ki, bu, asla bağışlanacak ve kabul edilebilecek bir durum değildir. YSK, Saray Koalisyonu’nun TSK desteğini aldığı varsayımından hareket ederek, yeni ve daha orijinal tüm kanunsuzluklara imza atmaya kalkışabilir. Sayın Akar, saray koalisyonu operasyonunda saray sözcüsüne refakat ederek işte bu tür muhtemel tüm kanunsuzluklara zemin hazırlamış olmaktadır.“

“Gül darbesini” “partilere göz dağı vermek” ve ordu vasıtasıyla “tüm kanunsuzluklara zemin hazırlamak” sözleri seçim kampanyası esnasında ve seçim yenilgisi sonrasında rejimin yeni darbelerle iktidarını koruma “kararlığını” dile getiriyor.

Bu seçim faşist diktatörlüğe karşı mücadele seçimidir. O nedenle ben şahsen seçimlerde başarının, diktatörlüğün “seçim planlarını” deşifre etmekten geçtiğini düşünüyorum. Bazı dostlarımız bana “seçimlerin gayrı meşru olduğu” hakkındaki yazılarımın HDP seçmeninde seçim kampanyasına aktif katılımı zayıflatacağını söylüyorlar. Elbette seçimlerle ilgili olarak “bu seçim kararı gayrı meşrudur” demekle yetinirsek, ortaya böyle bir sonuç çıkar. “Ne yaparsak yapalım gitmeyecek” algısını uyandırır. Ama bu yazılarda söylenen bundan ibaret değildir. “Seçmene gerçeği olduğu gibi söylemek”, onu çetin mücadelelere “hazırlamak” demektir. Hiç birimiz özellikle Kürt halkına “kolay bir seçim zaferi” vaat etmemeliyiz. Zaten bu Kürt halkının en son elli yıllık deneyimiyle çelişir. Tersine zorlukları olduğu gibi anlatmalı ve onu “zafer için eskisinden yüz kat daha büyük bir azimle” mücadeleye çağırmalıyız. 2. Dünya Savaşı’nda Britanya Başbakan’ı Churchill halka şöyle hitap etmişti: “Size kan, meşekkat, ter ve göz yaşından başka vaadedecek bir şeyim yok.” Bu sözler ne Britanya ordusunun ve ne de Britanya halklarının moralini bozdu. Evet. Diktatör seçimleri hileyle, zorla, darbeyle ve savaşı daha da tırmandırarak almak için elinden gelen her şeyi yapacaktır. O halde biz de hileye, zora, darbeye ve savaşa karşı elimizden gelenin yüz mislini yapmalıyız. Tehlike büyüktür. Zafer bunu görmeye ve ona göre hazırlanmaya bağlıdır. Rejim ister istemez HDP’ye, yakıp yıkılan ve üç kişinin bile bir araya gelmesine izin verilmeyen Kürdistan’da tam iki ay boyunca seçim kampanyası yapma imkanı tanımak zorunda. Bu büyük bir imkandır. Sezai Temelli ve Pervin Buldan’ın seçim gezileri bunu gösteriyor.

Sistem içi muhalefet hala “kendi başkan adayını” ortaya çıkaramadı. HDP’nin ise adayı Selahattin Demirtaş. Rejim bir önceki seçimde Cumhurbaşkanı adayımızı hapse attı, muhalefetin muhtemel adayını darbeyle safdışı bıraktı. Amacı seçimi zorla, hileyle, darbeyle ve savaşla almak, HDP’yi baraj altında bırakmaktır. O halde şimdi Demirtaş’ın adaylığı etrafında kenetlenme, yüz HDP’liyi Meclise gönderme ve seçim sonuçlarına karşı yapılacak olan darbeyi püskürtme görevlerinin gereğini yapmalıyız. Önümüzde esas hedef “diktatörlüğü devirmektir.” Devrildiği gün Efrîn’in kurtuluş, Öcalan’ın özgürlük ve halkın demokrasi yolu açılır.