Elçi’ye uzanan namlu!

Elçi? Tahir Elçi’yi dinlediğimde, hep bir Elçi’yi dinledim.

Adalet’in hukukla ilişkisinin olmadığı Ankara’da konuşurken, giderek Türkler’e unutturulan adaleti dile getirdi.

Diyarbekir’de konuştuğunda, Kürtler’e unutturulmak istenen Barış’ı dile getirdi.

Erdoğan rejimi, Türkiye’de adaletsiz, Kürdistan’da silahlıydı.

Elçi’nin katledilmesiyle, ikinci bir "Vedat Aydın" cinayeti işlendi.

Vedat Aydın, karanlık delhizlerde vuruldu.

Tahir Elçi, meydanın orta yerinde kurşunladı.

Vedat Aydın döneminde, Kürtçe konuşmak resmen yasaktı.

Tahir Elçi döneminde, "resmi olmayan Kürt olmak" yasaklandı.

"Erdoğan’ın Kürtler’i" gibi ucube bir oluşumla birlikte, binlerce "entelektüel Kürt"ün "rehin" alındığı dünyadan uzak kalmasını bilen adamdı, Tahir Elçi.

Roboskî’yi azmettiren, Elçi’nin katledilmesinden de sorumluydu.

Paris’teki katliama imza atanlarla, Elçi’ye kurşun sıkana katl’i azmettiren aynı adres olarak biliniyor.

Ancak Türkiye’de kolonyal faşist demagojinin sokaklardaki fırtınası Davutoğlu’dur ve Davutoğlu, Kürtler’i, Elçi’nin katili ilan edecek kadar ileri gitti, beceriksiz söylevlere imza attı.

Diyarbakır, Suruç;

Daha sonra Ankara Katliamı…

Ve sonunda, Diyarbekir’in alnına sıkılan son kurşun.

Tahir Elçi, ensesinin solundan vuruldu.

Ancak toplumun gözleri önünde katledildi.

Sahne dizaynı, "görenlerin alnına sıkılan kurşun" olarak planlandı.

Kameralara yansıdı.

Seyredenler de beyinlerine sıkılmış kurşunu hissettiler.

Kitle psikolojisine kanıksatılmak istenen, herkesin Erdoğan rejiminin "esiri" olduğu.

Kader, Erdoğan rejimi tarafından tayin edilir.

Bu kederi Ankara’da kanıksamayanlar, evlerinin önünde dayak yer, tutuklanırlar.

Aynı kaderi kanıksamayan Diyarbekir havzasında yaşayanlar, alanen kurşuna dizilirler.

Türkiye’de pratik yaşama yansıyan kelepçedir.

Kürdistan’da namlular konuşur.

Rejim, Kürtler’in kendilerin yabancılaştırmak için yeni savaş konsepti devreye soktu.

Kürdistan’da ilçeler, Vilayetler ablukaya alınıyor, her siyasi Kürt namluyu şakağında hissetsin istiyorlar. Burada planlanan, asimilasyon değil, Kürtler’i kendilerine yabancılaştırma oluyor.

Türkiye’dekilerden ise Kürdistan’a uzak kalmaları buyuruluyor.

Tahir Elçi’nin katledilmesinin bir "son" olmadığı biliniyor.

Ancak, o namlular geçmişte geri tepmedi mi?

Elçi’ye uzanan namlunun adresi bilinmiyor mu?

Bu tarihi haksızlık, adaletsizlik ve savaşın dayatıldığı, coğrafyada, siyasileşen toplumların bilinçlerinin satın alamayacağını bilenler, Elçi’yi vurdular. Tüm bunlara rağmen, us’suzluğun hükmettirilmek istendiği, Diyarbekir’de yaşam devam ediyor.

Ama Erdoğan rejimi ve Türk kolonyalizminin istediği gibi değil.

Ankara, kaybedeceğini biliyor:

Son kurşunu sıkacak kadar korkak ve basiretsiz bir rejimi kabul edecek olanların yaşadığı kentin Diyarbekir olmamayacağını bile bile…

Namluların geri teptiğini göre göre…