Güney’de STÖ’lere güven azalıyor

Güney Kürdistan’da her gün bir yenisi kurulan sivil toplum örgütlerinin toplumsal değişim, kadın özgürlüğü konularında katkıları olmakla birlikte toplumsal güven giderek azalıyor. Zira mevcut örgütlenmelerin birçoğu toplumdan uzak. STÖ niteliğini koruyup projeler üreten ve hükümeti demokrasi ve toplumsal özgürlüklerin gelişmesi konusunda baskılayan örgütlerin sayısı oldukça sınırlı.

ESRA MİKYAZ
SILÊMANÎ

Güney Kürdistan’da hükümete bağlı ve hükümete bağlı olmayan tüzel kişilerin ve farklı ülkelerin desteklediği birçok sivil toplum örgütü (STÖ) var. Bu örgütlere Soranî lehçesinde ‘rêkxiraw’ deniliyor. Bu örgütlerin toplumsal değişimde ne kadar etkili olduklarına, gerçekten hükümetlerden bağımsız kuruluşlardan mı oluştuklarını, kadın sorunlarında ne kadar değişim yaratabileceklerine yanıt aramaya çalışacağız.

2019 yılı sonu verilerine göre yerel hükümetin sınırları içerisinde 4 bin 116 sivil toplum örgütü var. Bunlardan 116’sı kadın kurumlarından oluşuyor. Spor, sağlık, kadına dönük şiddete karşı, insan hakları, gençlik, çocuk, engelli çocuklar, ekoloji, çevre koruma, medya, mayın ve daha aklımıza gelebilecek birçok alanda sivil toplum örgütlenmesine gidilmiş. Ağırlıklı olarak yurtdışı sivil toplum kuruluşları ve hükümetlerin desteklediği vakıfların bağışçı oldukları kurumlar var. Örneğin Japon Barış Rüzgarı, Kadınları Güçlendirme Kuruluşu, Kadınları Bilinçlendirme ve Geliştirme Kuruluşu gibi isimler verilen bu kurumlaşmalar, toplumsal sorunların çözümünde daha çok farklı hükümetlerin destekledikleri kurumlaşmalar olarak işlevselleşmişler.

Bu STÖ’ler, hükümetin ilk kurulduğu 1992-1995 yılları arasında yaygınlaşmış. Ancak 2000’li yıllarda çok ciddi bir artış olmuş. Güney Kürdistan’daki yerel hükümetin kuruluşunda birçok Avrupa ülkesinin belirleyici olduğu biliniyor. İngiltere başta olmak üzere, Hollanda, Almanya, Fransa, İsrail, Amerika, Japon’ya bu ülkelerden bazıları.

Buranın deyimiyle bu ‘rêkxiraw’lara ağırlıklı olarak bağış yoluyla maddi destekte bulunuyorlar. Sivil toplum örgütleri yoluyla, kendi deyimleriyle “üçüncü dünya ülkeleri”ni kalkındırmayı amaç edinmişler. İngiltere menşeili kurumların bölgede en çok kullandığı kavram “geşepêdan”. “Geş, geşe” Kürtçede kadın ismi olarak kullanılır ve gülün, çiçeğin, ormanın, saçların gelişip serpilmesi, parlayıp ışık saçması anlamına gelir. Sivil toplum örgütlerinin isimleri de genel olarak şöyle geçiyor; kalkınma, kalkındırma, güçlendirme, değiştirme vb kavramlar. Hatırlarsak “kalkınma ve kalkındırma” kavramları, özelleştirme politikalarının önemli bir parçası olarak 1990’lı yıllarda neoliberal politikaların sloganı olarak belirlenmişti.

Kimi sivil toplum örgütlerinin yöneticilerinin profillerine bakıldığında geçmişte UN’e bağlı barış gücü askerleri içinde yer almış olmaları öne çıkan bilgilerin başında. Çalışma portföyleri incelendiğinde ise yöneticilerin genel olarak Afrika, Asya, Uzak Doğu ve Güney Amerika ülkelerinde çalışma yürüttükleri görülüyor. Bunlar “üçüncü dünya ülkeleri” olarak tanımladıkları ülkeler hakkında bilgi sahibi olan kişilerin özellikle belirlenmiş olması ilgi çekici.

Bu araştırmamızda hiçbir hükümetten destek almayan, sadece kadınların ortak destekle ayakta tuttuğu kurumlardan ulus devletlerle ortak çalışma yürüten kurumlara kadar geniş bir yelpazeyi ele almaya çalışacağım.

