Erdoğan’ın yeni büyük korkusu

Diktatör Erdoğan, 2 Ocak’ta Saray’ında düzenlediği “Şehir ve Güvenlik Sempozyumu”nda yaptığı konuşmada, ne kadar zor bir durumda olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana halklara karşı uyguladığı her türlü şiddet, yalan ve talana rağmen kendini ve iktidarını güvende hissetmiyor, korkusu sürekli artıyor. Erdoğan’ın konuşmasında halet-i ruhiyesini gösteren cümlelerden bazıları şöyleydi: “Bilinen suç yöntemleri yanında şehirleri bekleyen başka tehditler de ortaya çıkıyor. Ülkemizde de şehirlere zarar veren kaos dalgaları yaşanmıştır. Büyük sokak eylemleri şehirlerin karşı karşıya kaldığı tehditleri ortaya koymuştur.”

O’nun “kentlerin güvenliği” dediği, iktidarının güvenliğidir. Burjuva sömürü düzeninin sürdürülmesidir.

“Kaos dalgası”, “sokak eylemleri” diye bahsettiklerinin başında ise elbette, Haziran/Gezi ayaklanması geliyor. Erdoğan, üzerinden geçen 7 yıla rağmen halkların onur ve özgürlük ayaklanmasını unutmuş değil ve Gezi’nin ruhu Saray’ın semalarında hala geziniyor. Faşist şefin korkuyla hatırladığı bir diğer “kaos dalgası” ise 7-8 Ekim Kobanê serhildanı. Bu iki halk ayaklanmasının yanına hava limanı işçilerinin “insanca yaşam ayaklanması”nı ve kadınların erkek ve devlet şiddetine karşı sokaklarda yankılanan “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” isyanını da ekleyelim.

Erdoğan, konuşmasının devamında “Şehir içindeki düzeni sadece kolluk gücüyle sağlamayacağımız bir yere gelmiş durumdayız” diyerek yeni bir saldırı hazırlığında olduğunun işaretini verdi. “Yeni fikirler” diye söylediği saldırı planının detayları henüz ortada yok. Ancak, paramiliter yarı-yasal ve yasa dışı güçlerini yeniden örgütlediklerini ve güçlendirdiklerini tahmin etmek zor değil.

Erdoğan’ın “kent güvenliği” diyerek iktidarının güvenliğini gündeme getirmesini Kanal İstanbul projesi ile de birlikte düşünmekte fayda var. Günlerdir binlerce insan Kanal İstanbul’a verilen ÇED raporunun iptal edilmesi için dilekçeler veriyor, eylemler yapıyor. İl Çevre Müdürlüklerinin önünde uzun kuyruklar oluştu. Ancak Erdoğan halkın bu itirazına rağmen, Kanal İstanbul’u yapmakta kararlı olduğunu her fırsatta söylüyor. Bu ısrarının birçok nedeni var. Örneğin ABD ile Rusya arasındaki hegemonya savaşında izlediği siyasette sona geldiğini görüyor. Dengelere oynayarak yol alma siyaseti ile artık ilerleme şansı kalmadı. Bu nedenle de Montrö Anlaşması ile bağıtlanan Boğazlar rejiminde, Kanal İstanbul ile alternatif güzergahlar yaratarak jeopolitik avantaj yaratmayı amaçlıyor. İkincisi, emperyalist merkezler arasında giderek tırmanan ticaret savaşında yer tutunmaya çalışıyor. Üçüncüsü neden ise; Türk ekonomisinin içinde bulunduğu ve her geçen gün derinleşen ekonomik kriz ile bağlantılı. Kanal İstanbul hayata geçerse, toplamda 200-300 milyar doları bulması öngörülen fiyatıyla rant ve sıcak para döngüsü hızlanmış ve ekonomik krizin yarattığı basıncı düşürecek bir kaynak bulunmuş olacak. Aslında faşist şef Erdoğan, Kanal İstanbul’u yeni savaşının sembolü olarak görüyor. Atılım gazetesinin 27 Aralık tarihli sayısında yer alan “Geleceğimizin işgaline karşı ayağa kalk” başlıklı başyazısından alıntılarsam, “Efsane ‘çılgın projeyle’ ölüm döşeğinden kaldırılmaya, canlandırılmaya çalışılıyor.”

Ancak diktatör Erdoğan, bu “kararlılığının” sonuçlarını da öngörüyor elbette. Bu nedenle de “güvenlik” adı altında yeni bir kent ayaklanması durumuna göre hazırlık yapıyorlar.

Konuşmasında yer alan diğer sözleri de itiraftı. “Dikey mimari ile şehirlerimize ihanet etmiş oluruz” diyor. İstanbul’da yaratılan yıkımın sorumlusu kendileri değilmiş gibi konuşuyor. “İhanet etmiş oluruz” diyor ancak yıkım projelerini sürdürüyor. İşte en büyük yıkım projesi; Kanal İstanbul. Karadeniz ve Marmara’da büyük bir ekolojik yıkımın yolunu açıyorlar.

AKP’nin tüm ekonomik modeli inşaat ve ranta yönelikti. Tüm kamu işletmelerini, tarım ve doğayı rant haline getirerek, uluslararası tekellere ve yandaşlara peşkeş çektiler, çılgın projeleriyle kamu kaynaklarını da sermayeye aktardılar. Kentleşmeden anladıkları da sadece inşaat yapmaktı.

Sonuç ortada. Ancak bu yıkımı durdurmak da mümkün. Erdoğan ezilenlerin yıkımı durduracak güce sahip olduğunun farkında oldu. Bu nedenle şimdiden gardını alıyor. Ezilenler ve öncüleri de bu gücün farkında olursa, hem İstanbul hem de halklar Erdoğan ve yıkımından kurtulabilir.