Hata yapmamak ve doğru mücadelede ısrar etmek lazım

Faşist AKP-MHP yönetimi 14-15 Haziran gecesi Mexmûr, Şengal ve Medya Savunma Alanlarına yönelik kapsamlı ve yoğun bir hava saldırısı gerçekleştirdi. Yine İran Yönetimiyle birlikte Helgurt Dağı çevresine uçak ve topçu saldırısında bulundu. Ardından Zaxo Kasabasının dağlık kesimi olan Heftenîn’e yönelik işgal amaçlı bir kara saldırısı başlattı. Bu durumu doğrulayan HPG Merkez Karargahı, faşist Türk ordusuna tarihin en ağır darbesinin vurulacağını açıkladı.

Şimdi bunlar temelinde alanda yoğun çatışmalar sürüyor. İşgali örgütleyip yöneten TC Savunma Bakanlığı, işgal saldırısının Habur’dan Kandil’e kadar olan alanı kapsadığını ve güze kadar bu alanlarda PKK’nin bitirileceğini ifade ve iddia ediyor. Kuşkusuz bu bir iddiadır ve başarılıp başarılamayacağı belli değildir. Nitekim onlarca yıldır TC Hükümetleri hep aynı iddiada bulunuyorlar, ancak şimdiye kadar söz konusu iddiayı gerçekleştirebilmiş değiller. Dolayısıyla AKP-MHP faşist hükümetinin de söz konusu iddiayı başarması çok zor gözükmektedir.

Elbette ifade ettiğimiz bu husus önemlidir, ancak bu durum ayrı bir konudur. Biz şimdi burada söz konusu bu husus üzerinde durmak istemiyoruz. Burada üzerinde durmak istediğimiz konular başkadır. Örneğin TC Devleti ve AKP-MHP faşist yönetimi tarafından saldırı yapılan Mexmûr, Şengal ve Medya Savunma Alanları boş ve sahipsiz değildir. Mesela Mexmûr denen yer BM tarafından da tanınan 26 yıllık bir mülteci kampıdır. Irak devlet sınırlarının ortasında bulunan bu alanda 11 binin üzerinde Kuzey Kürdistanlı Kürt mülteci yaşamaktadır.

Kadim bir Kürdistan toprağı olan Şengal, Êzîdî Kürt toplumunun binlerce yıldır yaşadığı bilinen bir alandır. Birinci Dünya Savaşının ortaya çıkardığı siyasi coğrafyaya göre Irak Devlet sınırları içinde ve TC sınırından onlarca kilometre uzakta bulunmaktadır. Şengal son olarak 3 Ağustos 2014 tarihinde DAİŞ’in başlattığı soykırım saldırısı ve buna karşı PKK gerillalarının geliştirdiği Êzîdî Kürt toplumunu koruma direnişiyle gündeme gelmiştir. Heftenîn’in tümü Irak Devlet sınırları içindedir ve Güney Kürdistan’ın en şirin toprak parçalarından biridir. Helgurt Dağı TC sınırından en az 60 kilometre, Kandil Dağı ise yaklaşık yüz kilometre uzaktadır.

Kısaca bu alanlar TC sınırları içinde olmadığı gibi, boş ve sahipsiz de değildir. Birinci Dünya Savaşının ortaya çıkardığı devletler sistemi kapsamında Irak Devleti içinde yer almaktadırlar ve bu durum BM tarafından da kabul görmektedir. Dahası bu alanların hava güvenliği ABD’nin kontrolü altındadır. Yani Avrupa ve NATO’yu da ilişkili kılmaktadır. Bütün bunları uzunca belirtmemizin kuşkusuz bir önemi ve anlamı vardır. Yani buralara askeri saldırı düzenlemek ve buraları işgal edebilmek için çok sayıda güçten, hatta BM tarafından temsil edilen devletler siteminden olur ve destek almak gerekir. Özel savaş basını ne kadar şişirse de aslında TC Devletinin kendi başına yapabileceği hiçbir şey yoktur. O halde 14-15 Haziran gecesi başlattığı askeri saldırı için TC Devleti ve AKP-MHP faşist hükümeti en az BM, ABD, NATO, Avrupa, Rusya, İran, Irak, KDP ve YNK’den olur ve destek almış durumdadır.

Şimdi işte bu durumu incelemek çok önemlidir ve öğretici sonuçlarla doludur. Denebilir ki, esasen Kürtlere karşı olduğu için TC ve İran devletlerinin böyle bir ittifak yapmaları doğaldır ve de anlaşılırdır. Peki diğer güçlerin, Kürt Özgürlük Hareketine karşı TC Devletine destek vermelerinin nedeni ve anlamı nedir? TC Devleti ve AKP-MHP Yönetimi demektedir ki, bu saldırıyla ben PKK’yi, yani özgür Kürtlüğü yok edeceğim! O halde AKP-MHP işgal saldırısına destek veren güçler, AKP-MHP faşizminin PKK’yi yok etmesine destek vermiş olmaktadırlar. Yani onlar da özgür Kürt varlığına karşıdırlar ve de ezilmesini, en azından zayıflamasını istemektedirler. Bu temelde özgür Kürtlüğün ezilip işbirlikçi Kürtlüğün Kürt toplumunda hakim hale gelmesini amaçlamaktadırlar. PKK karşıtlığının ve PKK’yi imha saldırılarına olur ve destek vermenin nedeni ve amacı budur. Kısaca PKK yok edilmek veya teslim alınarak KDP ve YNK çizgisine çekilmek istenmektedir.

