Erdoğan ve seçim savaşı

Erdoğan’ın Türkiye siyasi hayatındaki yerini değerlendirirken hakkını da teslim edelim. Kimi kritik konularda yakın çevresine rağmen sergilediği kararlı yaklaşım ve açık sözlülüğü göz ardı edilmemelidir. Ancak gelinen noktada yapısal bir dönüşüm gerçekleşmemiş ve kişilerin geleceği kurumsal mekanizmaların önüne geçmiştir.

Erdoğan’ın siyasi geleceği, Türkiye’nin geleceğini etkileyecek ana faktör konumundaysa, bunu kişisel başarı olarak okuyabileceğiniz gibi tersine yapısal, kurumsal zayıflık ve risk bağlamında da ele alabilirsiniz. Kişilerin yetenek ve başarıları toplumsal ya da siyasal gelişmelerin önünü açarken bu durumu olağan görebilirsiniz. Ancak durum tersine döndüğünde yani kişisel zaaflar, hırslar siyasal organizasyonlara zarar vermeye başladığında da faturanın kişilere kesilmesi kaçınılmaz olur. Bu durumu siyasi liderler ve yakın çevreleri birlikte hazırlarlar.

Bırakın başkanlık sistemine geçecek parlamento temsilini yakalamayı, tek başına hükümet kurmanın bile riske girdiği bir seçime olağan şartlarda gideceğimizi kimsenin düşünmüyordur. Ne pahasına olursa olsun HDP’yi baraj altında bırakma operasyonları bu sürecin olmazsa olmazı gibi gözükmektedir. HDP’nin barajı aşmasının çözüm ve barış süreçlerini hızlandıracağını, kolaylaştıracağını düşünenlerle, Erdoğan’ın konumunun güvenceye alınmasının en öncelikli konu olduğunu düşünenler arasında bir hesap farklılığı olacağı açıktır. HDP’nin seçim sınavı, bu iki eğilimden hangisinin devlet içinde daha  etkili olacağını da uluslararası arenada kimin tezinin daha fazla taraftar bulacağını da test edecek bir toplumsal ve siyasal dinamik haline gelmiştir.

HDP’nin, bir kısmı Erdoğan korkusundan kaynaklansa da farklı çevrelerden alacağı desteği sabote edecek davranış ve söylemler bu sürecin geleceğini şekillendirecek temel unsurdur. Bu açıdan özellikle dindar, Alevi yada milliyetçi çevrelerle gerilime neden olacak iklim ve  ortamlara fırsat verilmemelidir.

Erdoğan’ın “Kürt sorunu yok, daha ne istiyorlar” mesajının  muhtemel ekonomik krizin faturasını Kürtlere kesme oyununa zemin oluşturması durumunda, seçim fiilen bir savaşa dönüşecektir. Oysa seçim, bir boyutu ile de kavgaları, çatışmaları, savaşları önlemek içindir ve bunu başardığı ölçüde anlamlıdır. Temsil ve katılım kavramları bu nedenle demokrasinin ayaklarını oluşturur.

Seçimler son derece önemlidir. Türkiye’nin demokrasi talebi gittikçe güçlenen kesimleri için ifade ettiği önem elbette bu çevrelerin tercihlerine yansıyacaktır. 

Seçim ittifakları bu nedenle vekillik paylaşımının ötesinde, toplumsal buluşmalara zemin oluşturduğu ölçüde kalıcı ve anlamlı olacaktır.

Harp Akademileri’nde yaptığı konuşma ile “Ergenekon ve Balyoz davalarında kandırıldığını” iddia ve ilan eden Erdoğan, aslında yeni ittifak arayışlarını da tescillemek istemektedir.

Newroz’un onurlu bir barışa doğru atılacak güçlü bir adıma dönüşmesi kararlılık ve tutarlılık gerektirir. Seçim sınavının sandık örgütlemesinden aday belirlenmesine kadar savaş ciddiyetinde ele alınması artık bir zorunluluktur. Seçim yarışının muhatabı, tarafsız olması gereken konumuna rağmen 7 Haziran’a böyle bakmakta, buna uygun yaklaşmakta ve bu ölçekte hazırlanmaktadır.