Erdoğan ve Bahçeli’nin Kürt soykırımını tamamlama savaşı / Zeki AKIL

Faşist ve Kürt düşmanı Türk devletinin saldırıları aralıksız sürüyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük hava saldırısı diye 15 Haziran saldırılarını medyaya verdiler. Şengal’den Mexmûr’a ve Heftenîn’e kadar olan bölgeleri bombaladılar. Esas olarak da Heftenîn’e yoğunlaştılar. Güney’in kendileri için önemli ve stratejik alanlarını ele geçirip gerillanın Güney’de barınamaz hale getirilmesi hedefleniyor. Bu saldırılar yeni değil. Ancak AKP ve MHP faşist hükümeti diğerlerinin başaramadığı Kürt soykırımını başarmak ve tamamlamak istiyor. Ergenekon, MHP ve AKP ittifakının kuruluş gerekçesi budur. Bu hedefe ulaşmak için Kürdistan’ın üç parçasında açık bir saldırı halindeler.

23 Haziran’da Türk SİHA’sı Kobanê’de 3 kadına karşı bir suikast düzenledi. Bu bölgelerin hava savunması Rusya’ya ait. ABD ile vardıkları anlaşma gereği bu bölge Rusya’ya bırakılmış. Ayrıca Özerk yönetimle yapılan anlaşma gereği Rus birlikleri Suriye güçleriyle birlikte sınır güvenliğini devralmışlar. Kobanê dahil bütün bölge Suriye devletinin sınırları içindedir. Suriye’ye ait Kobanê’nin bir köyüne Türk uçakları gelip saldırı düzenliyor ve kadınları hedefliyor. Bu durumda Rusya’nın bir açıklama yapması gerekiyor. Kürtleri öldürmek Türklerle yaptıkları anlaşmaya dahil midir? Değilse Türkler nasıl gelip Rusya koruması altındaki bir bölgeye hava saldırısı düzenliyor? Rusya’nın bir tutumu olması gerekmez mi? Şimdiye kadar Rusya’dan bir ses çıkmadı, kamuoyuna bir açıklama yapmadılar. Kürt halkının öfkelenmesi ve Rusya’ya karşı güvensizliğin gelişmesi de anlaşılırdır.

Aynı durum ABD için de geçerlidir. ABD, Kobanê bölgesi benim sorumluluğumda değil diye kendisini temize çıkaramaz. Türkler ABD gibi devletlerin tutum alacağını bilse bu saldırıları yapamaz. Nitekim aynı durum Güney Kürdistan için de geçerlidir. Irak’ın hava sahası üzerinde ABD’nin bir sorumluluğu var. ABD izin vermese Türk devleti günü birlik Güney’i öyle bombalayamaz. Türk uçakları bir hafta önce Güney’i bombaladı ve beş sivil insanı katletti. 25 Haziran akşama doğru Şarbajar’a bağlı bir yerleşim yerini bombalayıp yine sivilleri katletti. Bu pervasızlık ve gözü karalık nereden geliyor?

Bölge devletlerinin Kürtler üzerinde ortaklaştıkları bir gerçek. Çünkü Kürtler dört devletin içinde yaşıyor. Sadece Irak’ta Kürtlerin varlığı anayasal bir kabule konu olmuş. Diğer üç devletin yasa ve anayasalarında Kürtlere herhangi bir yer ve hak verilmiş değil. Dolayısıyla Kürtlerin kimlik ve hak sahibi olmalarına açık değiller.

Türk devleti Hitler tarzı bir faşist yapılanmaya gidiyor. İttihat ve Terakki’nin Türkçülüğüne ek İslamcı bir cila sürdüler. Erdoğan bu rolü üslenmeye teşne olduğu için onu öne sürdüler. Ama iplerin Erdoğan’ın elinde olduğunu söylemek pek de kolay değil. Çünkü Erdoğan 2015 Haziran seçimlerini kaybettikten ve zayıf düştükten sonra Bahçeli’yi ona kayyım olarak atadılar. Şimdi Bahçeli’nin belirlediği çizginin dışına çıkacak bir gücü ve iradesi kalmamıştır. Bahçeli, Sur, Cizre tanklarla topa tutulduğunda “taş üstünde taş, omuz üzerinde baş kalmayacak” diye Kürtlere dönük soykırım anlayışını açıkça dile getirdi. Aynı sözleri Erdoğan’da tekrarladı. Daha ağır bir tonda Rojava’daki Kürtlere de aynı sözler söylendi.

Kürdistan’ın dört parçasındaki halk ve bütün partiler bilmelidir ki, Türk devleti dünyada Kürtlerin baş düşmanı olarak saldırılara öncülük yapıyor. Bunun için Rusya ve ABD başta olmak üzere bütün devletlerle ittifaklar yapıyor. Dünyadaki bütün karanlık odaklarla Kürtlere karşı ortaklık yapmaktan geri durmuyor. DAİŞ ve El Nusra gibi dünyada teşhir olmuş güçlerle bile Kürtlere karşı ortaklaştı. Soçi’de İran ve Rusya ile anlaşarak Kürtleri siyasal çözüm arayışlarının dışında tutmayı başardı. Aynı şeyi ABD’ye de dayattı. Cenevre sürecinde Suriye’nin üçte birisini demokratik bir yönetimle elinde tutan özerk yönetimler tamamen süreçlerin dışında bırakıldı.

3. Dünya savaşı kapsamında bir savaş sürüyor. Merkezi de Ortadoğu ve Suriye sayılır. Dünyada herhangi bir sistem kalmamış. BM dahil var olan kurumlar artık işlevsiz hale gelmiş. Ortadoğu’daki ulus devletler oldukça zayıflamış durumda. Türkiye bu fırsatlardan yararlanmaya ve Rusya ile ABD çelişkilerini de kullanarak Suriye ve Irak’ta istediği gibi Kürtlere saldırıyor. Türkiye’de aktif ve etkili bir muhalefet yok. Irkçı ve faşist soykırımcı rejimin saldırılarına Kürtler dışında göğüs geren güç ortada yok. Bu açıdan bütün yük Kürtlerin omuzlarına kalmış. Erdoğan da Kürtlerin direnişini kırmak ve tasfiye etmek için bütün maharetini sergiliyor. Kötülükte ve zalimlikte üstlerine kimse yok. Ancak zalimlerin akıbetinin nasıl olacağını önceden kestirmek zordur. Sonucu ağır bedel ödese de Kürt halkının direnişi belirleyecek.