Günümüzün Aktüel Yalanı: Türkiye’nin haklı güvenlik kaygısı

Ferda ÇETİN

70. Kuruluş yıldönümünde, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” sözleri tartışılıyor.

“NATO’nun beyin ölümü” ne demek?

NATO, gerçekten rolünü ve misyonunu tamamlamış, ortaklarının kararı ile tasfiye edilmeyi bekleyen bir teşkilat mıdır?

Bildiğimiz ve gözlerimizin önünde gerçekleşen hakikat, NATO’nun oldukça karışık, karmaşık ve izahı zor ilişkiler içinde olduğu ve pusulasını kaybettiği gerçeğidir.

SSCB (Rusya) tehditi ve yayılmacılığına karşı kurulan NATO, en azından Ortadoğu’da ve Suriye’de, Rusya ile bir rekabet içinde değil, işbirliği içinde ve aynı cephededir.

NATO üyesi Türkiye, ABD ve Rusya ile aynı anda ve paralel antlaşmalar yapmakta; ABD’den de Rusya’dan da silah almaktadır.

ABD ile Türkiye arasında 16 Ekim’de yapılan, “Ateşkes Anlaşması”yla, Rusya ile Türkiye arasında 22 Ekim’de yapılan “Soçi Mutabakatı” birbirini tamamalayan ortak metinlerdir. Rojava ve Kuzey Suriye’nin, Türkiye/DAİŞ ortaklığıyla işgal edilmesine, ABD ve Rusya’nın birlikte onay ve destek sunduğuna dair, ortak mutabakatlardır.

Macron’un “NATO öldü” sözlerine, herkesten önce Erdoğan’ın tepki göstermesi, bu kirli mutabakatın, NATO üyesi bir devlet başkanı tarafından faş edilmesiyle ilintilidir.

Türkiye, Irak’ta ve Suriye’de El kaide, El Nusra, Heyet Tahrir’uş Şam ve DAİŞ’i desteklerken, NATO ve üye devletler ise Kürtlerle ittifak içinde, bu örgütlere karşı savaşıyordu. DAİŞ’e karşı savaşta, NATO ve Türkiye aynı safta değildi. Ama NATO, Kürtler, ABD ve Rusya aynı saftaydı.

Türkiye’nin Selefi, Cihadist örgütlerle ilişkilerini kanıtlayan binlerce kanıt, tanıklık, görüntü ve belge mevcuttur. 2 Aralık 2015 günü, Moskova’da gazetecilere bir brifing veren Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoly Antonov, Türkiye-DAİŞ ilişkisini görüntüler eşliğinde açıklamış; Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin, Suriye’de DAİŞ’in elinde olan petrol yataklarından yapılan yasadışı petrol sevkiyatıyla doğrudan ilişkisi olduğunu belirtmişti.

Önceki gün, Fransa Cumhurbaşkanı Macron bu ilişkinin sürdüğünü belirtmiş, ”Türkiye, bizimle birlikte savaşanlara karşı savaşıyor. Aynı zamanda, IŞİD’le bağlantılı gruplarla çalışıyorlar” demiştir. Macron’un “bizimle birlikte savaşanlar” dediği Kürtlerdir. “IŞİD’le bağlantılı gruplar”dan kastettiği de Türk ordusunun parçası haline getirilen ve “Suriye Milli Ordusu” ismi verilen DAİŞ devşirmeleridir. Nitekim Tayyip Erdoğan bu ilişkileri gizleme gereği duymuyor; 22 Haziran 2016 günü, sarayında sivil toplum örgütlerine verdiği iftarda, “El Nusra’ya neden terör örgütü diyorsunuz” diye çıkışıyordu.

Macron’un söylediği, Erdoğan ve Trump’ı rahatsız eden husus gayet açık ve anlaşılırdır: NATO, NATO’ya karşı savaşıyor!

Üyeleri farklı düşünen ve farklı cephelerde konumlanan NATO, bu şartlar altında kuruluşunun 70. yılını kutluyor. Londra’daki toplantıda üye ülkelerden, olası bir Rus saldırısı karşısında Polonya, Litvanya, Letonya ve Estonya’nın savunulması amacıyla hazırlanan askeri plana destek vermeleri isteniyor.

Türk devleti, NATO üyelerinin, YPG’yi terörist örgüt ilan etmemesi halinde, bu planı bloke edeceğini açıkladı.

Türkiye, Efrîn’den sonra Kuzey Suriye’yi de işgal ettiği halde, Tayyip Erdoğan ve avanesinin YPG’yi terör listesine alma ısrarı neden?

Başta ABD olmak üzere BM, NATO ve Avrupa Birliği, Türk devletine ve Erdoğan diktatörlüğüne sonuna kadar kredi vermiştir. Tüm tehdit ve şantajlarından sonuç almıştır. Erdoğa hükümeti, Putin yönetiminin de desteklediği bu şantaj politikasını sürdürmeyi düşünmektedir.

Türkiye’nin, Suriye ve Rojava’yı işgalinin, devletler arası mevzuat ve uluslararası hukuk bakımından hiçbir karşılığı ve meşruiyeti yoktur. Erdoğan ve şebekesi bu gerçeğin farkında ve bilincindedir. Şayet, NATO eliyle YPG terörist örgüt ilan edilirse, Türk devleti, “terörist örgüte karşı” meşru savaş yürüten taraf pozisyonu elde edecek; NATO devletlerinin “terörist” ilan ettiği örgütle savaşıyor olacaktır.

Erdoğan, Çavuşoğlu ve Hulusi Akar’ın üzerinde çalıştıkları yeni oyun ve yeni tezgah budur.

BM, NATO, ABD, Avrupa Birliği ve Rusya, “Türkiye’nin haklı güvenlik kaygısını anlıyoruz” yalanı ile Türkiye’nin işgalci, soykırımcı politikalarına destek verdikleri için, TC/Erdoğan yönetimi, aynı yöntemle, YPG’yi terörist ilan etmeye çalışmaktadır.

Öyle ki Türkiye’nin işgaliciliğinden rahatsızlık duyan ve “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” diyen Macron dahi, bu çıkışını, “Türkiye’nin güvenlik kaygılarını anlıyoruz” yalanı ile süsleme ihtiyacı hissetmektedir.

“Türkiye’nin güvenlik kaygısı” denilen büyük yalanın karşılığı; BM, ABD ve Rusya’nın onayı ve desteği ile son üç yılda Rojava’da Kürt halkının maruz kaldığı işgal, saldırı, katliam ve tehcirdir.

Türk devleti açısından “güvenlik kaygısı” denilen şey Kürt halkının özgürlüğü, kimliği, kültürü ve elde ettiği tüm kazanımlardır. Bunun dışında hiçbir güç, hiçbir gelişme Türkiye için “güvenlik sorunu” teşkil etmiyor. Nitekim, büyük tavizler karşılığında Rusya, ABD, İran, Suriye ve Irak ile geliştirdikleri paralel ilişkiler, bu ezeli ve ebedi Kürt düşmanlığından kaynaklanmaktadır.