Ekolojik farkındalık

Yerin yüzü penceresini yeşil düşlere açan insanlardan uzak. Kuşların sesine uçurtmalarını süren çocuk sevinçlerinden uzak olduğu gibi. Suyun akışında hayat dokuyan aşklara bilgisini ve bedenini pazarlayanların gölgesi düşmüş. Müsabaka sahasında ‘en’leri en çok toplayanların hırıltılı sevinci… Hayatı seçim sahasına çevirip köleliği meşrulaştıranların ışıksız silüetleri…

Zamanın havarisi ağaçlar, ‘yaslı bir kalabalık’ gibi şimdi. Kum saati ile anlamına yaslanmanın mutluluğunu tadan insan, şimdi kum gibi bir bir dökülüyor hırsının girdaplarında. Kum gibi un ufak edip parselliyor hayatı, taşı, toprağı, suyu, rüzgarı, ağacı… Ve toprağa, suya, ağaçlara yaslanan tüm hayatları… Dağların bağrını deliyor, taşın mitolojisinde kurduğu yaşamın değerlerini kırıp parçalıyor. Virüs ile nefesini kestiği yaşamı tehdit etmekle kalmayıp en çok da doğaya ve kadınlara daha fazla sahip olmanın hırsında debeleniyor. Bir kıvılcım ile yaşamın ateşini yakan ve hafızanın bilgeliğini taşıyan kültür ve doğa mirası paranın esiri olmuş insan ile anlamlarından boşanıyor. Virüs ilk iktidar alanı olan kadının ve doğanın katliamı için fırsata dönüştürülüyor.

‘Evde kal’ çağrısı ile sermaye ve iktidar güçleri virüsü fırsat bilip doğayı talan ediyor, halka yasak olan tabiatı kendi talanına açık hale getiriyor. Kadınları çok katmerli bir baskı sistemi ile daha fazla kapatıyor, aile içi şiddeti meşrulaştırıyor. Ev kadın için daha fazla ölüm anlamına geliyor. Buna karşı kadınların varlık, bilinç ve formlarını oluşturma noktasında attığı önemli adımlar var. Ve bu adımları güçlendirme noktasında gelişen önemli bir farkındalık söz konusu. Mor zincir, ‘Birlikte güçlüyüz’ gibi hem sosyal medyada hem de sokaklarda yapılan eylemlerde bunun bir ifadesi oluyor. Elbette bu adımların daha fazla geliştirilmesi gerekiyor. Ancak burada belirtmek istediğimiz husus, kadın özgürlükçü çizgide farkındalık bilincinin geliştiği ve bu anlamda güçlenen bir kadın iradesi geliştiği halde ekolojik farkındalık ve eylem gücünü göstermede bu iradenin çok güçlü bir şekilde oluşturulmadığıdır.

Demokratik ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmamızın en temel bileşenlerinden biri olduğu halde varolan ekolojik duyarsızlığımız ile virüsü fırsat bilerek doğa talanına hız veren devlet aklının stratejik bakan aklı arasında bir karşılaştırma yapalım. Ve sadece korona günlerinde yaptıklarından birkaç örnek verelim. Bugün 12 bin yıllık bir tarihsel ve kültürel mirasa dayanan Hasankeyf’i sular altında bırakan Ilısu Barajı’nın açılışı yapılacak mesela. Sadece yüzde 5’i kazıldığı halde açığa çıkan 550 kültürel ve tarihi miras ve köyler sular altında kalıyor. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapan, isminin anlamı olan kaya gibi bütün saldırılara dayanan Hasankeyf’in sular altında kalışını izledik an be an. Doğa resimlerini paylaşan doğaseverlerimiz ise Ilısu Barajı ile daha rahat fotoğraf çekecekler diye bayram ediyorlar mesela.

1930 yılında katliam ile insansız bırakılan ve hala kemikleri sızlayan bir coğrafyanın en acı kodlarını taşıyan Zilan deresi ise şimdi HES projesi ile yeni bir saldırının hedefinde. Sadece insanın değil doğadaki birçok endemik canlının nefessiz bırakılması için inşa edilen HES’e karşı Zilanlılar, ‘Yaşam çırpınıyor’ diye haykırıyor. Kimileri ise iskan politikası ile oraya yerleştirilen Kırgızların memleketi diye sessiz kalıyor.

Dersim’in Milli Köyü hafızasıyla, dervişlerin ve ziyaretlerin sade dili ile direniyor ve ‘Dağlarımızı, ziyaretlerimizi, ağaçlarımızı rahat bırakın’ diye çırpınırken her ne amaçla olursa olsun buna müsamaha gösteren bilirkişiler zaman kazanma peşinde. Nurhak HES istemiyor… Pazarcık Çöçelli Mahallesi’nin çimento fabrikasına taş ocağı sahası olarak verilmesine karşı çıkan halk, ‘Çöçelli’ye dokunma’ diyor. Diyarbakır surları ile Dicle nehri arasında yer alan ve kültürel bir miras olan Hevsel Bahçeleri millete rağmen Millet Bahçesi yapılmak isteniyor. Tıpkı Salda gölü gibi.

Hopa’da Cankurtaran’a kuş cıvıltılarının ve temiz havanın hakim olmasını isteyen insanlar, ‘Hopa Cankurtaran’a dokunma’ diye sesleniyor. Artvin Yusufeli, Cerattepe ve Murgul’da maden ve HES yapılmak isteniyor. Adana’da 9, Artvin’de 1, Bolu’da 3, Erzurum’da 7; toplamda 14 bin dönümlük alan, yayla alanı olmaktan çıkarılıyor. Kürdistan’da kalekol inşa etmek için ağaç kıyımı yapılıyor. Bursa’nın Nilüfer ilçesinde HES projesi başlıyor. Ordu Fatsa’da altın madeni uğruna yeraltı ve yerüstü suları zehirleniyor. Kaz dağları madenler ve enerji santralleriyle yok ediliyor. Buna karşı çıkan ve yaşamı savunan doğaseverlere para cezası kesiliyor. Bugünlerde ortaya çıkan 2019-2023 Enerji Stratejik planı da KES ve HES diyen politikaların hız kazanacağını gösteriyor.

Devlet aklı stratejik yaklaşırken buna karşı demokratik ekolojik ve kadın özgürlüğüne dayalı bir yaşamı savunan bizler ne yapıyoruz, ne yapmalıyız? Ekolojik farkındalığımızın yetersiz olduğu gerçeği ile yüzleşip, bilinçli ya da bilinçsiz ortağı olduğumuz doğa katliamını durdurmak için sesini duyurmaya çalışan doğaseverlere ses olalım. Geç olmadan…