Hatasız sayfa

Yangın yerindeyiz ya şimdi, her şey çok normal adeta. Ölümler, öldürülmeler, yakmalar, yanmalar… Bir fotoğraftan ibaret hayat. 

Biri tam o sırada deklanşöre basıyor ve zaman kaydediyor belleğe, bazılarımız nakşediyor zihnine, bazılarımız birkaç saatliğine bakıp, geçiyor bir diğerine.

Kemal Kurkut’un varlık ve yokluk hali hepi topu birkaç kare. Oysa anası için o birkaç karenin anlamı 23 sene. Onca yıl gözünün önünde an be an büyümüş, serpilmiş, gülmüş, heveslenmiş, ölümden dönmüş ve kilitlenmiş zamana, kaydetmiş kendini şiirden bir pusulaya. Ulaşabileceğimiz her yerde yarı çıplak koşarken gördüğümüz Kemal, elinde su şişesi, çantasında şiir ve muhtemeldir ki dilinde yarım bir küfür, tam havaya savrulmak üzereyken birkaç kare sonra düşüyor yere.

Çokça yazıldı, yazdı hissedenler.

Akın Olgun’un şu satırlarında da durmak gerek, tam da şimdi:

"Kılı kıpırdamadı ülkenin. Bir çift göz, kana bulanmış bedeninden kaldırıp kafasını, tepesinde dikilenlere baktı. Bilmiyordu ama ölecekti birazdan.

Birazdan ölmek, düşünmemektir ölümü, aklına düşmeyecek kadar uzak olmaktır.

Korkmuştur, koşmuştur bir çare ve göğüs kafesini yarıp, dışarı fırlayacakmış gibi çarpan yüreğini dindiremeyişinde yığılmıştır yere. Sırtında kurşun yarası sıcaktır. Ölüm de sıcaktır, önce ılık bir sızı bırakır ve sonra kan toprağa doğru çeker kendini.

Ellerini koyacak bir yer bulamaz işte o an hayat. Çünkü ellerinden suçlanmıştır, gözlerinden suçlanmıştır, kıyafetinden suçlanmıştır, koşmasından suçlanmıştır, sesinden suçlanmıştır. Suçlandığı ne varsa, oturmaz üzerine. Artık çırılçıplaktır.

Kürt’tür ve ölmek, öldürülmek "gözünün üstünde kaşı var" demek kadar kolaydır.

Kürt’tür, inkâr edilmek "bilinmeyen bir dil" demek kadar basittir.

Kürt’tür, acıyı sırtına yüklemek "ama’lı, fakat’lı" bahaneler üretmek kadar sıradandır.

Kürt’tür, panzerlerin arkasında sürüklemek, evini, ocağını söndürmek, tepesine bombalar yağdırmak, çocuklarını paramparça edip, analarının ellerine vermek, "operasyonel hata" diyecek kadar önemsizdir.

Çeker vurursun.

Çeker vurur ve ülkenin tüm kötülüklerini üstüne yığarsın." 

(http://gazetekarinca.com/2017/03/kursun-akin-olgun/)

Ve şimdi yüzü maskeli –ki, bakılası değildir o suratlar, elbette çirkinliğin bu halini saklamak gerek bahardan- adamlar tarafından sürüklenen torbalara dikmişiz gözümüzü. Çekiştirdiklerini zafer sanıyorlar mesela, oysa kendi mağlubiyetleridir o torbaları dolduran. Kemal’ın kaşı kalkık öfkesinde gülmeyi marifet sayanların yenilgisidir, o karede gözümüzün içine içine bakan…

Bütün suçları işlemiş olmaktan geliyorlar, tüm dereleri kurutmaktan, ağaçları yakmaktan ve evleri yıkmaktan… O dersin kürsüsünde ezber bozmak yok, ekmekleri kandan, suları kandan… İç iç kudurun referansı tam da buradan…

Hatasız bir sayfaya düşülen hatalı cümledir onlar. Zaman bir silgi ve usulünce geçecektir üzerinden.

Biz silgiyi silme kabiliyetindeki güçten, sadeliğin zarafetinden tanırız ne de olsa…

Ya Nujiyan?

Nujiyan şimdi baharın adı. İnsan adına inanarak düşer mi toprağa? Hatasız sayfa Kemal, hatasız sayfa Nujiyan ve hatalı cümleyi silecektir silgi denen o zarif zaman.

Cansuyunu verdik Nujiyan, cansuyunu verdik.

Gerisi gerçekten bir parça zaman…