Ezilenlerin sözü

Demokratik çözüm süreci üzerine tartışmalar toplumun her kesiminde şiddetle sürüyor. Böylesine önemli bir sürecin yaygın olarak tartışılması, hem kaçınılmaz hem de olumludur. Esas olumluluk ise, ezenlerden çok ezilenler tarafından tartışılması, çözüm aranması ve buna uygun olarak mücadelenin yükseltilmesidir. Zaten umudumuz da buradadır.

21 Mart�ta Sayın Öcalan�ın mesajıyla tarihi bir dönem açılmıştır. Bütün sorunlarına ve engelleme çabalarına rağmen bu süreç ilerlemektedir, ilerleyecektir. Sürece basit yaklaşımların ve bozma çabalarının kazanma şansı yoktur. Ama halklarımıza zaman kaybettirseler de kendileri helak olmaktan kurtulamazlar. Sürece ve tartışmalara ciddi yaklaşmak gerekiyor.
Anlaşılması gereken birinci nokta Kürt halkının özgürlüğü için silahlı mücadele yerine siyasi mücadele aşamasına ulaşılmış olmasıdır. Öcalan ve Kürdistan Özgürlük Hareketi 1990�ların başından beri bunu açıkça ilan etmiş, barışçı çözümü gündeme getirmiştir. Barışçı çözümün gerçekleşmemesi ve kaybedilen yirmi yılın sorumlusu PKK�yi teslim alma, Kürdistan halkına diz çöktürme peşinde koşan iç ve dış güçler, devlet yöneticileridir. Ama sonunda bu hayaller iflas etmiştir. Ateşkes ve barışçı çözümün gündeme gelmesinin temel nedeni budur.
�AKP�ye-devlete güvenilmez, bunlar emperyalizmin oyunu vb.� diyenler var. Bunu söyleyenlerin haklılık payı ne olursa olsun, ezilen halkların mücadelesini ve gücünü görmüyorlar-küçümsüyorlar. Böylece en büyük hatayı yapıyorlar. Devletin ve emperyal güçlerin bölge üzerindeki senaryolarını bilmeyen yok. Ama emperyal güçler, karşılarında direnen bir halk varsa her istediğini yapamaz. Sonuçta yenilgiye uğrar. Yoksa tarihte hiçbir büyük devlet-hiçbir dikta rejimi yıkılmazdı.
Bugün, emperyal güçlerin ve bölge sömürgeciliğinin Kürdistan halkını imha etme-boyun eğdirme planları bozguna uğramıştır. Kürdistan halkı kahramanca bir direnişle ve çok ağır bedeller pahasına müthiş bir bilinç sıçraması ve devrimi gerçekleştirmiştir. Bunun sonucu olarak Kürdistan halkı her parçada ve dünyanın her köşesinde demokratik-devrimci öz örgütlenmesini yaratmıştır. İnkar-imha projelerinin tuz buz olmasından sonradır ki barışçı çözüm gündeme gelmiştir.
Halklarımızın tarihindeki tüm direnişlerin bir ürünü ve tarihi mirasçısı olan, onları ayağa kaldıran Kürdistan Özgürlük Hareketi bugün de hepsine güç veren ve hepsini birleştiren bir rol oynamaktadır. Daha düne kadar �Kürt-Kürtçe diye bir şey yok� diyorlardı. Artık gökten kimyasal bombalar yağdırsalar da hiçbir Kürde �Türküm, doğruyum..� diye bağırtamazlar. Tersine her ulusal topluluk kendi kimlik ve özgürlüklerine sahip çıkacaktır.
Daha düne kadar Alevilik sapık bir topluluk vb. diye niteleniyordu. İnsanlar Aleviyim demeye korkuyordu. Alevilerin ve ezilenlerin mücadelesi bu zulmü kırdı. Yapılan Alevi katliamlarına rağmen direnen Aleviler, eşit yurttaş olarak yaşamak istiyor. Bunu engelleyemezler. Alevileri Sünnileştiremezler. Hıristiyanlar, Yahudiler, Êzîdîler, diğer inanç grupları ve inanmayanlar demokratik laiklik ilkesi temelinde Sünni-Müslüman halkla her alanda eşit haklara sahip olacaktır.
12 Eylül faşist darbesiyle gasp edilen işçilerin-tüm çalışanların hakları-özgürlükleri geri iade edilmek zorundadır. �Barışın karşılığında işçiler ve emek mücadelesi terk ediliyor-satılıyor� diyenler yanılıyor. Son 30 senede, özellikle kirli savaşla metropollere göçertilen Kürtlerle işçi sınıfı zaten Kürtleşti. Göç etmeyen-edemeyen Kürt yoksulları mevsimlik işçi olarak burjuvazinin en büyük sömürü kaynağı ve yedek işçi ordusu olmaya devam ediyor. Mevsimlik işçilerin daha yollarda başlayan kazalarla ölümleri, en zor şartlarda çalıştırılmaları, gittikleri yerlerde linç edilmeleri ve bazen paralarını bile alamadan kaçmak zorunda kalmaları kanayan bir yara değil mi? Barışçı çözüm şartları Kürdistan işçi sınıfının bütün sınıf kardeşleriyle birleşmesini kolaylaştıracak ve mücadelesini de güçlendirecektir.  Herkesi hala cendere içinde tutan faşist darbenin anayasası çöpe atılmalıdır. Bütün ezilenlerin özgürlüğü, eşitliği temelinde yeni bir anayasa yapılmalıdır. Ancak o zaman silahlara kesin olarak veda edilip yeni bir döneme geçilebilir.
Ama bu geçiş sürecinin kısa sürede ve ezilenlerin istemleri doğrultusunda geçmesi kendiliğinden olmayacak. Devletin ya da büyük devletlerin lütfuyla-bahşetmesiyle de olmayacak. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ezilenlerin ortak mücadelesiyle olacak. Tüm ezilenler kazanmak için birleşmek ve mücadeleyi büyütmek-yaygınlaştırmak-yükseltmek zorundadır. Yeni dönemde artık tüm ezilenlerin de söyleyecek sözü vardır ve belirleyici olacaktır. Haydi misafirler, davranın bizimkiler!