Faşizme karşı mücadele

Büyük bir paylaşım savaşının kıran kırana ilerlediği, dünya güçlerinin bölgeyi dizayn için kolları sıvadığı bu momentte, Saray -AKP devleti dışarda savaş kışkırtıcılığına devam ederken içerde de savaşı yükseltiyor, militarist, güvenlikçi konsepti derinleştiriyor.

Yaratılan topyekün savaş ve darbe koşulları Türkiye halkları nezdinde ne 12 Eylül’deki gibi ne de 90’lardaki gibi karşılanıyor. Orduyu, MHP’yi yanına alan Saray ve şurekâsı her şeye rağmen toplumun önemli bir kesiminden hala rıza alabilmiş değil.

Özyönetim ilanlarının ardından Jandarma Özel Harekât(JÖH), Polis Özel Harekât(PÖH), Özel Tim, Esatullah adını kullananalar ve Bordo bereliler’in ardından SAT komandoları Sur, Silopi, Cizre’de. On bini aşkın asker, polis, korucu tarafından kuşatılan, günlerce top atışlarına tutulan, keskin nişancıların infazlarının gerçekleştiği, her türlü yaşam hakkı ihlalinin yaşandığı, insan hakları ihlallerinin had safhaya çıktığı, savaş suçlarının işlendiği Sur, Cizre, Silopi’de direniş 2. ayını dolduruyor.

Batı’da ise ‘Bu suça ortak olmayacağız’ diyen akademisyenler Türkiye ve dünyada güçlü bir şekilde seslerini duyurdular. İktidarın tazyiki ile birlikte YÖK’ün başlattığı cadı avına karşı imzacı akademisyenlerin sayısı azalmadı hatta iki katına çıktı. Uluslararası Akademiler ve Bilim Toplulukları İnsan Hakları Ağı‘nın Türkiye’de akademisyenlere yönelik baskıları eleştirerek hükümeti uyardığı bildiri yayınlandı. Nobel ödüllü 30 bilim insanından da Barış İçin Akademisyenlere destek geldi. 

Yine Alevi toplumu da bu süreçte önemli bir çıkış yaparak yaygın açlık grevleri ile savaşa karşı tepkilerini açığa vurdular. Ancak devlet güçleri tarafından her gün şiddetin dozu daha da tırmandırılıyor. En son yaşanan vahşet ise Cizre’de gerçekleşti. Çoğu yaralı 28 kişi bir apartmanın bodrum katında abluka altında, 7 insan burada tıbbi yardım almaları engellendiği için teker teker yaşamını yitirdi. Ardından top atışları ile sığındıkları bina tamamen yıkıldı ve bodrumdaki yaralılar göçük altında bırakıldı. Ne yazık ki Saray’ın emrinde yürütülen bu katliam HDP’nin bütün çabalarına rağmen ne parlamentoda ne de uluslararası girişimler yoluyla engellenebildi.

Tek derdi başkanlık sistemine geçerek kendi kuyruğunu kurtarmak olan Erdoğan, yarattığı savaşı iklimine dayanarak ‘devletin bekası, vatan, millet’ gazıyla kapağı Türk tipi başkanlık dediği faşist sisteme atmak için her yolu mübah görüyor. Eğer bunda başarılı olursa sadece Kürt halkı üzerine değil; Türkiye ezilenlerinin, işçilerin, köylülerin, gençlerin, kadınların, LGBT’lerin üstüne 12 Eylül gibi karanlık bir faşizm çökecek. Demokrasi güçleri adım adım gelen bu saldırıya karşı bundan sonre ne yapacak? Hayat bizleri bir an önce tutum belirlemeye zorluyor. Demokratik mücadelede faşizme karşı direniş birliği oluşturacak bir alanı mı inşa edecegiz, yoksa DBP Eşbaşkanı Emine Ayna’nın sosyal medyada paylaştığı gibi artık siyasete alan kalmadı deyip başka yollar mı arayacağız?

Doğrusu faşizme karşı mücadelede başka yollar aranmasının da oldukça haklı gerekçeleri olduğu ortada. Ancak Türkiye halklarının kendi kaderlerini faşist diktatörlüğe teslim etmemesi için demokratik siyaset alanının sonuna kadar zorlanmasının da bir o kadar önemi var.

Çünkü bu sadece silahlarla yürütülen bir savaş değil. AKP’nin kıdem tazminatı, kiralık işçilik, kadın işçilere teşvikler gibi konuları içeren 6 aylık eylem planı ve ‘terörle mücadele master planı’ olarak açıkladığı politikalar şunu gösteriyor; AKP sadece Kürt halkına karşı bir savaş yürütmüyor, eş zamanlı olarak neoliberal bir saldırı programını da bütün topluma karşı gerçekleştiriyor. Emeğin, sosyal hakların bütün kazanımlarına, güvenceli yaşam talebine ve Kürt halkının öz yönetim talebine birlikte saldırıyor. Saray ve AKP neoliberal kıyımı ve sömürgeci politikaları bir paket halinde birlikte realize etmeyi amaçlıyor. Bunun için kentsel dönüşüm, ucuz, esnek ve güvencesiz sömürüye dayalı istihdam politikaları, göç ve asimilasyon üzerine yoğunlaşıyor.

Hemen bu günlerde ‘müjde’ diye lanse edilen; kadın işçilerin doğum teşvikleri bahanesini kendilerine payende ederek kiralık işçiliğin getirilmesi, esnek çalışma rejiminin daha da yaygınlaştırılması ve kıdem tazminatının berhava edilmesi için gösterilen çaba, kentsel dönüşüm bu saldırılardan en güncel ve önemli olanları. O nedenle Türkiye demokrasi güçleri, devrimciler, sosyalistler, Kürt siyasi hareketi, meslek örgütleri, sınıf örgütleri, enformel ağlar, Aleviler, kadın örgütleri, işçiler, gençler, kadınlar bütün ezilenler olarak faşizmin karşısında hepimiz hedefiz. Faşizme karşı ortak bir direnişi birlikte örmenin yollarını birlikte bulmalıyız. Yarın hepimiz için çok geç olabilir.