Gereğini yapmak, hezimet ve ihanet…

Osmanlı “siyaset eyleyin” fermanı verince, birilerinin öldürülmesi, yakılıp yok edilmesi, türlü yöntemle katledilmesi anlaşılırmış. Aynı geleneğin fazlasıyla bozuk sürdürücüsü olan AKP-MHP iktidarında da bu söylem “gereğini yaparız” şekline dönüşmüş. Söylem buyken ve dışişleri bakanları devletler arasında mekik dokurken karşıda Rusya’nın “öyle bir şey yok” dediği soğuk iklim sıcak eylem adımlarını buluyor. Türkiye, zulmü arttırdıkça hükmünün arttıracağını sanıyor, büyük yanılıyor.

Türk yetkililer, İdlib’de bazı çete grupların kendilerine ihanet ettiğini söylüyor. Oysa gerçek olan, Türkiye’nin çeteleri defalarca sattığıdır. Ancak bu satış öyle kişisel bir arzu olmayıp uluslararası mutabakatlara da dayanmaktadır. Bundan olmalı Erdoğan’ın efelenmeleri Rusya cephesinde kısmen hazmedilirken Bahçeli’ninkine Rusya’dan bir refleks geldi. ‘Kendi kamuoyunuza yönelik siyaset eyliyorsunuz ama fazla abartmayın’ babında bir kulak çekme oldu. Etkili de oldu.

Türkiye İdlib’de “gereğini yaparken” büyük işgal hazırlığı içinde orduyu İdlib’e taşıdı, saldırıları sürdürdü. Ancak bu durum, İdlib’den vazgeçmesi gerektiği sonucunu değiştirmeyecek. Türkiye çekilecek, Suriye yönetimi kendi bölgelerine yerleşecek, Türkiye’nin etkinliği ise kalan çete grupların kontrolünü yapacağı bir alana kadar daraltılacak, küçük bir alanda çetelerin kaçıncı elden satın almış hamiliğine uluslararası güçler denetiminde devam edecek… gibi görünüyor.

Bu ihtimal canlı bir şekilde gözler önünde dururken ve gerçekleşmesi beklenirken NATO, Türkçe video yayınlayarak Türkiye’ye kucak açtı. NATO’nun beyin ölümü ilan edilmesi ardından bu yatırım değiyor olmalı. Türkiye, S-400 ile F-35’lerin ikisine birden sahip olamayacağını anlamışsa da, buna Erdoğan henüz ikna olmuş değil. Abdullah Gül’ün S-400 alımını eleştirmesi, AKP’nin düşüşünün teorik-modern ilanı olmaya aday Babacan ekibinin aşırı temkinli rotasını da gösteriyor. Türkiye, Erdoğan’ın arap liderliği heveslerinin ceremesini büyük çekmiş olarak eski formatına geri döneceği büyük olasılık.

TC’nin NATO ile ilişkilerini düzeltmesinin bedeli ne? Başta, İdlib üzerinden geliştirilen çok yönlü ilişkilerin sonuçlarının öyle vicdan sorgulamalarına bırakılmayacağı kesin. Türk komutanların Zap operasyonunda büyük hezimet yaşayıp kaçarken söyledikleri gibi “tereyağından kıl çeker gibi” de olmayacaktır.

Şüphesiz bu kadar Osmanlıcılık oynamanın, bu kadar kan dökmenin, bunca insanı mağdur etmenin ve insanlık suçu işlemenin bedeli az olmamalı. Zira bu, garip kıyafetler giyerek mehter danslarıyla, milletin kitaplarını yağmalayıp Saraya toplayarak kütüphane açmaya benzemeyecek. Bedellerin toplamında bunca yayılmanın adım adım geri alınması, işgalci Türk devletinin kendi sınırlarına dönmesi var. Türkiye Suriye’den sonra Irak-Güney Kürdistan’dan çekilmesi de gündemdedir. Bu konu, Kürt özgürlük mücadelesinin amaçlarından olduğu için bunun yapılması yeni bir süreci de getirebilir.

Irak konusu, Biradost alanları kadar yerleşilen askeri üsler-karakollar da kapsamaktadır. Suriye konusu İdlib kadar Efrîn, Cerablus, Bab, Serêkaniyê, Girê Spî’yi de kapsamaktadır. Üstüne Kıbrıs konusu gündeme gelerek kendini hissettirmektedir. Kıbrıs’tan yavru vatan söylemine tepki var ve bu söylemle TC’nin Kıbrıs’a yönelik himayeci-işgalciliği reddediliyor. Hatay’ın Türkiye topraklarına katılmasına atıflar yapılıyor. Türkiye bugün aynı politikayı Efrîn’de, sınır duvarlarının yerini kaydırarak yapıyor. Türk ordusunun “sınır namustur” sözü, tecavüzü de kapsıyor. Ancak Hatay hatırlatması, Türk devletinin sınırlarını tartışmalık hale getiriyor.