Kendi ayakları üzerinde duran bir örgüt: RJAK

Rêkxirawî Jinanî Azadî Kurdistan-Kürdistan Kadın Özgürlük Örgütü; kısa adıyla RJAK’ın çalışmalarına ilişkin meclis üyelerinden Necibe Ömer ile bir görüşme yaptık. Necibe Ömer örgütleri hakkında bizimle şu bilgileri paylaştı; “2002’nin sonunda örgütümüzü kurduk. Hükümetin, mevcut sivil toplum örgütlerinin ve toplumsal geriliklerin kadınların özgürlük sorunlarına çözüm üretmekten çok sorun yarattığını düşündük. Kadınların taleplerini yerine getireceğimizi söylemedik, kadınların özgürlük taleplerinin siyasal, toplumsal, hukuki, sağlık, eğitim, ekonomi alanlarında birlikte mücadeleyle elde edilebileceğine inandık.

Bu nedenle hükümetlerden herhangi bir talepte bulunmadık. Çünkü biliyoruz ki STÖ’lerin büyük bir bölümü devletlerden aldıkları destekle ayakta duruyorlar. Oysa STÖ’ler, toplumun ihtiyaç ve taleplerinin yerine getirilmesi için iktidarı zorlar. Ama burada iktidarı zorlayan bir sistem olmanın ötesinde, sisteme bağlı bir sektör gibi iş yapar pozisyonda. Bu da toplumda bir güvensizlik oluşturuyor. Bunu aşmak için çok çaba sarfettik” diyor.

STÖ’ler kazanç kapısı olmamalı
Necîbe Omer Güney Kürdistan’daki sivil toplum örgütlerinde çalışma yürütenlerin birçoğunun günlük yaşamlarını idame ettirecek, maaş aldıkları bir iş olarak gördükleri için, fonlarının geldiği yerlerin istemleri doğrultusunda çalışma yürüttüklerini dile getiriyor. Bunun toplumda bir tepkiye neden olduğunu, STÖ’lerin kazanç kapısı olmaması gerektiğini dile getiriyor. Hükümetleri zorlayacak çalışmalara imza atmaları gerektiğini dile getirirken, kadınların siyasete katılımlarına dönük projeyi bir imza kampanyasıyla hükümete sunduklarını belirtiyor. “Kadınların parlamentoya girebilmeleri için şöyle bir önerimiz de oldu: Kadınlar sadece siyasi parti listelerinden değil, sivil toplum örgütleri adına da parlamentoya girebilsinler. Biz siyasi kimliklerin de üstünde kadın olmayı bir üst kimlik olarak tanımladık. Hangi partiden olursa olsun aslolan, kadınların toplumsal özgürlüğünü kazanmış olmaları diye düşündük.”

‘Çalışmalarımız engelleniyor’
STÖ’lerin hükümetleri çok zorlamadığını, bunun için özel bir çaba içinde olunması gerektiğini dile getiren Necîbe Omer, asayişin defalarca çalışanlarını gözaltına aldığını, merkezi hükümetten resmi onayları olmasına rağmen yerel hükümetin kimi alanlarda RJAK’ın çalışmalarını engellediğini dile getiriyor. Buna rağmen okul eğitimlerini önemseyen RJAK, 25 Kasım ve 8 Mart etkinlikleri kapsamında 58 orta ve yüksek öğrenim kurumunda cinsiyet eşitliği ve kadın özgürlüğü konularında eğitim çalışması yürüttüklerini belirtti. RJAK’a bağlı bir dergi de bulunuyor. Truske isimli bu dergi, kadınların siyasal, toplumsal, sağlık, eğitim, hukuk, savunma gibi alanlarda çözüm yöntemlerini odaklanan bir dergi olarak 2003 yılından beri yayın hayatına devam ediyor.

Partiler üstü bir örgüt: PDO
People Development Organisation (PDO) (Rêkxirawî Geşepêdanî Gel-Toplumsal Kalkınma Örgütü) yöneticilerinden Bihar Munzir, kurumlarına ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor: “Herhangi bir partiye veya hükümete bağlı değiliz. Toplumsal sorunların tümünü çözmeye dönük girişimlerimiz var. Hukuksal ve yönetimsel olarak toplumsal sorunların çözülmesinde hükümetleri baskılayarak çalışma yürütmeyi esas alıyoruz. Kadının toplumda öncülük yapabilmesi ve toplumsal gelişim konularında tartışmalarımız oldu. Kürdistan’ın birçok ilinde toplumsal kalkınma alanında rol oynamaya çalışıyoruz. Erkek egemen yaklaşımların aşılması için bir çaba içindeyiz. Kadın erkek arasında eşitliğin oluşması ve ayrımcı politikaların aşılması için çabalıyoruz. Polis ve asayiş güçleriyle, kadın sığınma evleriyle ortak çalışmalarımız oluyor” diye ifade ediyor. Ancak PDO, uluslararası kurumlardan fon desteği alan bir sivil toplum örgütü. Destekçileri, Norwegian People’s Aid, Heartland Alliance International (HAI); Güney Amerika, Karayipler, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Sahra Altı Afrika’da zihinsel sağlık, psikososyal problemler, cinsiyet eşitliği, HIV, hukuksal destek gibi konularda çalışma yürüten kuruluşlar.