Burada KDP ve YNK’ye diyecek fazla bir şeyimiz yoktur. Çünkü onların özgür iradeleri yoktur. Onlar her bakımdan ABD, İsrail ve İngiltere çizgisine tabidirler ve bu temelde kapitalist modernite sistemi kendilerinden neyi isterse onu yapmaktadırlar. Fakat dış güçler bilmeli ki, bu yaklaşımlarıyla özgür Kürt iradesine saldırmakta ve Kürtlerin iç işlerine çok fazla müdahale etmektedirler. Buna hukuken de ahlakî olarak da hakları yoktur. Sadece Kürtlerin bilinçsiz ve örgütsüz konumlarından yararlanarak bunu yapmaktadırlar ki, bunun bir emperyalist-sömürgeci yaklaşım olduğu, giderek bilinçlenen ve örgütlenen Kürtlerden karşılık göreceği açıktır.

Kürtlere gelince, mücadelenin bu denli netleşmesi ve keskinleşmesi karşısında bazı Kürtler PKK’nin bağımsızlıkçı ve özgürlükçü duruşunu ve mücadelesini eleştirmekte, PKK’nin de kapitalist sistem dayatmalarına boyun eğerek KDP ve YNK gibi olmasını istemektedirler. PKK böyle yaparsa kapitalist sistemin Kürt sorununu çözeceğini ve Kürtlere hak vereceğini düşünüp ileri sürmektedirler. Kısaca düşünsel bağımsızlığa ve toplumsal özgürlüğe dayalı demokratik siyaseti yanlış bulmakta, mevcut sisteme boyun eğen işbirlikçi duruşun sonuç alıcı olacağına inanmaktadırlar. Bunun için gösterdikleri kanıt, söz konusu sistemin arada bir “Kürt” demesi ve Başûr ile Rojava’da mevcut gelişmelerin ortaya çıkmış olmasıdır. Bu düşünce sahiplerine göre, bunları yaratan güç mevcut kapitalist sistem olmaktadır. Hiç görmüyor ve anlamıyorlar ki, bunların hepsi mevcut çizgisi ile PKK varlığı ve mücadelesi sayesinde olmaktadır. Bugün PKK korkusu ile “Kürt” diyen ve Başûr ile Rojava’yı kabul ediyor görünen güçlerin, PKK yokken Kürdistan’ı nasıl böldüklerini ve Kürtlerin başına mevcut soykırımcı diktatörlükleri nasıl hakim kıldıklarını ya görmüyorlar ya da unutmuş görünüyorlar. Dolayısıyla dar ve sığ bakış açılarıyla yeniden tehlikeli durumların ortaya çıkmasına kapı açıyorlar. Çok açık ki böyle olmamalıdır. Kürtler hata yapmamalı ve doğru mücadelede sonuna kadar ısrar etmeyi mutlaka bilmelidirler.

Şimdi gelelim TC Devletinin ve AKP-MHP faşizminin durumuna. Evet, PKK’nin zorlanması ve zayıflatılmasından çıkarları olduğu için tüm bu güçler PKK’ye karşı saldırıda AKP-MHP faşizmine olur ve destek vermektedirler. Ama bu olur ve desteğin karşılıksız olduğu elbette ki düşünülemez. Burada sadece PKK’nin geriletilmesi değil, ondan da öteye çeşitli maddi ve siyasi çıkarların var olduğu açıktır. Yani AKP-MHP faşizmi, PKK’yi geriletme temelinde kendi ömrünü uzatmayı hedefleyen söz konusu saldırılar için tüm bu güçlere çok çeşitli tavizler vermektedir. Aslında AKP-MHP faşizmi, kendi bekası için Türkiye ülkesi ve toplumunun tüm değerlerini pazara çıkartmıştır ve durmadan da satmaktadır. Söz konusu saldırıların Türkiye toplumunu ilgilendiren işte böyle bir boyutu da vardır.

Peki farz edelim ki planlanan gerçekleşti, yani PKK zayıflatıldı ve özgür Kürt iradesi etkisiz kılındı; buradan hangi sonuç çıkacaktır? Kuşkusuz PKK’yi bu biçimde zayıflatan ve bunun için Türkiye’yi inek gibi sağan güçler, sonuç alıp da bunlara ihtiyacı kalmayınca o zaman da sıra Türkiye’ye gelecek ve Türkiye’yi de Irak ve Suriye gibi yapacaklardır. AKP-MHP faşizminin Türkiye’yi götürdüğü uçurum işte böyledir. Ne yazık ki, bunu tersine çevirmek için Önder Abdullah Öcalan’ın yürüttüğü çabalar TC Devleti tarafından kötüye kullanılıp boşa çıkartılmış, Türkiye toplumu tarafından ise henüz yeterince anlaşılmamıştır. Şimdi son saldırıların açığa çıkardığı gerçeklikle mevcut anlayış kıtlığını aşmanın ve AKP-MHP faşizmine karşı Demokratik Türkiye mücadelesini çok daha güçlü, örgütlü ve birlikte geliştirmenin tam zamanıdır.