Özcesi, Türkiye “tereyağından kıl çeker gibi” gitse bile kurtulamayacak. Türkiye’ye bunca ölümün, katliamın, asker ölümünün, sivil halk ölümünün, işgallerin bedelini ödetecek farklı toplumsal iradelerin devrede olması da kaçınılmazdır.

Türkiye bunca sıkışıp eski sınırlarına dönme ve beka korkusu yaşarken, çetelerden ümidi kesmeye başlamışken, kendisine kullanmalık yeni kesimler arıyor. ENKS’liler böyle bir dönemde Türk Dışişleri Bakanıyla görüşmesi tesadüf değil. Faşist dışişleri bakanı bu görüşme için “Kürtlere en büyük zararı terör örgütü PKK/YPG’nin verdiğini vurguladık” dedi. Türkiye tüm kükreyişlere rağmen direnen Kürtlerden korkuyor. Bunun için İdlib’de Suriye yönetimine karşı savaşırken Kürt bölgelerine aralıksız hava saldırıları, top atışları yapıyor. Ve bu korkusunu gidermek için direnen Kürtleri engellemek-uğraştırmak-zayıflatmak için direnmeyen Kürtleri kullanıyor.

Direnişten en fazla korkanlar karşı güçler değil, ihanet içinde olanlardır. Çünkü Türk devletinin gideceği bir sınır var, ama ihanetin yok.

ENKS, Türklerle Efrîn başta olmak üzere faşist Türk devletinin işgal ettiği, özelde Efrîn’i konuşmuş. Bu konuşma ne anlama gelebilir:

1- ENKS Efrîn’deki Türk kurumlarını, ptt, okul vs devralıp aynı misyonla kendisi sürdürecek. (ENKS’nin hayali ama deneyebilirler)

2- ENKS Efrîn’i düşman işgalinden kurtarma hamlesi başlatacak! (mümkün değil)

3- ENKS, özerk yönetimden ofis açma iznini aldıktan sonra bu ofislerde nasıl çalışıp ne yapacağına dair akla ihtiyacı vardı ve onu aldı Türkiye’den. (makul)

Rojava’da büro açmasına özerk yönetim tarafından izin verilen ENKS’nin özerk yönetimin bu adımına cevabı Kürt düşmanı Türk devletiyle görüşmek oldu. Bunun adı diplomasi değil, ihanettir, Kürt ve Kürdistan düşmanlığıdır.

Kürtler uluslaşmasını tamamlamamış olduklarından birçok tanım-anlam, yarım ve yanlış yapılıyor. Özgürlükçü temelde verilen emekler sürekli karşıt çizgiyle zayıflatılmaya çalışılıyor. Kürt düşmanlarına sığınan ve işbirlikçiliği resmileştiren yaklaşımlar diplomasi değildir. Ulusal birlik konusu bunca tartışılırken, çağrılar yapılırken, iyi niyet adımları atılırken, ve mütevazilik adına fazla abartılı yaklaşımlar dahi sergilenirken, ENKS’nin yaptığı ihanettir, Kürt düşmanlığıdır. Bir zamanlar Hewlêr’i DAİŞ saldırısından kurtardığı için Mexmûr’a teşekkür ziyaretine gidenlerin, bugün Mexmûr’a ambargo uygulayarak Mexmûr’u DAİŞ saldırısının hedefi haline getirmesi ile aynı şeydir.

ENKS’nin Çavuşoğlu ile görüşmesi, TC’ye İdlib için verilen destektir. Ancak çetelerin kendilerini sattığını söyleyen Türkler bu konuda tecrübelidir. Kendi halkına ihanet edenler, egemenlere de ihanet etmekten çekinmezler. ENKS’nin yaptığı bu Kürt düşmanlığı tutmayacaktır. Çavuşoğlu unutulacak ama ENKS ihaneti akıllarda kalacaktır. Çünkü savaşan, direnen ve hakkını büyük bedellerle elde eden Kürtler öfkelidir. Bu ihanetlere, riyakarlıklara tahammülsüzdür. Özerk yönetimin tüm demokratik siyaset yapmanın kapılarını aralamasına rağmen ENKS’nin Türk sömürgeciliğine koşması, siyah derinin üzerindeki beyaz maskelerden de daha kara bir lekedir. İhanetçi-işbirlikçi çizgi, ulusal birliğin engelidir. Ulusal birlik denilen olgu-eylem-devrim, Kürtlerdeki ihanetin etkisizleştirilmesidir.