Hadi ordan kanlı el!

Türk devletini, evrenin İslamofaşist çeteleri deposuna dönüştürdüler. Yeni baştan İslam kurtarıcısı rolüne çıktılar. Aç ve umutsuzlara “Suriye ve Irak’ın ganimetleri sizi bekliyor“ dediler. İslam sloganlı katilleri, taa Çin-Maçinden toplayıp getirdiler. Balkanlar ve Kafkaslardan kiralıklar derlediler. İç Asya, Afganistan, Pakistan’ın sabıkalılarını, işsiz, mesleksiz gewendelerini “Türk İslam Devleti“nde topladılar.

Bunlardan her biri, ücreti karşılığında birer ‘kullanışlı’ insan posasıydı. Ailelerini kamplara yerleştirip tahsisat bağladılar. Öldürme ve yıkım üzerine eğitip ağızlarına İslami naralar, ellerine de ölüm makinaları vererek, çekirge sürüsü gibi Irak ve Suriye’ye soktular.

Kadim uyguralıklar merkezi, barbarların hücumuyla kısa zamanda viraneye döndü. Yüz binlerin hayatı, çöl sıcağında kavruldu, kuma karıştı. 7 milyon kişi evsiz, yurtsuz ortada kaldı. Suriyede insanlık ağlıyordu…

Eğer bu manzara zaferse Recep Tayyip zaferiyle övünebilir.

İslam’ı, ele geçirdikleri servet ve saraylarına yol yapan ‘abdestsiz Müslümanlar’, Müslüman katlederek, kendilerince İslam’ı kurtarıyordu. Bu yalan ve kanlı talan ortamında katiller, tecavüzcü ve hırsızlar, sanki Tanrı kötücülden yananmış gibi bir sahtekarlıkla ‘Allahu ekber’ naralıydılar. O kadar dindarlardı ki, kanlı elleriyle camide namaza duruyor, çıkışta Müslümanın malına, mülküne ve canına saldırıyor, zenginlikleri haramibaşı efendilerinin ayağına taşıyor, böylece Türk ekonomisini besliyorlardı.

İş ve güç bölümünde haydutların bir kısmı, Türk düşmanlarını ‘yerle yeksan’ edecek bombacı yapıldılar. Bunlar, önce Kürt sivil kırımında kullanıldılar. Bazılarını da ‘küffar elleri’ Avrupa’da, ‘icra-i faaliyet’le görevlendirdiler ama gerçek faaliyet alanları Rojava’ydı…

Öte yandan, Kemalist mayalı Türk ordusu dağıtılıyordu. Yerine konacak muharip güce ihtiyaç vardı. İnsan kesen katiller, tecavüzcü ve hırsızlar zemininden 60 bin kişlik özel bir ordu derlendi. İslamofaşist çeteciliğin simgesi uzun saç ve sakal baki kalmak üzere, Türk askerinin üniforması giydirildi bunlara. NATO standartlı, Amerika ve Avrupa üretimi silahlarla donatılıp Rojava’da, Başûr’da, Kürtlerin üstüne saldırtıldı. Buralarda, Fetih Suresi saldırı narası yapıldı.

‘Reisin Müslüman Kardeşleri’, vardıkları yeni aşamada, İslam dininin kitabı Kur’an-ı Kerim’in kelamını, yurt hırsızları, onur cellatları, tecavüzcü, katil ve talancılara slogan yapıyordu. Cühelayı kandırma gösterilerinde, abdestsiz namaza duran vicdansızlara yakışan da buydu.

Reis, şimdi onların başında ‘küffar’ seferinde. Avrupa Birliği’nden haraç almak için içeride yığdığı kalabalıkları Yunanistan sınırına yığarak, silahı olarak kullanıyor. Oysa terörist taburları düzenleyerek, onlar aracılığıyla Suriye’ye ilk vuruşu yapan ve ülkeyi kanlı bir cehenneme çeviren oydu. Talandan beslenen de…

Teröristleri tetikçi, yangıncı ve yıkımcı olarak kullanmasına, talandan beslenmesine rağmen BM’nin mülteci fonundan para alıyordu. Avrupa Birliği’nden de ‘teröristleri barajladığı’ gerekçesiyle haraç…

Haracını artırmak için mafyalaşarak Avrupa’yı baskı altına alıyor; ‘birader’ kalabalığını çoluk çocuk Yunanistan sınırına yığarak, bunlarla içeriye dalıp Avrupa ülkelerinin sosyal ve ekonomik dengelerini bozma şantajına girişiyordu. Türk devleti, bütün olarak, bu şantajın parçasıydı. Devlet tekelindeki radyo ve televizyon kurumu, Yunanistan sınırına girişi şemalarla anlatıyor; devlet organları Antep, Urfa, Adana, Maraş, Ankara, Karadeniz beldeleri ve İstanbul’dan sınıra, otobüs seferleri düzenliyor, mafya taksi ve minibüsle hizmet veriyordu.

Reis ise günde beş vakit değiştirdiği nakaratıyla, ‘ılımlı muhalif’ dediği ‘biraderleri’ parlatan sesiyle ‘ermiş human’ edalıydı. Zemheri ayında, bütün tank, top, füze ve uçaklarını savunmasız Kürt şehirleri üstüne boca eden o değilmiş gibi  ‘lımlı kardeşler’ kadın ve çocuklarının üşüdüğünü bağırıyor, yardıma gelmeyen Avrupa’yı vicdansızlıkla suçluyordu.

Ahmed Arif’in şiir sözüyle, salt Kürt nefretinden sadır kötücüllüğü ‘rivayet değil’ gerçekti. Onun emriyle ithal İslamofaşistlerle takviyeli Türk ordusu ve polisi Sur, Silvan, Şırnak, İdil, Gever, Nusaybin ve Silopi’yi insan başına yıkıyor; bebek, çocuk, kadın, ihtiyar kırıyor; Cizîra Botan’ın havası, diri diri yakılmış gencecik kadın ve erkeklerin yanık et kokusuyla tütsüleniyordu.

Evlerini ve dahası şehirlerini de kaybeden siviller aç ve orta yerde açıktaydı. Bir battaniye iki ekmekle yardıma koşan yüreği yaralı Kürtler, namlular ateşlenerek geri çevriliyordu. Düşman çocuklara ekmek, bebeklere battaniye vermek yasaktı.

Evsiz kalanların kırlarda çul ile çaputtan kurdukları barikatlar, karlı havada tankların paletleri altında eziliyor, çamura gömülüyordu.

Bu zulmün efendisi gün gelip biraderleri söz konusu olduğunda bülbül sesiyle şakıyarak, üşüyen ve açlık çekenlerin ağıdını söylüyor, güvercin duyarlığıyla insan, insani kesiliyordu. Sanki Efrîn, Girê Spî, Serékaniye’da yüz binleri yerinden, yurdundan söküp bilinmezliklere süren, Başûr’da efsanevi Kaniyaspî, Barzan toprakları, Mergasor’u insansızlaştıran o değilmiş gibi insanlıktan bahsediyordu.

Hadi ordan kanlı el! İnsanlık kim, sen kkimsin, insan çürüğü ırkçı!..