Gazze-Kobanê Şengal-Maxmur

Birinci emperyalist paylaşım savaşından sonra Ortadoğu emperyalistlerin çıkarlarına göre paylaşıldı. Eski Osmanlı toprakları üzerinde otuza yakın devlet-devletçik kuruldu. Dörde bölünmüş Kürdistan’ın her parçası bir başka sömürgeci devlete verildi. Halkların iradesini-özgürlüğünü hiçe sayan bu statüko bölgeye huzur getirmedi. Çünkü, o günden beri başta Kürdistan halkı olmak üzere bütün halklar bu statükoya karşı zorlu ve acılı bir mücadele verdiler. Buna bir de ikinci emperyalist paylaşım savaşı sonrası Filistinlilerin vatanlarından sürülerek, İsrail devletinin kurulması eklendi. İsrail ve Filistinliler arasında bitmeyen savaşlar başladı. Geçen yüzyılın iki kutuplu dünyası, soğuk savaş dönemi, NATO ve Warşova paktları arasına sıkışan dünya şartlarında halkların özgürlük mücadeleleri başarıya ulaşamadı.

Geçen yüzyılın sonu ve yeni yüzyıla girişle birlikte dünya şartlarında köklü değişiklikler oldu. İki kutuplu dünya dönemi bitti. Yerine dayatılan tek kutuplu dünya statükosu ise sökmedi. Var olan statükodan ne bölgenin ezilen halkları ne de bölgede söz sahibi olmak isteyen emperyalist odaklar ve bölgesel sömürgeci devletler memnun. Bu durum büyük bir değişimi zorunlu hale getiriyor. Yeni bir Ortadoğu ve yeni bir Türkiye kuruluyor. Geçen yüzyılın statükosu Kürdistan’ın bölünüp sömürgeleştirilmesi üzerine kurulmuştu. Yirmiden fazla Arap devleti kurulmasına rağmen ezilen halkların özgürlüğü yoktu. Yeni bir Ortadoğu kurulurken halklar özgürleşmek, emperyalistler ise değişimi kendi çıkarlarına uygun olarak yönlendirmek ve kontrol altında tutmak istiyorlar.

Ortadoğu’da eski statükoya itiraz eden, yeni dönemde özgürleşmek isteyen ve mücadelede öne çıkan iki halk var. Filistinliler ve Kürtler… Son dönemde ikisinin de ezilmek istenmesi ve iki halka da kanlı katliamlar yapılması, “medeni alem”in sessiz ve seyirci kalması hatta perde arkasından katliamları desteklemesi üzerinde durmak gerekiyor. İnsanlığın uygarlığa ilk geçişi yaptığı Mezopotamya, bütün semavi dinlerin doğum yeri, nice peygamber, filozof ve dahinin yetiştiği bu coğrafya yeniden vahşet dönemine hatta daha kötüsüne mahkum edilmek isteniyor. Rojava Devrimine karşı IŞİD’i destekleyenler, şimdi de IŞİD çetelerini tüm Kürdistan halkının üzerine sürüyorlar. Amaçları ölümü gösterip sıtmaya razı etmek, Kürdistan Özgürlük Mücadelesini kendi belirledikleri sınırlar içinde tutmak ve kontrolleri altına almaktır. Bu nedenle her türlü vahşete seyirci kalıyorlar. “Öcalan bu konuda 4 sene önceden uyardı” deniyor. Öcalan 4 sene önce değil, en azından 24 sene önce net olarak uyarmıştı:

Birinci Körfez Savaşı’ndan önce şöyle diyordu:

“Irak’tan başlayıp bütün Ortadoğu’yu Lübnanlaştırmak isteyenler var. Bizi de bu oyunlara çekmek istiyorlar. Biz bu oyunlara düşmedik, düşmeyeceğiz. Ortadoğu’da dar sınıfçılık, dar milliyetçilik, dincilik, mezhepçilik, aşiretçilik kimseye kurtuluş getirmez, hepimize felaket getirir. Tutarlı bir yurtseverlik ve herkese demokrasi, en geniş demokrasi…Ancak o zaman hepimiz biraz nefes alabiliriz.”

Bugün Öcalan’ın öngörülerinin ne kadar doğru ve haklı olduğu görülüyor. Özgürlük adası olarak parlayan Rojava Devrimi bütün Ortadoğu halklarına kurtuluşun yolunu gösteriyor.

Bütün ezilenlere eşitlik ve özgürlük ilkesiyle başarıya ulaşan Rojava Devrimi Kürdistan’ın bölünmüşlüğüne son veriyor. Halkaları birleştiriyor, sınırları aşıyor. Kürdistan ve bölge halkları Rojava Devriminin ruhuna sahip çıkarak, bu devrimin bayrağını her yerde yükselterek özgürleşebilir. IŞİD ve ardındaki güçlerin kanlı-vahşi katliamlarını durdurmanın ve demokratik-özgür bir Ortadoğu kurmanın yolu budur.