Endüstriyalizm tüm canlı yaşamı tehdit ediyor

Bir tekelci ideoloji ve aygıt olarak endüstriyalizm toplumun en temel sorunlarındandır. Derinden sorgulanması gerekir. Sadece ortaya çıkardığı tehlikeler bunun için yeterlidir. Canavarın daha da büyüyüp kontrolden çıkması sorgulanmasını ve hakkında alınması gereken tedbirleri gecikmiş ve anlamsız kılabilir.

Tarım devrimi kadar önem taşıyan endüstri devriminin, binlerce yıllık tarihsel birikim temelinde, 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başlarında niteliksel sıçrama yapıp günümüze kadar inişli çıkışlı seyrini sürdürdüğünü belirtmek mümkündür. Nerede, ne zaman, nasıl duracağı ya da durdurulacağı kestirilememektedir. Bu devrim patlama yapan analitik akıl gibi bir özelliğe sahip olup zaten bu aklın ürünüdür. Sermayenin kesin hâkimiyetindedir. Hiç şüphesiz sermayenin kendisi çoğu endüstriyel araçların mucidi değildir. Ama onları kâr getiren araçlara dönüştürmek için her zaman ivedilikle üzerinde durmuş, gerekli gördüklerini mülkiyetine geçirmiştir. Seri ve ucuza üretmek toplum için büyük bir gelişme imkânıdır. Akıl gibi toplumun hizmetindeki endüstri de değerlidir. Sorun endüstrinin kendisinde değil, kullanılış tarzındadır. Endüstri tıpkı nükleer imkân gibidir. Tekellerin çıkarına kullanıldığında, ekolojik felaketlerden savaşlara kadar yaşamı en çok tehdit eden araca dönüşebilir. Nitekim kâr amaçlı kullanımı günümüzde iyice belirginleştiği gibi çevresel yıkımı hızlandırmıştır. Sanal toplum doğrultusunda hızla yol aldırmaktadır. İnsan organlarının yerini hızla robotlaşma almaktadır. Böyle giderse insanın kendisi de gereksizleşecektir.

Çevrenin bugünkü halinde bile sadece toplumun değil, tüm canlı yaşamın tehdit altına girdiği ortak görüştür. Önemle vurgulamak gerekir ki, bu gidişattan tek başına olgu olarak endüstriyi sorumlu tutmak tam bir saptırmadır. Kendi başına endüstri nötr bir olanaktır. Toplumun varlık gerekçeleriyle bütünleştirilmiş bir endüstri dünyayı insan için, hatta tüm yaşamlar için Üçüncü Doğa haline getirmede belirleyici rol oynayabilir. Böylesi bir potansiyel taşımaktadır. Böyle olursa endüstriyi kutsamak gerekir. Fakat ağırlıklı olarak kâr-sermayenin kontrolüne girerse, dünyayı bir avuç tekelcinin dışında tüm insanlık için cehenneme de çevirebilir. Nitekim günümüzde gidişat esasen bu yönlüdür.

Ne malum ABD’nin imparatorluğu Çin’i merkez seçmesin?

İnsanlığın bu gidişat karşısında derin bir endişeye kapıldığı inkâr edilemez. Endüstriyel tekel toplum üzerinde gerçek imparatorluklar kurmuştur.

Bir tek ABD süper hegemonyasına karşılık, onlarca endüstriyel hegemon vardır. Siyasal-askeri hegemon durdurulsa bile, endüstriyel hegemonlar kolay durdurulamazlar. Çünkü artık onlar da küreselleşmişlerdir. Bir ülke merkez olarak dar gelirse hemen başka bir mekanı, yeni ülkeleri merkezleri haline getirebilirler. Ne malum ABD’nin bir endüstri imparatorluğu yarın Çin’i merkez seçmesin? Koşullar daha elverişli olduktan sonra, bugün bile bunun yavaş yavaş mümkün olduğu gözlemlenmektedir.

Endüstriyalizm tarımı can evinden vurmuştur. İnsan toplumunun asli unsuru, varlık aracı olan tarım, endüstri karşısında büyük yıkım yaşamaktadır. On beş bin yıldır insanlığı var eden bu kutsal faaliyet bugün kendi haline bırakılmıştır. Endüstrinin egemenliğine bırakılmaya hazırlanılmaktadır. Kâr-sermaye güdümlü endüstrinin tarım alanına girmesi sanıldığı gibi seri üretim, bol üretim imkânı olarak yorumlanamaz. Toprak genleriyle oynanmış tohumlar yüzünden, endüstri tekelleri tarafından suni döllenmeyle çocuk sahibi olan bir ana durumuna düşürülecektir. Nasıl ki yabancı bir spermle sağlıklı bir hamilelik, annelik mümkün değilse, genleriyle oynanmış tohumlarla döllendirmek de toprağı iyi bir analık durumuna sokamayacaktır.

