Fransız yargısında Türk izi

SELMA AKKAYA/PARİS

Paris Adalet Sarayı’nda Kürt politikacılar ve Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’nin yargılandığı dava sonuçlandı. Davanın karar duruşması dün görüldü ve Kürt siyasetçilere 1 ila 2 yıl arasında hapis cezası verildi. 

Kürt siyasetçilere verilen cezalar şöyle:  Abdullah Öcalan 2 yıl hapis cezası, 1 yıl ertelenmiş hapis; İdris Güzel 1 yıl hapis, 1 yıl ertelenmiş hapis; Adil Daşkın 1 yıl hapis cezası, 2 yıl ertelenmiş hapis; Bülent Atmaca’ya 2 yıl ertelenmiş hapis cezası verildi. Kürt esnaf İsmail Akgül’e ise 18 ay ceza verildi ancak ertelendi. Eski dernek başkanı Celil Akdoğan hakkında ise operasyon sürecinde Fransa’da bulunmadığı için ceza verilmedi.

Geçtiğimiz hafta Salı günü başlayan davada savcı, Cuma günü mütaalasını açıklamıştı. Kürt siyasetçilerden Abdullah Öcalan, İdris Güzel, Bülent Atmaca ve Adil Daşkın için 4 yıl hapis cezası; mahkemede hazır bulunmayan Adil Daşkın ve Bülent Atmaca için uluslararası arama ve tutuklama; Kürt esnaf İsmail Akgül için ise 15 ay hapis, 15 ay ertelenmiş hapis cezası talep etmişti.  Ayrıca, Addullah Öcalan, İdris Güzel, Bülent Atmaca ve Adil Daşkın için 2015 yılında yürürlüğe giren FIJAIT fişlemesine tabi tutulmaları talep etmişti. 

Mahkeme, karara itiraz hakkı bulunması ve cezaevinde yattıkları süre gözönünde bulundurularak Kürt siyasetçiler hakkında tutuklama kararı hükmetmedi. 

Ertelenmiş hapis cezası ise, kişinin aynı ‘suçu’ işlemesi durumunda tekrar tutuklanmasını öngörüyor. 


FIJAT kapsamına alındılar

Mahkeme savcının ceza talebine olduğu gibi Kürt siyasetçileri fişleme talebini de kabul etti. Dava kapsamında yargılanan isimlerden Celil Akdoğan dışındakilerin tümü FIJAIT kapsamına alındı.

Öcalan: Dava düşmeliydi 

Hakkında toplamda 3 yıl hapis cezası verilen Kürt siyasetçi Abdullah Öcalan mahkemenin kararına tepki gösterdi. Öcalan “Bu dava düşmeliydi çünkü bir dizi hukuksuzluk vardı. Dönemin soruşturma hakiminin yaptıkları ortadaydı. Türkiye ve Fransa’nın ticari ilişkilerinin mahkeme salonunda yansımasını gördük. Hem hukuki hem de Kürtlere yaklaşım açısından dava düşmeliydi. Ama yine Kürt mücadelesi ‘terör’ kapsamına alındı” dedi. 

Aynı suçlamalarla iki kez yargılandığının altını çizen Öcalan, “İki kez ceza aldım. Daha önce cezaevinde kaldığım için şimdi tutuklanmamış oluyorum. Fransa bir kez daha Kürt mücadelesini Türk yargısı gibi ‘terör’ kapsamına alarak yargılama yoluna gitti. Fransa Kürt mücadelesini kriminalize etmeye devam ediyor. Bu kabul edilemez” diye konuştu. 

Kriminalizasyonda son 11 yılın bilançosu

Fransa’nın Kürtlere yönelik soruşturma ve cezaları aynı zamanda bu ülkenin son 11 yıllık politikasının bir özeti niteliğinde. 25 operasyon kapsamında gözaltı ve soruşturma, 3 kadın devrimci Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez’in katledilmesi, komplolar, izlemeler, dernek kapatmaları, fişlemeler, bu son 11 yılda gerçekleşti.  Fransız makamları çeşitli gösterilere karşı baskı ve gözaltı gibi yöntemlere sürekli başvurmuştu. 90 yıllarda tıpkı Almanya’da olduğu gibi çeşitli tutuklamalara da başvurmuştu. Ama bir süre sonra Kürt gençlerinin yapmış olduğu bazı izinsiz gösterilerin dışında sistematik bir baskıya başvurmamıştı. 

2006’da ne değişti?

Ta ki 2006 yılına gelene kadar. Peki 2006’da Fransa açısından ne değişti? Fransa, 2006 yılında NATO kapsamında ‘terörü’ önleme ve NATO ülkeleriyle bu anlamda işbirliği gerçekleştiren NATO biriminin dönemsel temsilcisi seçildi. Bu gelişmenin ardından Fransa’da aynı zamanda dönemin içişleri bakanı ülkeyi yönetmeye hazırlanıyordu. Sarkozy ve ekibi bir yıl sonra iktidara taşınacaktı. 