WADI

WADI, 1992’den beri İsrail, Ürdün ve Irak’ta yardım programlarını destekleyen sivil toplum örgütlerinden biri. Kadın sünnetine sıfır tolerans projeleri ile tanınıyor. WADI, vatandaşlık haklarının desteklenmesi, uzun süreli mahkumların rehabilite edilmesi, okuma yazma programları, eğitim, öğretim, aile içi şiddete karşı duyarlılık vb. projeler temelinde de çalışmalar yürütüyorlar.

Uzun vadeli gelişim ve değişim, kişisel sorumlulukların yerine getirilmesi gibi programlar üzerinde duruyorlar. Radyo Dengê Nû isimli bir radyonun kuruluşuna da destek olmuşlar. Helepçe ve Hewraman bölgesine sadece kadınlar ve gençler için yayın yapan bu radyo, aynı zamanda gençlere ve kadınlara açık bir kafeterya işlevi de görüyor.

Alman Konsolosluğu tarafından desteklendiklerini pek gizleme gereği de duymuyorlar. Oluşturulan projelerde daha çok hükümetin ulaşamadığı yerlere gidip sistemle uyumlu bireyler inşa etmek çabasında olduklarını vurgulamak yerinde olacaktır.

Rêkxirawî Tuwanasazî Afret
Rekxirawî Tuwanasazî Afret (Women Empoqerment Organization-Kadınları Güçlendirme Örgütü), Hollanda Çok Partili Demokrasi Enstitüsü ve Hollanda Büyükelçiliğinin desteği ile ortaklaşa “Demokratik Beceriler ve Cinsiyet Politikaları” programı kapsamında “Kolaylaştırıcı Beceriler Eğitimi” hakkında dört günlük bir eğitim kursu düzenledi.

Suzan Arîf, örgütün başkanı. Beyrut Amerikan Üniversitesi, MENA ekonomi projeleri, Netherlands Institute For Multiparty Democracy, European Erasmus programları ve daha bir çok dış merkezle ilişkili olan bu örgüt, yürüttükleri çalışmalar karşılığında desteklendiklerini medya hesaplarında dile getiriyorlar. Ancak konu hakkında şeffaf açıklama yapılmıyor.

STÖ’lere güven azalıyor
Güney Kürdistan’da her gün bir yenisi kurulan sivil toplum örgütlerinin toplumsal değişim, kadın özgürlüğü konularında katkıları olmakla birlikte toplumsal güvenin de giderek azalması göz ardı edilemez. Toplumsal sorunlar konusunda kiminle bir tartışma yürütülse hemen “benim örgütüm var” deniliyor. Fakat gerçekten sorunların çözülmesi için ne tür adımlar atılmış, sokaktaki insanla herhangi bir temasa geçilmiş mi, yerel ya da dünyadaki farklı iktidar odaklarından bağımsız bir adım atılabilmiş mi? Bu soruların yanıtlarını parmakla sayılabilecek kadar az örgütten doğru yanıt alınabiliyor. Mevcut örgütlenmelerin birçoğu toplumdan uzak örgütlenmeler. Birkaç kişi dışında etraflarında topladıkları insan sayısı oldukça sınırlı.

Yerel ya da merkezi iktidarlardan bağımsız örgütlenmeler çok az. İktidarlardan bağımsız hareket eden örgütlenmeler de zaten yerel iktidarın kontrol etmeye çalıştığı, baskıladığı örgütler. Gerçek anlamda STÖ niteliğini koruyup projeler üreten ve hükümeti demokrasi ve toplumsal özgürlüklerin gelişmesi konusunda baskılayan örgütlerin sayısı da oldukça sınırlı. Toplumsal değişim için öncülük yapan özellikle sivil toplum örgütleri sınırlı olsa da etkinler. Bu nedenle yerel hükümet destekli meleler ve iktidar destekli erkekler tarafından saldırıya uğrasalar da savunmalarını yapacak kadar donanımlılar.