Girê Sipî zaferi ve AKP’nin kirli emelleri

Tel Abyad, DAİŞ’in önemli bir merkeziydi ve düştü. 

Girê Sipî’nin (Tel Abyad) Rojava devrim güçlerinin eline geçmesi DAİŞ ile mücadelede önemli bir aşama. Elbette ki AKP ile mücadele açısından da…

Rojava güçlerinin iki koldan (Kobanê ve Cizîrê) gerçekleştirdiği Şehit Gelhat ve Şehit Rûbar hamleleri DAİŞ’e diz çöktürdü. Bu durumun çete örgüt ve katilleri üzerinde yıkıcı etkisi olacaktır. Daha da önemlisi, Tel Abyad’ın Kürt güçlerinin eline geçmesi sıtma mikrobunun bataklıkla bağlantısını koparmak anlamına geliyor. 

DAİŞ çetelerinin türediği, beslendiği AKP iktidarından kopartılması çok önemli. AKP’nin DAİŞ çetelerini askeri ve lojistik açıdan Akçakale sınır kapısından beslediği herkesin malumu. Finans kaynağı olan mazot ve petrol ticareti de önemli oranda buradan yapılıyordu. DAİŞ adam, para, silah ve lojistik ihtiyacının yüzde doksanını bu kapı vasıtasıyla AKP ve MİT’ten temin ediyordu. Şimdi bu kapı kapandı, musluk kapatıldı. Aynı kapının Musul konsolosu ile beraberindekilerin DAİŞ’lilerle takasında kullanıldığını hatırlatmakta fayda var. 

Tel Abyad’ın alınmasının DAİŞ için olduğu kadar hamisi AKP açısından da stratejik önemde bir kayıp olduğu kesin. Rojava devrim güçlerinin elde ettiği bu başarının bölgesel güç dengelerini önemli oranda değiştireceğini de söyleyebiliriz. 

Bu gelişme karşısında Rojava Devrimi’ni hiçbir zaman hazmedemeyen Ankara’nın kırmızı alarm verdiğini ve teyakkuza geçtiğini görüyoruz.

“Koalisyon güçleri PYD-PKK’nin önünü açıyor.” “PYD-PKK etnik temizlik yapıyor.” “Halk PYD-PKK’den kaçıyor” safsataları AKP’nin kirli emellerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Öteden beri AKP hükümetinin böylesi kirli emellerinin olduğunu biliyoruz. Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile ile MİT müsteşarının Rojava için “İki bomba patlatırız, sonra gireriz” dediklerini hatırlatmakta fayda var.  

Tel Abyad’ın kontrolünün Kürt güçlerin eline geçmesinden sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Bu yeni bir durumdur. Bunu kabullenmemiz mümkün değil” açıklaması, bir habislik peşinde olduğunu gösteriyor. 

Erdoğan 7 Haziran seçim sonuçlarını görmezden gelerek hareket etme eğiliminde. Normal ülkelerde böylesi dönemlerde eski hükümetler icraatı askıya alır ve ivedilikle yeni hükümetin kurulmasını gündemine alır. Çünkü böylesi uzatmalı hükümetlerin yaptığı icraatın meşruluğu yoktur. Çünkü ne halk ne de halkın iradesi olan yeni meclis var olan hükümete güven oyu vermemiştir. Yani şu anki AKP hükümeti ve yapacağı her türlü icraat gayri meşrudur. 

Meclisin ve muhalefetin devre dışı bırakılmak istendiği bir dönemdeyiz.

Ne Erdoğan’ın ne de yaveri Davutoğlu’nun yeni hükümetin kurulması konusunda pek acelesi yok. 

Hesap şu: AKP hükümeti boşluktan faydalanarak Rojava düşmanlığı ve Kürt karşıtlığı politikalarını sürdürmek istiyor. 

Erdoğan’ın bu politikaları uygulamak için hükümet kurma görevini Davutoğlu’na vermeyi geciktirmesi bile söz konusu olabilir çünkü Erdoğan bu ara dönemi uzatmak istiyor. AKP ve fiili başkanı Erdoğan, iktidarı devretmemek için erken seçim olasılığını da sürekli canlı tutuyor. 

Böyle bir oyunun oynandığı açık. 

Bakanlar kurulu toplantısı sonrası Bülent Arınç’ın ve Erdoğan’ın açıklamalarını yan yana koyduğumuzda gayri meşru hükümetin Türkiye’yi ve Kürtleri bir ‘oldu bitti’ye getirme hesabının olduğu anlaşılıyor. 

Amed’de seçimden önce DAİŞ eliyle, seçimlerin akabinde ise Hizbul-kontra maşasıyla gerçekleştirilen cinayetlere ‘gık’ını çıkarmayan AKP hükümeti, sınırın öte tarafında yaşanan gelişmeleri iki saat boyunca bakanlar kurulu toplantısında tartışabiliyor. En yetkili ağızlar tehditler savuruyor.  

Bu neyi gösteriyor?

Kürtlerin nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu…

Tehlike iki yönlü. 

Birinci tehlike AKP’nin Rojava’ya yönelik sınır ötesi operasyonu…

Gayri meşru hükümet, geçen yıl meclisten geçirdiği Suriye ve Irak’a müdahaleyi öngören sınır ötesi operasyon kararını uygulamak için can atıyor. Eğer uluslararası güçler buna yeşil ışık yakmazsa (ki ABD’den yapılan açıklamalar bu yönlü)

İkinci olasılık devreye konulacak: DAİŞ’i Kuzey Kürdistan’a taşımak! Yani seçim sürecinde İdil, Mersin, Adana ve Amed’de harekete geçirdiği kontra hücreleri aktifleştirmek! Yani iç savaş!

Hüda-Par ve AKP JİTEM’inin, yeşil Ergenekonun Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de DAİŞ’li yetiştirdiği ve Rojava’ya savaştırılmak üzere gönderdiğinin onlarca belgesi yayınlandı. 

Son günlerde Kürtlere, HDP’ye, Alevilere ve demokratik kurumlara yönelik artan saldırılar, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da uyur vaziyette bekletilen kontra birliklerin uyandırıldığının, harekete geçirildiğinin işaretleri… 

AKP ve MİT olabildiğince DAİŞ, Hizbul-kontra, Hüda Par gibi taşeron çete örgütlerine alan açarak Kuzey Kürdistan’ı DAİŞ’in yeni savaş alanı haline getirmek istiyor. 

Türkiye toplumu, Kürtler, Aleviler, farklı inanç grupları böylesi bir tehlike ile karşı karşıya. 

Demokratik siyaset bu hesapları ve tehlikeleri görerek hareket etmek, bu politikalara karşı muhalefet gücünü yükseltmek durumundadır. Bu kirli tezgahlara karşı halk muhalefetinin, sokağın gücünün harekete geçirilmesi, öz savunmanın aktif bir biçimde örgütlendirilmesi elzemdir.