O güne kadar Fransa’da bulunan Kürt kurumları ve Kürt yöneticileriyle diyalog yolunu seçen Fransa, Şubat 2007’de bir operasyonla Rıza Altun, Nedim Seven, Atilla Balıkçı, Hacı Karakoyun, Kazım Ergün, Kadri Özmen, Şükrü Kozludere, Renas Lelikan, Ayhan Tayfur, Burçin Uçar, Cemal Bozkaya, Mehmet Ulaş, Muhittin Aslan, Nihat Aslan ve çok sayıda Kürt’ü gözaltına aldı. Gözaltına alınanlardan bazıları adli kontrol serbest kaldı, bazıları ise tutuklandı. Dosya kapsamında yargılananlara daha sonra 2011’de cezalar yağdırıldı.  

2007 yılından sonra Kürt siyasetçilerine dönük izleme, dinleme yöntemi daha sistematik hale gelirken, Kürt kurumları hedef haline geldi. 2007-2017 yılları arasında sayısız operasyon gerçekleştirildi. Yapılan operasyonlarda 270’in üzerinde Kürt gözaltına alındı. Bazıları cezaevinde bir ya da iki yıl tutulurken, gerisi adli kontrol altında imzaya tutuldu. Şu ana kadar 10 dosya Fransa mahkemelerinde sonuçlanırken, sanıklar FİJAİT fişleme yöntemiyle, 10 yıl boyunca kontrole tabi tutuldu.  Halen çok sayıda dosyanın ise 4 ila 10 yıl arasında değişen süreler kapsamında süren soruşturmanın sonucu hakim karşısına çıkması bekleniyor. 

Bütün bu soruşturmaların, operasyonların yaşandığı dönemde 2013 yılına kadar Thierry Fragnoli adlı ‘terörle mücadele’ hakiminin adı öne çıkıyordu. Öyle ki sadece Fransa ile yetinmeyen Fragnoli, Türkiye’ye gidip Fransa’da tutuklanan kişilerin geçmişleri ve ailelerini, Türkiye’de Türk terörle mücadele ekipleriyle birlikte sorguluyordu. Yapılan soruşturmalar ve elde edilen verilerin tamamı, Türkiye’ye aktarılıyordu. Oysa 2010 yılına kadar bu süreç Fransa açısından yasal değildi. Ta ki 2010 yılında Türkiye ile yapılan yargı işbirliği anlaşması gereği her iki ülke açısından bu legal hale gelmişti.  Yine aynı hakim ve ekibi, Kürt politikacısı Adem Uzun’a komplo kurup tutuklayacak kadar kirli yöntemlerin mimarı haline gelmişti.  

Sanıkları aşağılayan, tehdit eden, ailelerine hakaret eden söz konusu hakimin, Türkiye ile yakın ilişkileri 2012 yılında daha açık ve görünür hale geldi. Fragnoli’nin Türk konsolosluğuyla yazışmaları Fransız basınına yansıyordu. 

‘Elimizden geleni yapıyoruz’

Erdoğan’ın Fransa’nın “PKK terörüne karşı bize yeterince destek sunmuyor” açıklaması Fragnoli’yi sinirlendirmiş, konsolosluğa yazdığı mesajda, “elimizden geleni yapıyoruz. İçeri atıyoruz. Erdoğan’ın açıklamaları beni incitti” diyecek kadar bir fransız yargıcının kimlerin himayesinde olduğunu gösteriyordu. Fragnoli, buz dağının görünen yüzüydü. Onun, ekibinin ve onların arkasındaki güçlerin Kürtlere dönük yapmış oldukları kriminalize çalışması, Türkiye’ye bilgi aktarımı ‪9 Ocak‬ Paris Katliamı’nın yolunu döşedi. Fragnoli anında kolları sıvayıp söz konusu davanın soruşturmasını yürütmeye soyunurken, katliamın devamında gerçekleşen ‪12 Ocak‬ yürüyüşüne 150 bin Kürt’ün gelmesi, orada polisin yaptığı anketlerde Kürtler nezninde Fragnoli’nin Fransa adaletine güveni zedelediğine dair tutulan tutanaklarla, Fragnoli, Bordeaux kentine ekonomi hakimi olarak atandı. 

Çeteler, gizli tanıklar

Türkiye’den itirafçıları Fransa’ya getirip sorgulama, Fransa’da MİT ve karanlık işlerle bağlantılı çeteleri, gizli tanık olarak gösterme yöntemleri sonucu yapılan operasyonlarda  alınan Kürt siyasetçilere yapılan uygulamalar, psikolojik baskı düşünüldüğünde daha önce Fransa’da tutuklu olarak 8 ay cezaevinde kalan ve intihar eden Cemal Kavak’ın katili aslında Fransa’nın bu siyasetidir. 

Tüm bunlar yaşanırken, Türkiye ve Fransa arasındaki ticaret hacmi 20 milyar doları buldu. Çok sayıda enerji ve askeri anlaşma imzalandı. Her anlaşmanın tarihine bakıldığında Kürtlere yapılan operasyonlarla aynı tarihe denk geliyor.  Kürtler Fransa’nın ticaret ilişkilerine kurban edilirken, Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez katledildi, 3 dernek kapatıldı. Onlarca Kürt politikacısı yıllarca cezaevlerinde tutuldu. Çok sayıda Kürt esnaf fişlenerek, ticari ilişkileri alt-üst edildi. 10 binin üzerinde Kürt fişlendi. 

 PARİS