Faili belli adalet meçhul

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı raporun bir bölümünde; „faili meçhullerin belgeleri kozmik odada, Özel Harp Dairesi’nin tarihi aynı zamanda Türkiye’nin gizli tarihidir” deniliyor… Raporda, ayrıca; „Türkiye’nin gizli ordusu, Özel Harp Dairesi’nin adı gizlendi. Daire, kağıt üzerinde Seferberlik Tetkik Kurulu olarak gözüktü. JİTEM’in kurulmasıyla birlikte Güneydoğu’da faili meçhul cinayetler başladı. Büyük çoğunluğunun cesetleri bile bulunamadı. Bu cinayetlerin arkasında hep aynı örgüt vardı” tespiti yapıldı.
İnsanın „günaydın beyler“ diyesi geliyor. Yıllardır yazılıp çizildi, belgeler sunuldu. Konuya dikkat çekenler tezgahlardan geçirildi, zındanlara atıldı ve katledildi. Cumartesi Anneleri’ni düşünün; 400 haftadır bize neyi anlatıyorlar. Her şey orta yerde aslında, kozmik odalarda failler belli, adalet aranıyor.
***
Aynaya baktığında kılıf bulmadan, mazeret üretmeden, dürüstlüğünü ortaya koruyabilenler kötülük üretenlere karşı direnmek gerektiğini de bilenlerdir. Komisyonu oluşturanların yer aldığı partiler gerçekten böylesi bir duruş ve duyarlılığı gösteriyorlar mı? Asıl sorun bu.
Köklü bir değişime ihtiyaç var. Değişimin gerçeklik kazanması için de paradigmanın değişmesi gerekecektir. Paradigma değiştirmek elbette kolay değildir. Çünkü değişiminin ima ettiği zihinsel sıçrama, daha önce sahip olunan kimi ezberleri bozma cesaretini gerektirir.
Yoksa kar­tez­yen dü­şün­ce denilen, in­dir­ge­me­ci, par­çacı, bütüne da­ir so­rum­lu­luk­tan ka­çan, prag­ma­tist yak­la­şım­larla, bu ülkenin asıl sahibi biziz edasıyla, yağıp gürleyenlerle bir yere varılamaz.
Halk olgu ve olayları yargılamadan bilinçsizce benimser duruma getirilmiş. Yalan yanlış bilgilerle manipüle edilmiş.
Hep kültürel bir sindirme ya da kimlik dayatma çabasında oldu bu devlet. Başkalarının kendisinden farklılıklarını kabul etmemek buna saygı duymamak ve bunu reddetmek üzerine kurdu paradigmalarını. Buna karşı duranları da sindirdi, sürgünlere yolladı, zindanlara attı, imha etti.
***
Sorgulamak; düşünme yeteneği olan beyinlere has bir özelliktir. Eski veri tabanlarıyla yenilenmek mümkün değildir. Bazen eskileri atmak, beynimize format atmak, akıl ve mantıkta bir dönüşüm, bir sıçrama yapmak gerekir. Yoksa zihinsel gevişin ötesine geçemeyiz.
Türkiye’de siyasal ve ideolojik tercihler başından itibaren bu zihniyet ve paradigma üzerinde kuruldu. Bugün olan biten de bundan çok farklı değil; en masum talepleri bile suç sayan zihniyetin kamuoyu duyarlılığını ve zihinselini medyayı da yedeğine alarak oluşturduğu beyin yıkama çabaları, hiç eksik olmadı bu ülkede.
Türkiye Cumhuriyeti var olalı beri herkesi ve her milleti kendine düşman bildi ve bu mantaliteyle eğitildi kuşaklar. Milliyetçilik tartışmalarında sorunun gözden kaçırılmaya çalışılan temel bir boyutu, milliyetçiliğin veya şovenizmin toplumda ‘kendiliğinden’ oluşan bir dalga olmadığı, devlet birimlerinin bizzat içinde olduğu bir yapılanma üzerinden örgütlenip yönlendirilmeye çalışıldığı gerçeğidir. Bugün ‘Benim milliyetçiliğimi onunkiyle karıştırma’ diyenlerden ‘ulusalcıyız’ diyenlere, ‘kültür milliyetçisiyiz’ diyenlerden ‘Atatürk milliyetçiliği’ne kadar çeşitli cinsten milliyetçi-şoven tayfanın hepsi de aynı yolun aynı kervanıdır.
Birazcık düşünsek ve önyargılarımızdan sıyrılsak, bize sunulanın ne kadar aldatıcı olduğunu hemen anlayacak ve oynanan bu oyunun birer figüranı olmak yerine, soran, sorgulayan ve eyleyen birer öznesi olacağız. Bu oyunları bozmanın başkaca bir yolu yoktur. İşin kolayına kaçmadan yalana kanmadan sistem çarkına vida olmadan bozmak gerekir ezberleri…
Başka bir yazıda da ezber bozmayı konuşalım.