Em bibin yek

9 Ocak'ta birçok Kürt sanatçının katılımıyla Almanya'nın Leverkusen kentinde Ulusal Birlik Konseri gerçekleştirilmişti.
  • Birlik olma hasretini bütün yakıcılığıyla hisseden, yaşayan aydın ve sanatçıların umutlarının karşılığını bulacağına inancım tamdır. Çünkü Kürdistanın her dört parçasında yaşayan milyonlarca Kürt buna hasrettir. 

ERGİN KANÎREŞ

Kürt halkı olarak ruhumuzu, düşüncemizi ve yüreğimizi heyecanlandıran bu kaoslu zamanda Kürdistanlı sanatçıların “Em bibin yek “ sloganıyla ulusal birliğe çağrıda bulunması yıllardır yaşanmış zülüm, baskı, sürgün, talan ve parçalanmışlığa karşı iyi bir cevap olsa gerek. Yüzlerce Kürdistanlı sanatçının bir araya gelerek hep birlikte, “Herine pêş” marşını seslendirmesi de apayrı bir duyguydu. Bu anlamda Kürtlerin yıllardır arzulayarak hayalini kurduğu ulasal birlik, dört parça Kürdistan’nın bir yürekte bütünleştiği anın yakın olduğu zaman bugündür. Qazî Muhammed’in de dediği gibi ‘Kurdistan ne çar perçe ye, Kurdistan yek e’ sözün bugün ulusal birlik çağrılarıyla hayat bulacağı andır.
Kapitalist ülkelerin egemenliği altında yaşamanın hüznünden tutalım, topraklarından ve kendi halkından kmlerce uzakta yaşam mücadelesini sürdüren milyonlarca Kürde umut olacak bu sese kulak verilmeli.
Birlik olma hasretini bütün yakıcılığıyla hisseden, yaşayan aydın ve sanatçıların umutlarının karşılığını bulacağına inancım tamdır. Çünkü Kürdistan’ın her dört parçasında yaşayan milyonlarca Kürt buna hasrettir.

Ekmek, su kadar elzem

Birçoğumuz iyi hatırlarız “Ben vatansızlıktan üşüyorum” demişti Ahmet Kaya ve bu hasret sürgündeki hayata yenik düşmesine neden oldu. Her hasret, her yangın aynı gerçeği yansıtıyor. Kürdistan halkı için ulusal birlik ekmek, su kadar elzem ve olmazsa olmaz kabilinde bir zorunluluktur.
Sürgünde de olsak kendi halkımız için tarihi fırsatlar yaratmak elbette ki önemlidir. Bu mücadele halk ve toprak sanatçılığının gerekliliğidir. Kirli amellerin, kirli elleriyle soframızdan eksilmeyen ve kardeş kanının durması dolaysıyla sırtımızdan taşıdığımız yüzyılların kamburluğundan silkinmemiz artık kaçınılmazdır.
Özellikle 1. Dünya savaşından sonra Kürdistan’da parça parça yükselen direnişler ve bu direnişlerin başarısızlığının temel sebebi olan Kürt ulusal birliğinin olmayışından doğan sonuçlar katliam, sürgün ve darağaçları olmuştur. Dört parça Kürdistan’ı halk olarak bunun faturasını en ağır koşullarda ve en ağır şartlarda canımızla ödemedik mi?

Tarihi bir fırsattır

Asimilasyon ve kültürel soykırım politikası, yüz yıldır işledi ve işliyor. Bu anlamda günümüzde Kürt halkının kazanımlarının arkasında olmak, her yönüyle halkımıza böylesi amansız saldırılara karşı birlik olmak tarihi bir fırsattır. Kaldı ki, bu oluşum dört parça Kürdistan’ı uluslararası literatürde daha da güçlü çıkarır.
Aydın ve sanatçılarımız, “Bizler halk olarak her yüzyılda bir daha ağır bir trajediyi yaşamak istemiyoruz” diyerek dört parçadaki toplumuzun vicdanı, dili, sesi olmuş ve tarihi sorumluğun rolünü omuzlarına almıştır.