Kentler gerçeği kanser gibi büyüyor

Endüstri tekelleri tarıma yönelik bu çılgınlığa hazırlanıyorlar. İnsanlık tarihi belki de en büyük karşıdevrimi tarım alanında yaşayacaktır, hatta yaşamaya başlamıştır bile. Toprak, tarım herhangi bir üretim aracı ve ilişkisi değildir; toplumun ayrılmaz, oynanmaz varlık parçalarıdır. İnsan toplumu ağırlıklı olarak toprak ve tarım üzerinden inşa edilmiştir. Onu bu mekanlardan ve üretimden koparmak, varlığına yönelik en büyük darbeye maruz bırakmaktır. Kanser gibi büyüyen kent gerçeği, daha şimdiden bu tehlikeyi bütün çıplaklığıyla sergilemeye başlamıştır. Kurtuluş büyük ihtimalle ve büyük oranda tersi bir harekette görülmektedir: Kentten toprağa ve tarıma dönüş hareketi. Bu hareketin ana sloganı herhalde ‘varoluş için ya tarım, toprak ya yok olmak’ biçiminde belirlenecektir. Kâr-sermaye endüstriyle toprağı, tarımı bütünleştirip dost, simbiyotik ilişkilerle birbirine bağlamıyor; aralarına dağ gibi çelişkiler yığıp düşmanlaştırıyor.

Toplumdaki sınıfsal, etnik, ulusal ve ideolojik çelişkiler çatışmalar ve savaşlara kadar gidebilir. Fakat bunlar çözülmesi olanaksız çelişkiler değildir. İnsan eliyle inşa edildikleri gibi insan eliyle dağıtılabilirler de. İnsan sermayenin aracı olarak endüstriyle toprak ve tarım arasındaki çelişkiyi kontrol altında tutamaz. Toprak ve tarım milyonlarca yıl ekolojik olarak kendilerini hazırlamışlardır. Bozulmaları halinde insan eliyle inşa edilemezler. İnsan eliyle toprak imali mümkün olmadığı gibi, tarımsal ürünleri ve diğer canlıları, örneğin bitkileri insan eliyle yaratmak da şimdilik olanaklı değildir, olanaklı olması da beklenemez. Zaten bu olanak insan olarak gerçekleşmiştir. Gerçekleşmiş olanı tekrarlamanın anlamı ve imkânı yoktur.

Robotlaştırıcı tarz yaşanılır bir gelecek yaratmaz

Derin bir felsefi konu olduğu için fazla açmayacağım. Firavun piramit tarzı mezarlarla nasıl sözüm ona kendi geleceğini hazırlamak istemişse, endüstriyalizmin robotlaştırıcı tarzı da pek yaşanılır bir gelecek yaratamaz. Bu tarz, insana da saygısızlıktır. Doğa gibi muhteşem bir varlık ortadayken, robot ve kopyalarının ne anlamı ve önemi olabilir? Sermayenin kâr çılgınlığı burada bir kez daha karşımıza çıkıyor. Robotlar en ucuz üretimi gerçekleştirdi diyelim. Peki, kullanıcısı olmadan bunlar neye yarayacak? Endüstriyalizm bu yönüyle toplumu işsiz kılmanın en temel etkenidir, toplumun üretkenliğine karşı sermayenin en büyük silahıdır. Sermaye hem en az işçi çalıştırmada, hem de fiyatlardaki indirimlerle piyasayı dilediği gibi manipüle etmede endüstri silahını sıkça kullanmaktadır. Tekelci fiyatlar işsizliğin temel etkeni olan bunalımları (fazla üretim bunalımları) kaçınılmaz kılmaktadır. Sonuçta çürüyen mallar, işsiz, aç ve yoksul milyonlarca insan bu bunalımların kurbanı olmaktadır.

İkinci doğa olarak toplum ancak milyonlarca yılın ve uygun mekânın ürünü olan çevreyle sıkı bağlantı içinde kendini sürdürebilir. Hiçbir endüstriyel oluşum evrenin harika bir oluşumu olan çevrenin yerini tutamaz. Daha şimdiden yerde, havada, denizde ve uzayda trafik felaket boyutlarına erişmiştir. Fosil yakıtlarla yürüyen endüstri, iklim ve çevreyi sürekli zehirlemektedir. Tüm bu felaketlerin karşılığı iki yüz yıllık kâr birikimidir. Bu birikim bunca tahribatlara değer miydi? Bu yüzden yaşanan tahribatı tarihteki savaşların toplamı yapmadığı gibi, verilen canlı kaybı da ne insan ne de doğa eliyle başka hiçbir olay yüzünden verilmemiştir.

