Eyvallah kardeş, bakarız bi gün

Kelimeleri hecelere bölüp okuduğumda farklı bir haz alırım. Kardeşlerimle çocukluğumun resimli bilgi ansiklopedilerinde bağlaçları daire içine alıp tüm paragraflara küfür ederdik… “Ve” bağlacını bir paragrafta ne kadar çok toplamışsak, bir sonraki adım tam sayfaya hakimiyetti: daha çok “ve” daha fazla kelimelerle yakınlık kurmamızı sağlıyordu.

‘Ve’lerle bağlanan her şeyden sıkılmışsak bu kez ‘ile’lere dadanır, kim kiminleyse budar, atardık.

‘Veya’lar ufkumuzu açar, yerine başka bir şey önereceğimiz bir avantaj elde ederdik.

‘Ki’ bağlacı ise tüm bu saçma zaman geçirme uğraşlarını pekiştirmekte mahirdi.

Bağlacın bağladığı kelimeler ve tamlamaları heceleyerek çocuksu anlamlar ve muziplikler katarak Türkçe’nin içinde koşan küçük sözcük katilleriydik. O cinayetler bizi dil’in içine hapsetti oysa…

Neyse… Yaşamla sınır arasındaki ilişkileri parçalayıp bölerek geldik bu güne…

Kelimeleri bölmek, bir bütünden sıyrılıp parçalar arasındaki anlam bütünlüğünü izlemek, yeni bir keşif gibidir. Kürtçe, Farsça kelimeler daha çok çarpıyor beni. Bu dillerden bölme işlemi yaptığımda o yan yana tesadüfen gelmiş gibi görünen iki harfin çağırdığı derinlik büyük bir zafere dönüşüyor bende.

Ama derdimiz Türkçe’ydi. Bazı kelimeler sevecen, dünya delisi güzel, sadık… Bazıları ise boğucu, kasvetli, katil! Bazı kelimeleri ise nereye koyarsan koy, orada adam asmaya devam edecek kadar soğukkanlı ve itici.

“Eyvallah” ve “bakarız” gibi.

“Eyvallah” bayağı kaba/dayı bir kelime. Bir oyuncunun, bir yazarın, bir müzisyenin ve çoğu kez gazetecinin dudakları arasında tevazunun paramparça olduğunu bildiren bir edepsizlik hali.

Harika bir oyundu, büyülendik!-Eyvallah!

Dokunaklı bir şarkıydı!-Eyvallah!

Çarpıcı bir kitaptı, etkilendik!-Eyvallah!

Başarılı bir haberdi!-Eyvallah!

‘Sessiz iyiler’in alanına giriyor bu kaba/dayılık genelde.

Bir de “bakarız”cılar var. Onlar da aynı mahallenin mobilyaları.

“Ama bu Kürtler de çok fazla oluyor” kalıbını zamanlara göre çekelim ‘bakalım’:

Nusaybin uçaklarla bombalanıyor!-Seçimler bitsin bakarız!

Cizre’de insanlar bodrumlarda öldürülüyor!-Tatil bitsin, bakarız!

Seçilmişlerin kazanımlarına el konuyor!-Demokrasi gelsin, bakarız!

Açlık grevlerinde tehlikeli eşik sürüyor, her an ölümler olabilir…-Yerel seçimler bitsin, bakarız…

Bir süreç meselesine indirgenmiş “sınır” zamanların karşısında verilen “aydın” tepkisidir bu “bakarız”lar. Avrupa’nın sürekli “endişe” anksiyetesi, Türkiyeli okumuş yazmış, ilim irfan semirmişler için “indirgenmiş süreç”e denk geliyor. Çukur ne kadar kazılırsa o kadar büyüyen bir şeydir ya, “bakarız” ve “eyvallah” da sessiz iyilerin diline yapıştığında bu berbat tadı verir bize. Bakarız’la hiçbir sorun çözülmediği gibi sorunun çözülmek istenmediğini de sunturlu bir “eyvallah”la taçlandırır mahalle sakini.

Demem o ki, dikkat edin. Kim ki ağzında gerekli gereksiz “eyvallah” ve “bakarız” besliyor, bilin ki küstah bir bilicilik şerbetleniyor orada.

O çok eleştirdikleri devletin eylemidir bu kelimeler. Bu kelimeleri giyen insan bir ceset taşır gibi kamburunu çıkarır toplum içinde. Aynaya baktığında dimdik ve mağrurdur, o ayrı. Ama sokağa çıktığında başkalarının gördüğü şey, ceset taşıyan bir kamburdur sadece.

İnsan ölümünü sorgulamak için neden bir başka bahanenin kuvvetinden yararlanılır ki? Bedenlerini ölüme yatırmış insanların tuttuğu ayna sadece gerçeği gösteriyor oysa. Sadece gerçeği. Anksiyetesi tutmuşların “ertesi gün hapı” yutup kelimelere abanmaları bu hakikat karşısında ne denli ürktüklerini gösteriyor. Ya da “o çok anlam yüklediğiniz insan/lar artık bildiğiniz adreslerde oturmuyor!

Sonuç niyetine:

Bakarız’la gemi yüzdürülmez!

Eyvallah’la ateş sönümlenmez.

Annadık bi şe?