Aydın ve sanatçıların rolü

Tarihi bilenler iyi biliyorlar ki; dünya tarihindeki önemli devrimlere bakıldığında aydın ve sanatçıların oynadığı rol büyüktür. Özellikle 14. Ve 16. Yüzyılda Rönesans hareketi, Latin Amerika’daki bağımsızlık hareketi ve Fransız devrimi, aydınların toplumun bilincine yerleştirdiği özgürlük, demokrasi ve egemenlik kavramları yavaş yavaş halkların içerisinde yayılıp, benimsetilerek başarıya ulaşmıştır. Aydınların başlattığı aydınlama çağı, zamana yayılmış ama kalıcılığı uzun süre olmuştur. Ben şuna inanıyorum Kürt sanatçı ve aydınlarının ulusal birlik çabası günümüzün Rönesansı ve dünya tarihindeki aydınların oynadığı rol kadar büyük önemdedir.

Tarihten ders çıkarmak

Bilindiği gibi son kaç yıldır Kürdistan’i siyasi partilerin ulusal birlik çalışması devam etmektedir. Ama bir noktadan sonra bir türlü aşılamadığından dolayı tıkanmıştır. Aydınıyla, sanatçısıyla bir olan, sadece dört parça Kürdistan’da değil, bir Kürdün yaşadığı her ülkeden gelen “Em bibin yek“ çağrısına kulak vermemek, görmezlikten gelmek yarın yaşanacak katliamların ve kaybedişlerin sorumlusu olmak, tarihten ders çıkarmamanın en bariz örneği değil midir?
Abartısız söylemek gerekirse; sanatçı ve aydınlarımızın ulusal birliğe çağrısı, kapitalist modernitenin yıllardır asimile etmeye çalıştığı ulusal kültür ve sanatımızın, emperyalist devletlerce sömürülen topraklarımızın, Rojhilhat’ta idam edilen halkımızın , Rojava’da ve Başûr’da Daiş barbarlığına karşı dünyanın gözü önünde destan yazan kahramanların, Türk zindanlarında bedeniyle direnenlerin, tarihin derinliklerinden gelen çığlığıydı aslında.
Bu çığlığa karşı sağır sultan rolünü oynayanların bir gün gerçekten sağır olacağı, o zaman sadece duyu yetilerini tek değil, tarihe karşı insanlıklarını da kaybedecektir.
Özellikle Kürdistan’ın dört parçasında sanatçı ve aydınlarımız bu günden sonra ulusal birlik için seslerini dahada gür ve korkusuzca çıkarmalıdır. Çünkü Kürt halkı yıllardır canı pahasına, korkusuzca yarattığınız eserlere, en barbar zülümkarlara rağmen nasıl okuyup, dinleyip sahip çıkıp koruduysa, bu günde ulusal birlik çağrınıza cesurca bir çıkış vererek, sizlere ve büyütmeye çalıştığınız bu umuda sahip çıkmaktadır.
Sözüm ona bu gün ulusal birlik için çabalamayan, bakalım sonu nasıl olacak deyip bir köşede izleyen, ekonomik çıkarı için kardeş kanının dökülmesini mübah gören, sesini cılız çıkaran, ulusal birlik konserine dahi katılmamak için günlerce düşünmem gerek diyen, kendine halkımın sanatçısıyım, aydınıyım diyenler, yarın yitirileceklerin ve yaşanacak acıların hesabının altından nasıl kalkacaklar şaşıyorum?

Qazi Muhammed’in çağrısı

Son olarak başkenti Mahabad olan Kürdistan Cumhuriyeti’nin lideri Qazi Muhammed’in 31 Mart 1947 yılında Çarçira meydanında idam edilmeden önce vasiyetinin bir kısmını paylaşmak istiyorum: “Ben ömrümün son saatlerini yaşıyorum. Allah aşkına artık birbirinize düşmanlık etmeyin, sırt sırta verin, zorba düşmana ve zalimlere karşı durun. Kendinizi düşmana bedava satmayın.”