Erdoğan rejimi, artık dünyanın meselesidir!..

Geçen yazıda, giriş niteliğinde bir başlangıç ile “Kürt milliyetçiliği"ne değindim. Sonraki yazıda devam edecektim. Fakat, G20 toplantısı ve Avrupa’nın, nihayet Türk diktatöre dokunması üzerine, bu konulara değinmek üzere ara verdim.

Ancak, Türk ırkçı rejimi, sadece Kürt ulusal (milli) ruhunu isyanla havalandırmaya yarayan, yeni icatlarla insanlık dışı marifetlerine devam ediyordu.

Mesela, 5 bin yıllık Kürdistan ismine yeni yasaklar zımbalamak için, kuşları da güldüren komiklikler yapıyorlardı. Türk parlamentosunda, Kürdistan isminin telafuzuna, para cezası kesmeye hazırlanıyor, seçilmişlerin milletvekili olabilmesi için, Türk ırkçılığını yüceltme yemini şart koşuluyordu. 

1925’de idam edilen Şeyh Said, Seid Abdülkadir, Albay Halit Bey’in yargılanmasından sonra, ilk defa Kürt liderlerden Aysel Tuğluk’un yargılandığı mahkemeye, dinleyici alınmıyordu.

Bunlar bir günlük “icat"tı. Ancak arkası da vardı:

Bütün Kürtlerin ulusal duygularını kinle ayaklandıran bir başka yabanilikle, bir yıla yakın zamandan beri, zindanda rehine tutulan Selahaddin Demirtaş, ilk defa mahkemeye çıkarılırken, bilekleri kelepçelenmek isteniyordu. 

Türk Faşizmi işkenceye devam ededursun, bu sırada dünyanın gelişmiş 20 ülke (G20) temsilcisinin Hamburg’da buluşması nedeniyle, kendini seçilmiş Sultan, halkı “reaya" sanıp kulu olarak bilen Recep Erdoğan’ın sokaklardaki nefret haykırışlarında çınlıyordu.

“Diktatör ve katil" diye saydırılarak…

Almanya devleti ise bir çağ belalısını, yer yüzünün son vebalısını tecrit etmeye, insanlardan uzak tutmaya çabalarcasına önlem alıyordu.

"Batı karşı" adı altında uygarlığa kin serpmesini önlemek için, karşı tedbirlere yeni kilitler vuruyor, Türk devletinin geçmişte para kazanmak için, “kelle başı sabit fiyat ile ihraç" ettiği “köle işçiler"le buluşmasını yasaklıyordu.

İroni (şaka) değil. Almanya, Türk Cumhurbaşkanının insanlarla temasını kesmek için, onu “yarı mahpus" gibi otele kapatıp zapt u rapt altında tutuyordu.

Yine soğuk bir şaka gibi ama, Türk ordusu işbirlikçi İslami terör çeteleriyle Kürt köylerine taarruz ederken Erdoğan, G20 katılımcılarına terörizmle mücadele ve dünya barışı üstüne yazılıp eline verilmiş metni okuyordu.

O sırada, Hamburg sokakları savaş alanıydı. Polis gaz bombaları fırlatıyor, su sıkıyor, dünyanın dört bir yanından gelmiş tekelci kapitalizm karşıtı göstericiler, karşılık veriyorlardı.

Öbür yanda, şehrin bir başka köşesinde uluslararası 70 kurumun katılımıyla düzenlenen alternatif (karşıt) toplantıda konuşan Rojava Halk Meclisi Eşbaşkanı Sinem Muhammed, “Erdoğan burada ağırlanırken, onun tank ve topları topraklarımızı bombalıyor” diye haykırıyordu.

Ama G20’lilerden kimse Erdoğan’a “sen Kürdistan’da neler yaptın bakim?” demiyordu.

Çünkü herkes bir şeyler satmaya ya da başka avantalar elde etme davasındaydı. Çıkar söz konusu ise gerisi ayrıntıdır, kuralı kapitalizmin karakteriydi.

Almanya Başbakanı Merkel bile, Erdoğan’ın Nazi sövgüleri konusunda hafıza kaybına uğramış rollerine girmiş, onu kabul edip elini sıkmış, söylediklerine katlanmıştı.

Erdoğan ise hem kapı kapı dolaşıp “ver eli öpim” diyor, hem de alttan alta ısırıyordu. Erdoğan Hamburg yolculuğuna çıkarken, Batının vicdanı olan Uluslararası Af Örgütü ve bağlı kuruluşlarının toplantısı Türk polisince basılıyor, insan hakları savunucuları terörist suçlamasıyla kelepçelenip götürülüyorlardı.

Çıkar suskunluğu onu kötülüğe teşvik edip cesaretlendire dursun, neyseki Avrupa Parlamentosu, üyelerden kimseye mal etmeden, başka bir deyişle çaktırmadan ona ipin ucunu gösteriyor, tarihinde ilk defa TC’nin kişiliğinde, bir ülkenin üyelik görüşmelerini askıya alınmasını öngören isteği onaylıyordu.

Hollanda Parlamentosu ise Türk Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’in ülkeye girişini yasaklıyordu.

Bunlar Recep Erdoğan, G20’ler toplantısındayken oluyordu.

Demek ki, Erdoğan sadece yerel ya da bölgesel sorun değildi. O artık dünya için sorun, kurduğu dehşet rejimi de artık dünyanın meselesiydi.

Avrupa Parlamentosunun kararı, birilerinin özel öfkesinin sonucu değildi. G20’liler toplantısındaki soğuk tebesümler bunu gösteriyordu.

Ve, dünyanın meselesi haline gelen hiç bir diktatör uzun ömürlü olamadı, bugüne kadar…