‘Gazetecilik’ üzerine çok kısa bir hasbihal

Türk-Alman krizi derinleşti.   Bu „kötü“ bir şey mi?

Soruyu boşuna sormuyorum. Çünkü, düne kadar „bu Almanya Erdoğan’ı her kritik dönemde destekliyor“ diye şikayetçi olan kimi „ulusalcılar“, bakıyorum birden Almanya’nın “geçmiş suçlarını” sayıp durmakta.

Dünkü yazısında Yılmaz Özdil tam da böyle yapmış.

Vaktiyle Cemalettin Kaplan’ın Almanya’da nasıl örgütlendiğinden tutmuş, Kaplan’la Milli Görüş lideri Erbakan’ın ilişkisinden girmiş, sonunda Kaplan’la Fethullah Gülen’in ahbaplığından çıkmış.

Şu anda Almanya, yıllardır destek verdiği Erdoğan’la sert bir kavgaya tutuşmuşken, böyle bir yazı yazmanın pratik sonucu ne oluyor?

Ne olacak?

Erdoğan’a „Özdil’in de dediği gibi, bu FETÖ’ye Almanya vaktiyle kucak açmıştı, şimdi de aynısını yapıyor” deme imkanı verecek.

Daha önemlisi, Özdil’in seslendiği „laik ve ulusalcı, ama aynı zamanda Erdoğan’a hayır diyen kitlede“ kafa karışıklığı yaratacak. Almanya karşısında Erdoğan’ın „haklılığına“ dair bir bilinç bulanıklığı yaratacak.

Sol cenahta da bazı yazarlar, benzer bir „kafa karışıklığına” neden olabilecek yazılar yazmıyor değil. Sanki sosyalistler ve Kürt Özgürlük Hareketinin milyonlarca destekçisi, Almanya’nın Erdoğan’a karşı takındığı suçlayıcı tavırlarının etkisinde kalarak „Alamancı“ ya da „Merkelci“ v.s. olacaklarmış gibi „evet şimdi böyle diyorlar ama, dün şöyle diyorlardı, yarın ne diyecekleri belli olmaz” kabilinden „önlem“ alıyorlar. Bu gibiler, Almanya’nın „külünü yutmayacak“ denli, kendilerini çok akıllı ve bilinçli, okurlarını ise „ahmak“ yerine koyuyorlar.

Ulusalcıların „patriotizmi“ ile yukarıdaki türden solcuların „hassasiyeti“ neredeyse aynı kapıya çıkıyor. „Emperyalist Almanya ile mazlum Türkiye“ kavgasında bunlar „mazlum“ Türkiye’nin „yanına“ sokuluyorlar.

Türkiye „mazlum” değil. O da emperyalist. Sadece „boyu kısa“ bir emperyalist. „Bölgesel çapta“ bir emperyalist.

O halde ne yapacaksın?

Almanya ile Türkiye arasında bir çelişki ortaya çıktığında, „aman bana kimse emperyalizmden medet umuyor” demesinler diye, Yılmaz Özdilleşmeyeceksin.

Küresel emperyalistler ve bölgesel emperyalistler arası çelişkiler, mazlumların „devrimci” günlerinin habercisidir. Bunun “medet ummayla“ filan ilgisi yoktur. Küresel emperyalist sistemin krizinden „yararlanma imkanıyla“ ilgisi vardır.

 Milyonlarca Alman’ın arasında mücadelesini yürüten Türkiyeli sosyalistler ve Kürt siyasi hareketi, Alman işçi sınıfını ve emekçilerini, kendi hükümetlerine daha fazla baskı yapmaya, Türkiye’deki faşist rejimle her türlü ilişkiyi kesmeye çağırıyor ve doğru yapıyor.

„Bu Almanya’dan bir şey çıkmaz, sonunda kendi menfaatleri ağır basar, Erdoğan’la anlaşır, Kürtleri satar” diye düşündüğümüzde, Alman halkının, emekçilerinin, kadınlarının kendi hükümetleri üzerinde demokratik baskı yapamayacağını dile getirmiş oluruz.

Boşverin „Emperyalizmden medet olur mu“ sorusunu sormaya. “Almanya halkından, işçi sınıfından Türkiye halklarına medet olur mu?” diye sorun.

Ulusalcılara gelince… Böyle durumlarda „vatanseverlik”, Türkiye’yi Batı dünyasıyla cephe cepheye getiren Erdoğan iktidarını, „küresel güçlerin Türkiye’yi mahva sürüklemesine fırsatı veriyor” diyerek suçlamayı gerektirir. Fırtınaya tutulmuş bir gemide, bordasını dalgaya veren ve geminin alabora olması tehlikesini yaratan „kaptana” mı kızarsın yoksa azgın dalgalara mı? „Kaptanın“ kaptanlığa „ehil” olmadığını mı söylersin, yoksa dalgaların „azgın” olduğundan mı yakınırsın? Elbette Almanya „emperyalisttir”. Dalgalar da „azgındır.“ „Küresel sularda yüzen“ Türkiye’de küresel dalgalara değil, gemiyi batırmak üzere olan kaptana isyan, tayfaların ve yolcuların hakkıdır.”

Evet!

„Köşe yazarı” operatif olmalı.

Düşman kampın “iç çelişkilerini” derinleştirmeli.

Bu “çelişkilerden” yararlanarak, düşmanın cephesinde endişe, yılgınlık, dağınıklık şüphe yaratmalı.

Bu defa „liberal gazeteci“ mızmızlanıyor: Ama böyle de gazetecilik olur mu? Bu „soğuk savaş’ gazeteciliği…“

İlahi liberal „jurnalist”.

„Sıcak savaşın” içinde yaşıyor, „soğuk” diye üşüyor.