Erdoğan ve ailesinin kaderi 24 Haziran’a bağlı

24 Haziran seçimlerinin önceki seçimlerden farklı olduğunu herkes görüyor.

Bu farklılık seçimin matematiksel sonuçları ile ilgili değil.
“Yazı da gelse tura da gelse” Tayyip Erdoğan hanedanlığı bakımından, 24 Haziran sonun başlangıcı olacak bir nitelik taşıyor.

Erdoğan için tümüyle ve ezici bir mağlubiyet değil; en küçük bir tökezleme dahi, kendisi ve aile fertlerinin işledikleri sayısız suç ve kanunsuz işleri nedeniyle, bir yargılama sürecinin başlangıcı olacaktır. Erdoğan da çevresi de bu durumun farkındadır. Muhalefetin rahatlığı, Erdoğan ve AKP yöneticilerinin gergin ve saldırgan halleri bu gerçekle ilintilidir.

Bu huzursuzluğu Erdoğan’dan önce ve daha yoğun bir şekilde, basındaki elamanları yaşıyor.

Sabah, Yeni Şafak, Akit gazetelerini ve AKP televizyonlarını izlerseniz, bu yenilgi psikolojisini, korku ve panik halini rahatlıkla görebilirsiniz.

Şimdiye kadar Erdoğan’ın tetikçiliğini yapan gazeteciler de AKP’nin düşüşünü ve yenilgiyi görüyor. Bu nedenle birçoğu şimdiden arınma ve günah çıkarma faaliyetine başladı. AKP iktidarındaki yolsuzlukları, entrika, kadrolaşma ve çeteleşmeyi kendileri itiraf etmeye başladılar.

Seçim hazırlığı kapsamında, Demirören’e Ziraat Bankası’ndan kredi vererek, Doğan Medya’yı satın alan Tayyip Erdoğan’ın, artık kendi medyasını kontrol edemediği anlaşılıyor.

Geçen hafta yazılanlar…

Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk’ün, 27 Nisan tarihli yazısı;
“Eskiden seçim dediğimizde ilk önce bürokraside, sonra şehirlerde büyük dalgalanmalar olurdu. Milletvekili olmak isteyen ‘deve dişi’ gibi kuvvetli isimlerin neden olduğu dalgalanmaydı bu. Kulisler ateş gibi yanar, her tarafta hummalı görüşmeler olurdu.

Tabii herkes genel başkanların peşinde, bir o yana bir bu yana sürüklenir dururdu.

AK Parti en gözde parti olduğundan, doğal olarak genel merkez umre ziyaretine gelmiş hacı adayları gibi insanlarla dolup taşardı. Bir genel başkan yardımcısından ‘olur’ almak için saatlerce uğraşırdı insanlar.

Şimdi bakıyorum da Ankara bürokrasisi o kadar da hareketli değil. Bırakın deve dişini, ‘kuzu dişi’ kuvvetinde insanlar bile istifa etmemiş. Bu düşünce iş dünyasında, sanat dünyasında aynıdır sanırım.

…Bu kadar kısa süre içinde AK Parti’nin düşen marka değerini yükseltebilirler mi bilemiyorum”

Hilal Kaplan da büyük çöküşün ve 24 Haziran’da AKP’yi bekleyen ‘büyük tehlike’nin farkında;

“Seçmen davranışlarını memnuniyetlerden ziyade memnuniyetsizlikler motive eder.

16 yıldır yapılan hizmetlerden çok, tecrübe ettiği sıkıntılardan iktidarı sorumlu tutup, sandıkta Erdoğan’a oy verirken Ak Parti’ye mesaj verme amaçlı oy vermeme davranışı içine girilebilir. Bu, 24 Haziran’da Ak Parti’yi bekleyen en büyük tehlikedir. Zira eminim sizler de son dönemde “Erdoğan’ı destekliyorum ama Ak Parti’yi değil” kalıbını duymuşsunuzdur.

İnsanın olduğu yerde hata kaçınılmazdır.

Bu sebeple Ak Parti algısı, zaman içinde bazı belediyelerdeki beceriksizlikler, kadro seçiminde liyakâtin önüne klikçilik ve nepotizmin konması ile birtakım duyarsız ve umarsız milletvekilleri sebebiyle zarar gördü.” (Sabah, 30 Nisan)

2 Mayıs tarihli Akit başyazarı Abdurrahman Dilipak da milletvekilliği başvurularındaki düşüklüğü ve “düşen marka” meselesini açmış. Dilipak, AKP’nin nasıl bir parti olduğunu, AKP’den aday olanların niteliğini, il ve ilçe yöneticilerinin durumunu tane tane anlatmış;

“…Para ve kadın ilişkisi artık şüyuu vukuundan beter bir hadise haline gelmiş. Metresine kadro vermiş, yol ve otel parasını da devlete ödetiyor anlayacağınız ve bunlar her kademede ve her yerde varlar. Şimdi bunların bir kısmı aday olma peşinde. Ve tabi yiyici takımdan birileri.

… İl ve ilçeleri kendi arasında parsellemiş çeteler var. Yerel teşkilat, yerel yönetim, milletvekili, iş adamı, merkezi hükümet ve merkezi teşkilat, aralarında bürokrasiden birilerini de alıp bir çete kuruyorlar. Onların izni olmadan kapıcı bile alınmıyor, bırakın ihale almayı. Basını, STK’yı teslim almak istiyorlar. İlahlık ve Rablik taslıyorlar adeta topluma! Bunlar zamane firavunları!”

Seçimlere gidilirken başta HDP olmak üzere tüm muhalefetin özgüven patlaması içinde olması, Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin ise büyük bir telaş ve kaygı psikolojisi içinde olmaları, AKP yazarlarının da artık itiraf ettiği gerçeklerle ilintilidir.

Erdoğan ve AKP/MHP iktidarı, demokratik koşullarda yüz kez seçime girse yüz kez kaybeder bir duruma gelmiştir. Bu nedenle seçim hile ve entrikaları dışında ellerinde hiçbir ‘imkan’ kalmamıştır. Muhalefet de bir bütün olarak bu gerçeği görmektedir. Bu nedenle 24 Haziran seçimlerinde oy sayımı, sandıkların açılması ve korunması konusunda ittifak yapmış, birleşik ve örgütlü bir muhalefet olacaktır.