Ey zavallı: TMT Menderes’i bunlar da seni çöpe atar

Erdoğan kimdir?               

Basit bir siyaset esnafıdır. Elbette “esnaflık” kötü bir meslek sayılmaz. Ama “siyaset esnaflığı”, esnafın aracılık ederek kazandığı parayı, siyaset sayesinde vurgun, yolsuzluk ve hırsızlıkla kazanmaktır.

O nedenle “siyaset esnaflığı” derin devletin eteklerine yapışan ikinci derecede bir “çeteciliktir.”

Malum, derin devlet ya da kontrgerilla Amerikan mamulatıdır. Söylendiğine göre, ilk önce, Kıbrıslı komünistlerin (AKEL) hızla güçlendiği 50’li yıllarda Kıbrıs’ta ilk nüvelerini kurmuştu…

Kime karşı? İngiliz sömürgeciliğine karşı savaşan Kıbrıslı Rum ve Türklere karşı… Türk kontrgerillası (Türk Mukavemet Teşkilatı) Kıbrıs’ta İngiliz emperyalizminin vurucu gücüydü.

Nitekim bu derin devlet terör örgütü kısa zaman içinde Türk ve Rum sendikacılarına, komünistlere karşı harekete geçti. Örneğin 11 Nisan 1965 yılında AKEL üyeleri Derviş Ali Kazazoğlu ile Kostas Mişaulis aynı otomobilin içinde katledildi.

Kıbrıs’taki Türk kontrgerillasının, illegal olarak ve sahte kimliklerle adaya sızdırılan komutanları şunlardı:

* Rıza Vuruşkan (Haziran 1958 – Haziran 1960)

* Şefik Karakurt (Haziran 1960 – Haziran 1962)

* Kenan Çoygun (Ağustos 1962 – Temmuz 1967)

* Cevat Giray (Temmuz 1967 – Temmuz 1968)

* Rüştü Kazandağ (Temmuz 1968 – Ağustos 1970)

* Süleyman Eyüpoğlu (Ağustos 1970 – Temmuz 1972)

* Arif Eryılmaz (Temmuz 1972 – Eylül 1974)

* Çetin Başar (Eylül 1974 – Ağustos 1976)

* Aydın İlter (Ağustos 1976)

Şimdi Türkiye’de bu isimlerin devamcıları işbaşında.

Erdoğan ise, “siyaset esnafı” olarak, kendisinden “kitle desteği” satın almak isteyen Ergenekoncuları “müşteri velinimetimdir” diyerek karşılıyor ve onlar ne isterse, tıpkı daha önce Cemaat’e yaptığı gibi, veriyor.

Geleceği ne olur?

Bunu anlamak için yine tarihe geri dönelim.

Türk Mukavemet Teşkilatı adlı kontrgerilla, Menderes hükümetinin onayıyla kuruldu. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Kıbrıslı teröristlerin başları olan Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’la yaptığı toplantı sonrasında TMT Türk Silahlı Kuvvetleri’nin illegal kesimi tarafından kuruldu.

Sonra ne oldu?

Teşkilatın kurulmasına onay veren Menderes, bu teşkilatın Türkiye’deki örgütü tarafından devrildi, Menderes ve Zorlu idam edildi.

Bu vahim son nasıl bir Türkiye’de gerçekleşti?

Menderes hükümetinin ağır ekonomik kriz altında seçmen desteği hızla erimeye başladığı bir zamanda gerçekleşti.

Şimdi AKP’nin seçmen desteği hızla eriyor. Eğer bu erime AKP’nin bölünmesiyle sonuçlanır ve derin devlet dehşetli bir beka sorunuyla karşı karşıya kalırsa, bilelim ki derin devlet kendisine yeni bir “siyasi esnaf” bulacak ve Erdoğan’ı kullanılmış bir eşya gibi eski eserler müzesine gönderecek.

Bu yazıları neden yazdığıma gelince:

Egemenler birbirlerinin kuyusunu kazarken, demokrasi yanlıları bu kazılan kuyuya düşmemeli. Sistem içi nöbet değişimlerinden medet ummamalı. Kavga edenleri bir yandan ihtiyatlı bir memnuniyetle seyretmeli, ama seyretmekle yetinmemeli; bu defa onların arasındaki çatlaktan, halkın önüne dikilen barajı yıkmak için yararlanmak üzere örgütlenmeli…

Bir kere daha hatırlayalım: 15 Temmuz kontrollü darbesi sırasında Gezi direnişinde gücünü gösteren demokrasi güçleri, eğer, Erdoğan’ın halkı alanlara çağırdığı saatlerde, onunla Cemaat ve Batılı generaller arasındaki kavgayı ümitvar bir duyguyla seyretmek yerine, Erdoğan gibi onlar da halkı “alternatif alanlara” çağırsaydı, köprüde boğazlanan Harp Okulu öğrencilerinin arkadaşları, onların  kimi komutanları da içinde, o alanda, “sarayın ve ordunun darbesine karşı” üçüncü yolun anti-faşist cephesi kurulmuş olurdu.

Sonu ne olurdu? Bugünkünden bin defa daha iyi olurdu.

Bu yazıların diğer amacına gelince…

Erdoğan’ı olduğundan güçlü göstermek, anti faşist mücadeleye zarar vermekte, güce tapınan bilinçsiz ve örgütsüz halkın faşizme teslim olmasına neden olmakta.

Oysa bugünkü dünya ve ülke koşullarında, derin devlet Erdoğansız, Erdoğan derin devletsiz yapamaz. Gerçekte ikisi de zayıftır, bir arada güçlü görünmekteler. Derin devlet Erdoğan’ı kitlelere büyük bir “lider” olarak pazarlamakta, Erdoğan da derin devlete “siyasi esnaf” olarak patates, patlıcan satar gibi kendi kitlesel tabanını peşkeş çekmekte.

İşte o nedenle Mehmet Ağar bıyık altından gülerek, ve Süleyman Soylu’nun çıplak kafasını sıvazlarken, “Tayyip bey büyük bir liderdir, Gül, Babacan, Davutoğlu hiç bir şeydir” demekte.

Erdoğan’ın “siyasi çizgisi” kim derin devlette hakimse ona uygun malları satmaktır. Dün Amerikancı güçler derin devlete egemenken, “AB üyeliğini, Kürt sorununda çözümü, Ortadoğu’da ılımlı İslamcılığı ve Amerikancılığı” satıyordu. Şimdi mevcut Ergenekoncu derin devlete, “Şanghay Beşçiliğini, Kürdü ‘çökertme planını’, Ortadoğu’da DAİŞ’çi selefiliği, Müslüman Kardeşçiliği, Rusçuluğu ve İrancılığı” satmakta.

İyi de “siyasi esnaf” şu seçimlerde, ambarındaki seçmen kitlesini kaybetmeye başladığında ne olur?

“Tanzim satışındaki” malları tükenir, iflas eder.

Derin devletin tabanı böylece zayıflamış olur.

Yani?

Yanisi şu: Önümüz Newroz… Sonra seçim…

Sonra?

Buna Kürdün serhıldanı, Türkün Gezisi, işçinin grevi ve kadınların Leyla Güven öncülüğünde “beyaz tülbent” ayaklanması karar verecek…