Erdoğan-Bahçeli terörizmine karşı direniş, tecride son!

Erdoğan-Bahçeli terörist diktatörlüğü iyice zıvanadan çıkıyor. Her gün yeni bir tutuklama furyasıyla insanlar zindanlara dolduruluyor. Mahkeme açılana kadar yıllar geçiyor. Böylece Erdoğan rakip gördüklerini zindanlara atıyor, işkence yaptırıyor. Ağır hapis cezalarına mahkûm ettiriyor. Bu hukuk dışı uygulamalar ceza değil, keyfi olarak yapılan zulümdür.

2013’te Gezi Direnişi, 2014’te Kobanê direnişi ve 7 Haziran 2015 seçimleri Erdoğan’ın kaybetme ve hesap verme korkusunu zirveye çıkardı. O günlerden beri Erdoğan rakip gördüklerini düşman ilan ediyor ve imha savaşı açıyor. Borazan haline getirdiği medya kılığındaki tetikçiler tutuyor, hedef gösteriyor. Emrindeki güvenlik güçleri ve yargı da vuruyor, çakıyor.

Başta Erdoğan olmak üzere “Çamur İttifakı”nın hiçbir ferdi hukuk-yasa tanımıyor. Erdoğan daha önce Anayasa mahkemesine rest çekmişti. Şimdi de AİHM kararlarını tanımıyor. Hukuka karşı hile yoluna başvurup Demirtaş’ı serbest bıraktırmıyor.

7 Haziran 2015 seçimleri Erdoğan’ın açıkça kaybettiği ilk seçim oldu. Tek parti-tek adam diktası hukuken olanaksız hale geldi. Erdoğan her türlü vesayetçi ve statükocu ile birleşip diktasını ilan etti. Çakma darbeye karşı ilan edildiği söylenen OHAL yasalarıyla bu diktatörlüğünü tahkim etti. Geleneksel devlet bürokrasisi, MHP gibi partiler açıkça, diğer partiler de utangaçça “devletin bekası” diyerek Erdoğan diktasına destek oldular. Her şey kitabına uydurulmuş ve diktatörlük kışladan camiye kadar her yere hakim olmuştu. Ama bir de sokak vardı.

İşçiler, aydınlar, gençler sokağa dökülmeye başladı. Erdoğan diktatörlüğü her kıpırdanışı kendi diktası için bir tehlike kaynağı olarak gördüğü için vahşice saldırıyor. Çünkü her direnişte her itirazda kendi diktasının hazin sonunu görüyor.

Yıllardır çocuklarının cenazesini isteyen ve bu amaçla slogan bile atmadan en pasif nöbet-oturma eylemi yapan kayıp yakınlarına, Cumartesi Annelerine vahşice saldırmaları ve zorbalıkla engellemeleri korkularını gösteriyor.

Savaşa-işgale karşı dilekçe veren akademisyenler zindanlara dolduruldu. Aynı gerekçeyle eylem yapan üniversite öğrencilerine “Komünistlere okuma hakkı vermeyeceğiz” diye saldıran gene Erdoğan’dı.

3. Hava limanı işçilerinin, TOKİ işçilerinin direnişlerine kudurmuş gibi saldırdılar. Bu arada birçok işyerinde direnişler başladı. İşçiler insanlık dışı çalışma koşullarına, iş cinayetlerinde can vermeye karşı birçok yerde direniyor. Direnişe geçen işyeri sayısı her gün artıyor.

HES’lere, RES’lere ve JES’lere karşı halkın ve çevreci akımların direnişleri birbirini takip ediyor.

Toplumun her kesiminde diktatörlüğe karşı büyük bir öfkenin birikmiş olduğu ve her an yeniden patlayabilecek toplumsal bir cephaneliğe döndüğü görülüyor. Bu cephane patladığında ilk uçuracağı hedef bu insanlık dışı zalim diktatörlüktür.

İşte bu korkuyla saldırıyorlar.

31 Mart yerel seçimleri yaklaşırken hem gündem saptırmak hem de muhalefeti susturmak için her yola başvuruyorlar. Tek dertleri kendilerini ve kayyımlarını kurtarmaktır. Çünkü devletin olmasa da Erdoğan-Bahçeli diktasının beka sorunu ve hesap verme korkusu vardır.

HDP’li vekiller, yöneticiler, üyeler yetmedi, oy veren-verecek olan halka da saldırıyorlar.

Gezi direnişi, diyalog-müzakere-çözüm süreci yeniden yeniden gündeme getirilip bu süreçlerde S. Süreyya Önder, Osman Kavala gibi çaba gösterenler sudan iddialarla tutuklanıyor.

Amaçları hem geçmişteki direnişlerden diş biledikleri insanlardan intikam almak hem de yeni direnişleri engellemek için halka gözdağı vermektir.

Yoksa oturma eylemi yapan kayıp yakınlarına, açlık grevi yapan tutsaklara ve yakınlarına, imza kampanyası yapan aydınlara bu kadar vahşetle saldırırlar mıydı?

Ne yaparlarsa yapsınlar, halkın direnişinin yükselmesini, diktatörlüğün yıkılışını engelleyemeyecekler.

Zindanlarda başlayan ve dışarıya taşan yeni açlık grevleri dalgası bu direnişlerin habercisidir.

Bütün bu direnişler sel olup önündeki bütün bentleri yıkabilir, yıkacaktır. Korkuları budur ve korkmakta haklıdırlar.

Bıçak girdiği yerden çıkarmış. Mademki bütün bu belalar Sayın Öcalan’a uygulanan ve zulümden başka bir şey olmayan hukuk dışı tecritle başladı, ilk adım olarak tecride derhal son verilmelidir.