Erdoğan için korona bakteriyolojik silahtır

HDP’nin sekiz belediyesine, Kornoravirüsünün ortalığı kasıp kavurduğu şu sırada el koymak ve belediye eşbaşkanlarını göz altına almak ne anlama geliyor?

Soylu denilen şahıs, “sokağa çıkma yasağı”ndan nihayet söz etti. “Sokağa çıkma yasağı da, OHAL de gündemde yok” lafını çöpe attı. Tıpkı taammüden cinayet işlemeye hazırlanan bir seri katil gibi, sinsi adımlarla amacına doğru ilerliyor. İnsanları çaresiz bırakarak, faşist rejimi kurtarmak için işleyeceği cinayeti “salgınla savaş” diyerek topluma kabul ettirme planını alçakça uygulamaya koyuyor.

İktidar ne yapmak istiyor?

Kürdistan’a bu defa “virüs” silahıyla saldırmaya hazırlanıyor. Bu virüsü “bakteriyolojik silah” olarak kullanması artık an meselesi.

İşe hapishanelerden başladı bile. “Kendi katillerini”, “kendi tecavüzcülerini”, “kendi haydutlarını” kurtaracak ve zindanlardaki ayrımsız tüm muhalifleri, başta PKK’li tutsakları, HDP’nin Eşbaşkanlarını, vekillerini, Belediye Eşbaşkanlarını, parti üyelerini, aynı zamanda Cemaat üyesi insanlarını, onların tutuklu eşlerini ve zindandaki çocuklarını, 15 Temmuz çakma darbesinden hapsedilen NATO’cu generalleri, subayları, yargıçları, savcıları, polisleri, avukatları ve gazetecileri ve şu andan başlayarak tutuklayacağı herkesi öldürecek.

Onbinlerce insan söz konusudur: Hapisane “jenosidi” gündemde.

PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın hayatı tehlikede. İmralı’da hijyen önlemlerindeki en küçük bir zayıflatma, onun hayatına mal olur. Ve hiç kimse İmralı’daki cellatların böyle bir alçaklık yapmayacağından emin olamaz. Öcalan’ı İmralı’da devletin elinde bırakmak onun ölümüne davetiye çıkartmaktır.

Ve bu gelişmelerin yanı sıra Kürdistan’da halkın özgürlüğüne yönelttiği saldırıyı Kürt’ün sağlığına karşı da yöneltecek. Göç ettiremediği nüfusun birkaç yüzbinini “virüse” karşı korumasız bırakarak yok ettiği zaman hedefine ulaşacak. 90’ların deneyimli, bilinçli, örgütlü yaşlı Kürt nüfusunun ortadan kalkması söz konusudur. Evlatları şehit düşmüş, Beyaz Tülbentli yaşlı annelerin yok edilmesi Kürdistan’ın ruhunu öldürmek olacaktır.

Şimdi rejimin gerçek karakterini henüz anlamamış olan namuslu insanlar soruyor: Neden Erdoğan ve ortakları siyasi savaşa ara vermiyor? Neden herkes virüse karşı halkı savunmak için el ele vermiyor?”

Sorular yerindedir, ama anlamsızdır.

Kürt soykırımı için faşist rejimin eline tarihin en büyük fırsatı geçmiş bulunuyor. Bunu kullanacaklardır.

Zaten önemli kısmı gasp edilmiş belediyelere salgının tırmandığı şu sırada yeni bir kayyım dalgasıyla saldırılmasının ve zaten durmayan tutuklama operasyonlarının hızlandırılması boşuna değildir. Virüs insanları evlere kapadı, HDP her türlü sokak eylemlerini haklı olarak durdurdu. Meydan Soylu’nun soykırımcı katillerine kaldı. Şimdi evlerine kapanan halka devletten medet yok. Biricik medet halkın seçtiği Belediyeler. Onlar halka parasız elektrik, su, yakıt sağlayabilir. Uluslararası dayanışmayla enfekte olan Kürt halkına sağlık yardımı yapabilir. Belediyelerin etrafında örgütlenen doktorlar, hemşireler yaşlı ve hasta insanların yardımına koşabilir.

İşte şimdi Erdoğan rejimi “virüsle ve jenosidle mücadele eden” son dayanak noktalarını havaya uçuruyor, halkı virüse karşı savunmasız hale getiriyor.

Bir an şöyle düşünün: Sokağa çıkma yasağı ve OHAL ilan edildiği gün, şu andaki soykırım saldırıları nasıl bir düzeye tırmanır? Medyanın son kırıntıları susturulduğunda, özgür medya ajansları yok edildiği, internete kilit vurulduğu, telefon iletişimi durdurulduğu gün kapıları kırılarak işkenceden geçirilen, vurulan, yaralanan, tutuklanan insanların sesi duyulmaz. Sokaklara salınan kontralar, korucular, yağmacılar akla hayale gelmedik namussuzlukları, soygunları, cinayetleri devletin sağladığı güvenceyle yapar.

O halde CHP’ye, İyi Partiye, Gelecek Partisine, Deva Partisine, Saadet Partisine sesleniyorum:

Salgını durdurmak için başka bir çare kalmasa da, sokağa çıkma ve OHAL ölüme karşı zorunluluk haline gelse bile, Erdoğan’ın eline böyle bir silah vermek, Kürt halkına karşı işlenecek cinayetlere ortak olmak demektir.

“Virüse karşı sokağa çıkma ve OHAL ilan etmek” eğer son çare haline gelirse, bu silahın Kürt halkına, muhalefete, yaşlı nüfusa karşı kullanılmasını önlemenin biricik yolu, sokağa çıkma ve OHAL yetkilerini Saray’ın elinden almak, bu silahı halka karşı değil, virüse karşı etkili şekilde kullanmak için TBMM’ye, TBMM’de bütün partilerin eşit temsil edileceği, başta TTB’nin, Baroların v.s. katılacağı “olağanüstü bir komiteye” tüm yetkilerin devredilmesi gerekir.

Bu gerçekçi bir yol mudur?

İlk bakışta değildir.

Ama tehlike tüm halka duyurulabilirse, Erdoğan rejiminin yaşlı nüfusu, Kürt nüfusunu, tüm muhalefeti, hatta batı yanlısı sermayeyi yok etme tehdidi halkın bilincine çıkarılabilirse, bu yol gerçekçi bir yol haline gelebilir.