‘Feto’ değil ortada diktatörlük var!

Diyarbakır’da AKP çadırında toplanan aileler AKP televizyonlarında sürekli haber konusu yapılıyor. Çünkü bir AKP tezgahıdır.

AKP çadırı önündeki polis aracının Cihan Can’ı ezerek katletmesinden sonra o aileler halen hangi vicdanla orada oturup AKP’ye destek vermeye devam ediyorlar?

Öte yandan Ankara’da AKP önünde adalet arayan tutuklu asker ailelerinin dövülerek kovulması neredeyse unutuldu. Bu aileler de terörist sayılıyor da ondan!

Devletlerin ezel-ebed “egemenlik hakları” sayesinde hangi gurubu tasfiye etmek isterlerse “terör” yaftasını yapıştırdıklarına hepimiz aşinayız.

Yok etmek istediklerini her türlü yalanla karalayıp suçlarlar, tehdit olarak gösterirler ve saldırırlar! AKP’nin de tüm muhaliflerine yaptığı budur. Hapishane veya sürgündeki AKP mağduru insanların profiline bakıldığında hepsinin ortak noktası son kertede AKP’ye biat etmemiş olmalarıdır. Aralarında geçmişte AKP’li olanlar da var. Zulüm gelip hepsini bulmuş…

Asıl amaç geride kalanları sindirmektir!

Bilindiği gibi tuhaf bir darbe girişimini gerekçe yapan AKP’nin zulmü Gülen Cemaati’nin her kademesine ulaştı ve ilgili-ilgisiz kendilerine muhalif herkes tasfiye edilmeye başlandı.

Kürtleri ve sosyalistleri tasfiye etmenin yolu “terör” kavramıyla çoktan döşenmişti. Müslümanları nasıl tasfiye edeceklerdi? Bir adet “terör örgütü” icat ettiler ve adına FETÖ dediler. Sadece cemaati değil AKP’ye biat etmeyen tüm Müslümanları ve demokratları tasfiye etmenin kumpasını bu şekilde kurdular. Adına iktidar kavgası diyenler oldu. İşin uluslararası boyutu, küresel sermayeyle alakası vs. buradaki konumuz değil.

Şu anda adalet arayan binlerce AKP mağdurunun terörist olmadığını herkes biliyor, cemaate de FETÖ denilemez. Bunu ifade ettiğimiz için AKP zevatının yaklaşımı “PKK-Gülen Cemaati ilişkisi veya dayanışması” şeklinde olacak ve yeni bir saldırı aracı yapılmak istenecektir. Olsun, zaten Yezitlikten beklenen her şeyi yapıyorlar.

Gerçek şu ki PKK’nin cemaatle hiçbir zaman teması olmamıştır; aslında olması mümkündü ve doğaldı, hatta bazı girişimler de olmadı değil. PKK’nin AKP ile doğrudan temasları ise çok olmuştur. Bu nedenle AKP bu tür argümanlarla kimseye saldırmaya yeltenmemelidir. Kimse de bununla suçlanmaktan korkmamalıdır.

Cemaat ise bilmelidir ki halkımız kendilerini AKP ağzıyla değerlendirmiyor fakat unutulmayan bazı incitici şeyler vardır ve bunlar da bilinen o talihsiz “beddualar” başta olmak üzere Samanyolu TV’deki bazı yayınlardır. Cemaat gerçekliği hakkında derinlikli görüşlerimiz vardır fakat bu kadarını Kürt halkının politik tutumu olarak okumaları mümkündür.

Samimi Müslümanları kalben, ruhen ve pratik olarak her zaman savunduk, savunacağız. Fakat cemaat çevresinde de herkes bir değildir. Bazıları Kürt halkına ve haklı davasına saldırarak kendilerinin terör örgütü olmadığını ispatlamaya çalışmıştır. Buna rağmen ne yazık ki son dönemde HDP çevresini, cemaat hakkında AKP ağzıyla konuşmakla suçluyorlar.

Daha somut ifade edilirse Adem Yavuz Arslan “fetöcü, darbeci” vb. kelimelere atıfta bulunarak iktidarın diliyle muhalefet yapılamayacağını belirtiyor. Çok haklı olarak “faşizm dilde başlar” diyor. Doğruya doğru! Peki kendileri bu konuda hiç özeleştiri yapmadan nasıl olur da eleştirilerinin karşılık bulmasını beklerler? Mesela Davutoğlu AKP ile ortak suçları konusunda itiraflarda bulunmadan ağzıyla kuş tutsa ikna edici olabilir mi? Fırsatı varsa yapmalıdır yoksa o da kısa sürede hapsi boylayabilir!

Her şeye rağmen kopuşlar daha da artacaktır. AKP ile yollarını ayırmaları iyidir ama yetmez! Benzer bir durumun cemaat açısından da geçerli olmadığı söylenebilir mi?

Yine Ekrem Dumanlı cemaatin terörle anılamayacağı konusunda açık ve ısrarlı yazılar yazıyor. Fakat seçtiği argüman yanlış; “silaha, şiddete başvurmadık” diyerek adalet arıyor! Bilmiyor mu ki AKP rejimine göre en büyük teröristler gazetecilerdir, aydınlardır, sanatçılardır. Yani ölçü silah değildir!

Cemaate de terörist diyen eski dostları olan AKP’dir, Kürt halkı değil!

Cemaat adalet arıyor ama Kürt halkı işgal edilmiş, parçalanmış, adı yasaklanmış ülkesini arıyor, dilini, kültürünü arıyor. Uçakları, tankları, topları, kimyasal silahlar dahil her türlü dehşet silahını kullanan bir soykırım rejimine karşı kendini savunmak zorunda kaldığı için Kürtler terörist ilan ediliyor! AKP döneminde taş atan çocuklara 18 yıl ceza verildi. Yüzlerce çocuk katledildi. Siz halen neden bahsediyorsunuz?

Ölçü silahsa AKP’nin cemaate terörist dememesi gerektiğini savunuyorlar. Yanılıyorlar! AKP için ölçü kendilerine tam biattır, kulluktur! Geri kalan herkes teröristtir!

Kürtler, devrimciler, demokratlar, insan hakları savunucuları onları terörle yaftalamıyor; ama kendilerinin de büyük bir iddiayla ifade ettikleri ışık felsefesine göre Kürt soykırımı karşısındaki tutumlarının muhasebesini şimdiye dek yapmış olmaları gerekirdi. Amasız-fakatsız konuşmalarının zamanı gelmedi mi?

Zamanı geçti mi yoksa?

Tüm gecikmelere rağmen zorba rejim karşısında haksızlığa uğrayan herkesi savunmak durumundayız.

Evet “terör” kavramı faşizmin, soykırımların, sömürü, işgal, katliam, talan ve hırsızlıkların gizlenme aracı olarak kullanıldığı için dilimizde bu kavrama rastgele yer vermemeli, egemenlerin ağzıyla konuşmamalıyız.

Aynı dili hiç kimse Kürt halkının haklı mücadelesini yürütenler için de kullanamaz, aksi halde soykırım rejimiyle aynı safta yer almış olur.

Amaç zulüm düzeninden, faşizmden kurtulmaksa herkes buna göre konum almalı ve ilişki sistematiğini gözden geçirmelidir. Dildeki değişim de bu amaçla bağlantılı olmak durumundadır.