Fidel ve devrim

Fidel uzun zaman sonra topluluk önünde, parti kongresinde bir konuşma yaptı. ‘Ben yakında öleceğim ama devrim düşüncelerimiz yaşamalı’ dedi. Nedir bu devrim düşüncesi?

Şimdi herkes soruyor, Küba devrimi Fidel’den sonra devam edecek mi? Fidel Küba devrimi değildir ki ve Küba devrimi de Fidel’le sınırlı değildir. Fakat bu söylediğimin manası yine çok sorulan olarak Fidel’den sonra Küba sosyalizminin devam edip, etmemesi de değil. Esas olarak benim burada anlatmaya çalıştığım ‘devrim’in, devrim düşüncesinin iktidar olmakla sınırlı-sorumlu olmadığı… (Burada tartıştığımın meşhur devlet meselesi olmadığının altını çiziyim.)

Devrimi, devrim düşüncesini sadece bir iktidarı ele geçirme ve onu muhafaza ve müdafa etme meselesi olarak ele almak, onu sınırlamak ve hadımlaştırmaktır. Devrim, bir iktidarın çok ötesinde ve dışındadır. Hegemonyayı kırar, parçalar ki o zaman devrimdir. Bu yüzden, ABD Küba devrimini yıkabilecek mi sorusu yanlıştır çünkü Küba devrimi çoktan ABD’yi ve onun hegemonyasını, defalarca parçalamıştır. Bugün Küba devrimini yıkan! ya da yıkmaya çalışmak için Havana’ya gelen Obama’nın oraya gelebilmesinin nedeni bile Küba devriminin ABD hegemonyasından kopardığı büyük bir parçanın eseridir. 

ABD hegemonyasının kuşkusuz hizmetkarı Obama’nın isterse imaj olsun bir siyah olarak başkan seçilebilmesinin ardında, Küba devrimi ile alevlenen siyah isyanın özellikle ‘Kara Panterler’ hareketinin, radikal yıkıcı düşünceleri vardır. O isyanı bastırabilmek için verilen ödünler ve hatta pratikte düzene entegre sağlamaları için siyahlara açılan burs kapılarının bile arkasında bu ne yazık kı yıkmaya başaramamış radikal ve yıkıcı Kara Panterler düşüncesi vardır. Kabarık kıvırcık saçlı siyah isyancıların sol yumrukları sıkılmış ve havada fotoğraflarının, kendilerini korumak için silahlanmış olmalarının, yoksul siyah mahallelerinde çocuklar için binlerce kişiye, her gün örgütledikleri kahvaltıların, kolektif evlerin ve direnişin arkasında, ABD’nin hegemoyasına yine havada sıkılmış yumruklarla direnen ve kazanan Küba devrimi vardır.

Küba devrimi, ‘Devrim düşüncesi’ sınır tanımadığı için Che Guavera, dünyanın her yerinde isyanın ve kurtuluşun simgesidir. Küba devriminin bir parçası olarak tek başına Che bile defalarca ve defalarca ABD hegemonyasını parçaladı. Mesela Che Birleşmiş Milletler’de konuşma yapmak için ABD’ye geldiğinde ‘Kara Panterler’le bir araya gelmesi bile yıkıcıdır. (Yani o çok meşhur ‘sigara içilmez’ tabelası altında puro içtiği fotoğraf sırasındaki bir toplantı (!) bu ve bunun henüz filmini yapamadım ya ona yanarım.)…

 Bunun zaman sınırlaması da yok Küba devrimi hemen ardından ABD’yi Vietnam’da yendi, yıkıcı dalga etkisi birçok ülkenin bağımsızlığının itici gücü oldu. Fransa’da, Almanya’da, İtalya’da ya da İspanya’da dünyanın her yerinde, bütün işçi maaşlarının artması, insanların daha iyi koşullarda yaşamasının nedeniydi. İşçilerin grevlerinin, fabrika işgallerinin, yapabiliriz düşüncesinin sürükleyeniydi. Bazı yerde gerilla, bazı yerde okul boykotları, bazı yerde parasız eğitim ve parasız sağlık hakkıydı. Sermayenin her daim ve biçimde korkusuydu…

Ekim devrimini unuttuğumu filan sanmayın benim anlatmak istediğim devrim düşüncesinin sınır tanımazlığı üzerine. Bugün devrimcileri çok radikal bulanlar, sahip oldukları hakların o yıkıcı radikalizmin hegemonyadan kopardığı parçalar olduğunu unutuyorlar. 

Ve devrim düşüncesi bir başka coğrafyada yaşıyor ve hegemonyayı parçalamaya devam ediyor hala…