Gerçeklerin bilinmesinden korkuyorlar

“Yanlış gücünü arttırıyor diye asla doğruya dönüşemez.” 

(Tagore)

***

Hükümetin ifade özgürlüğü üzerindeki baskı ve tehditleri hız kesmeden devam ediyor. Medya ve televizyonların çok büyük bir kısmı havuz yöntemleri ya da zorla, hükümetin kontrolü altına alınmış durumda. Muhalif gazeteciler ise tutuklanmakta, işten atılmakta, çeşitli cezalarla baskı altına alınmak istenmektedir.

Son olarak Özgür Gündem Gazetesi karşılaştıkları sürekli yargılama ve soruşturmalar karşısında ‘nöbetçi yayın yönetmenliği’ için çağrı yapmıştı. Çok sayıda gazeteci ve insan hakları savunucusu kampanyaya destek vererek dönüşümlü olarak gazetenin genel yayın yönetmenliğini yaptı.

Geçen hafta da gazetenin kampanyasına destek verdikleri için haklarında soruşturma başlatılan gazeteci Erol Önderoğlu, gazeteci-yazar Ahmet Nesin ve akademisyen Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı tutuklandı. Sanıklar hakkında 2 yıldan 14 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Peki ne ‘suç’ işledi bu insanlar? Hakkında onlarca soruşturma ve dava açılan Özgür Gündem Gazetesiyle dayanışmada bulunanlar TMK yasasınca “terör örgütü propagandası yapmak”la ‘suç’lanıyor.

Halkın haber alma hakkına açık bir müdahale olan bu tutuklamalara itiraz etmek, basın özgürlüğüne sahip çıkmak ve Özgür Gündem ile dayanışmak amacıyla bazı sendikalar, insan hakları örgütleri ve gazeteciler dayanışmanın büyütülmesi çağırısı yapmaları anlamlıydı.                       

***

Türkiye’de hükümet halihazırdaki yasaları, gazeteciler, aydınlar ve muhalif olan herkesi susturma ve bastırma silahı olarak kullanıyor. Dahası bu yetmezmiş gibi kendilerine ve tetikçilerine zırh oluşturacak yeni yasa ve yasaklar getirmeye çalışıyorlar.

Bilindiği gibi basın özgürlüğü, Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ilan edilen ve birçok ülke tarafından kabul edilen bir haktır. Bu özgürlük yalnızca gazetecilere özgü, onların hak ve hukuklarını koruyan bir kavram olarak algılanmamalı. Bu hak gazetecilerin, yazarların, düşünenlerin, aydınların haklarını teminat altına almakla kalmayıp, halkın olan bitenlerden haber alma hakkının teminatı olarak kabul edilmelidir.

Eğer demokraside en üstün otorite “halk” ise, herhangi bir fikrin halka ulaşmasını engellemeye hiç kimsenin, hiçbir makam veya merciin hakkı yoktur. Demokrasiden söz ediyorsak, son kararı ancak “halk”ın verebileceğini de kabul ediyoruz demektir. Bu da, her şeyden önce, halkın bütün görüşlerden haberdar olabilmesini gerektirir.

***

Spinoza, herkesin aynı şekilde düşünmesini sağlamaya çalışmanın boşuna bir uğraş olduğunu, zira egemenlerin ifade özgürlüğünü sınırlama girişimlerinin daha kararlı bir dirençle karşılaşacağını ve en önemlisi bu direncin sıradan insanlardan değil, “iyi eğitim, sağlam ahlak ve erdemin kendilerini daha özgür kıldığı kişiler” tarafından gösterileceğini savunur. O, insan doğasından hareketle, ifadeye yönelik yasakların dürüst ve zihni açık insanları etkilediğini, rahatsız ettiğini ve sonuçta bu yasakların devlete büyük zarar verdiklerini belirtir.

***

Gerçeklerden kaçarak ve korku duvarları kurarak ancak insanlar arasında düşmanlık yaratılabilir. Barış içinde yaşamanın koşulu gerçekleri görüp çözümler aramaktır.