Bir tekelci ideoloji ve aygıt olarak endüstriyalizm toplumun en temel sorunlarındandır. Derinden sorgulanması gerekir. Sadece ortaya çıkardığı tehlikeler bunun için yeterlidir. Canavarın daha da büyüyüp kontrolden çıkması sorgulanmasını ve hakkında alınması gereken tedbirleri gecikmiş ve anlamsız kılabilir. Toplumun kendisi olmaktan çıkmasını ve sanal toplum haline gelmesini engellemek için, bu canavarı tekellerin elinden alarak önce ehlileştirip, sonra toplumun doğasına dost kılmanın tam zamanıdır.

Finans, ticaret ve endüstri üçlüsü…

Endüstriyalizmle mücadele ederken, tekelciliğin endüstriyel tekniğe ideolojik yaklaşımı ve kullanım tarzı ile endüstriyel tekniğin toplumun genel çıkarlarıyla uyumlu yapısı ve kullanım tarzını birbirinden ayırmak, bu doğrultuda yapılacak bilimsel çalışmaların ve geliştirilecek ideolojik mücadelenin en önemli görevidir. Hümanizm (insancıllık) temelinde sosyal ve sınıfsal konumdan bağımsız bir endüstriyalizme karşı mücadele verdiğini idea eden grupların amaçlarına ulaşmaları beklenemez. Bu gruplar objektif olarak amaçlarına ters düşüp, tekelcilik olarak endüstriyalizme hizmet eder duruma gelmekten kurtulamazlar. Endüstriyalizm sanıldığından daha fazla ideolojik, militarist ve sınıfsal karakterdedir; ideoloji olarak bilim ve tekniktir. Hatta bu yönlü kullanımda olan bilim ve tekniğin en tehlikeli boyutlarını temsil eder. Endüstri canavarı kendi başına ortaya çıkmış değildir.

Hatırlayalım: İngiliz burjuvazisi adada, Avrupa’da ve dünyada tarihî emperyalizm hamlesine girişirken, endüstriyalizmi hem örgütleyen hem de en kapsamlı ve hızlı kullanan sınıftı. Endüstriyalizm daha sonra sırasıyla tüm ülke burjuvazilerinin müşterek silahı olmuştur. Finans, ticaret ve endüstri üçlüsü içinde en çok endüstri yüzyılları olan 19. ve 20. yüzyıllarda dünya çapında gerçekleşen burjuva egemenliği bu gerçeği açıkça kanıtlamaktadır.

Dinler iktidar endüstrisine yenik düştü

Reel sosyalist hareketin kapitalist olmayan toplumu gerici olarak ilan etmesi ve sanayi burjuvazisiyle ittifaka stratejik olarak bakması, bilinçli olmasa da amaçlarına tamamen ters düşmesine yol açmıştır. Hatta bu durum reel sosyalist hareketin objektif olarak ihanet anlamına gelen bir konuma düşen hareketler içinde en trajik sonuçları yaşayan bir hareket olmasına neden olmuştur. Tıpkı üç yüz yıl boyunca barış dini olan Hıristiyanlığın daha sonra devlet ve iktidarla ittifak kurup objektif ve çoğunlukla bilinçli olarak amaçlarına ters düşmesinde ve ihanet etmesinde olduğu gibi. Hıristiyanlık da son tahlilde iktidar tekelinin cazibesine kapılarak çıkıştaki amacına ters düşmüş ve uygarlık dini haline gelmekten kurtulamamıştır. İslâmiyet’te olan ise, daha Hz. Muhammed hayattayken yaşanmaya başlanmıştır. Sonuçta iktidar endüstrisine yenik düşmüş oluyorlar.

Trajediler yaşamak istemiyorsak…

Eğer bugün bütün insanlık çevre yıkımı karşısında kıyamet saatleri yakınmış gibi feryat etmeye başlamışsa, endüstriyalizmin yol açtığı tahribatın tarihsel-toplumsal ve sınıfsal boyutlarını benzer hareketler ışığında kavramak, endüstriyalizme karşı mücadeleyi toplumun varlık hareketi olarak benimsemek ve yeni bir kutsal dinsel hareket tarzında mücadele etmek kaçınılmazdır. Ateşi ateşle söndürmek nasıl mümkün değilse, endüstriyalizm batağında yaşamayı sorgulamaksızın ve ondan vazgeçmeksizin de ekolojik mücadele yürütülemez. Yeni Hıristiyanlığın, İslâmiyetin ve reel sosyalizmin yaşadığı trajediler yaşamak istemiyorsak, ders çıkarmamız ve bilimsel-ideolojik, ahlaki-politik mücadeleyi doğru ele almamız gerekir.

“Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü” kitaptan alınmıştır