Erdoğan kimin ‘lider’i?

“Sana kim böyle bir yetki verdi. Bugün Kürt vatandaşların en çok yoğunlaştığı parti AK Parti”.
Bu sözler, Erdoğan tarafından BDP’ye karşı söylendi.
Yabancı birinin Kürtlerle ilgili sarfettiği “perdesi düşük” sözler.
Hala köleliğinin farkına varmamışlarla ilgili sarfedilen, “perdesi yüksek” sözler.
Kürtler’in aşağılanmışlıklarının farkına varması için ısmarlanacak bir “söylevci”nin becerisine sığan laflar.
Türkiye’de Göbels dirilseydi, böyle konuşur muydu bilmiyorum ama, Kürtler’in gözlerinin içine bakarak biri, yukarıdaki cümleleri seslendirse, bana, vakti zamanında Cemal Gürsel’in Diyarbekir’de Kürtler’e hitaben sarfettiklerini hatırlatır:
“Size Kürt diyenlerin yüzüne tükürünüz!”
Yani boşuna söylenmiş sözler değil…
Erdoğan bir dönem önce şunları da eklemiş repartuarına:
“Emperyalist güçler arzularından hiçbir zaman vazgeçmiyorlar, vazgeçmeyecekler. Ezen ve ezilenler muhakkak olacak. Mesele, bu mücadeleyi verebilmektir.”
Bu dizeler M. Kemal’in gölgesinden koparılıp alınmış.
Tümünü düşündüğümde, Türkiye’de başarılı siyaset yapmanın hala, biraz Hitler, az sosyal faşizm, “asil vatandaş Kürtler” söylevleriyle Kürtler’i yükseltirken kırmaya dair bir beceri (!), ve bunların hepsinin adının KEMALİZM olduğunu hatırlarım.
Sanki tarih hep tekerrür eder ve kimse de bundan bıkmaz.
Hep yeni bir rütuşla, kitlelerin ruhuna gem vurulur.
Eğer kitleler bir tabloyu kaldıramayacak kadar bıkkınsa, sosyal laboratuarlarda yeni bir “Türk tipi” üretilir.
Yani, eğer siz de o zeminde zar atıyorsanız, bu oyunda yengi yoktur.
Ve bundandır ki…
Savaşla kanıksatılan bir tarih, ancak devrimle sona erer.
Köklü bir dönüşüm olmadan Türkiye’deki egemen kitle anlayışı değişmez.
Kürdistan’da mutlak bir kopuş olmadan, Kürtler’in kaderi değişmez!
Erdoğan’ın kimin lideri olduğunu sormuştum.
Dağdan kopup gelen, Diyarbekir sokaklarındaki mücadelenin tüm Kürdistan’ı saran ve geriye çarkı mümkün olmayan yeni bir toplumsal mücadelenin yükselmesine zemin teşkil ettiğini defalarca yazdık.
Sonra, öz gücü ve uluslararası denklemler üzerinde yükselen Güney Kürdistan Hükümeti var.
Kürdistan, “as sömürgeci güç Türkiye’den kopmak üzereyken” Erdoğan, Türkiye’nin forsuna dair söyledi başta aktardıklarımı.
Bakın aynı dönemde, Kürtler’in liderlerinden Mesut Barzani görevleriyle ilgili neler söyledi:
“İyi adımlar atıldığına inanıyorum. Sadece Kürdistan bölgesi için değil, Özgürlük Hareketi ve tüm Kürdistan genelinde sağlanmalı… Kürdistan öyle bir konuma ulaşmalı ki uğruna dökülecak kana layık olmalı”.
Erdoğan, Barzani‘nin sözlerinin sigortasının Diyarbekir sokaklarına döşeli milyonların mücadelesine yüklü olduğunu bile bile, Kürtler’in suratına indirdi tokatını.
O, kaybeden Osmanlı’nın yeniden dirilmek isteyen histerisine yüklü tarihin yükünü taşıyor.
Dağdan Diyarbekir merkezli dünyaya yayılan mücadele ise, işgal edilen bir ülkenin Osmanlı’nın devamı “kolonyal faşizm”den kurtuluşun şafağında.
Böyle olunca da, Erdoğan’ın bahsettiği “emperyalizm” Türkiye oluyor; Erdoğan’ın deyimiyle “arzularından hiçbir zaman vazgeçmeyen” o güç.
Diplomatik manevralar bir yana.
BDP’nin meclise dönüşü de bir yana.
Bunlar geçici…
Devam eden bir halkın ve ezilenlerin sosyal ve ulusal mücadelesi.
AKP’nin kuzey Kürdistan’da fiziki ve kültürel kırım üzerinde yükselttiği; buzdolapları, akaryakıt, bulgur hibbesi ve rüşvet üzerine oturttuğu bir “liderlik”in, özgürlüğü ve kurtuluşu için ayaklanan bir halk mücadelesi karşısında ayakta durma gücü var mı?
Bunun yanıtı yakın.
Ancak…
Tüm bunlara rağmen Erdoğan’ı kanıksayanlara sadece hayret etmiyorum.
Onu hala dinleyenler düşürüyor beni hayrete.