Haydut devletin topyekun hücumu!..

 

Uluslararası literatürde, evrenin kaide, kural ve hukukunu tanımayan, terörizmi siyasetin bir aracı olarak kullanan devletler, ‘haydut devlet’ veya ‘terör devleti’ olarak adlandırılıyor.

ABD, “muarızları” (muhalifleri) için, bu terminolojiyi, (bazı hallerde yerindelikle) en çok kullanan devletlerin başında geliyor. Geçmişte, Taliban yönetimindeki Afganistan ‘haydut devlet’ti. İran’a karşı kullanırken besleyip gücüne güç kattığı Irak’daki Saddam rejimi, sonra bir gecede ‘haydut devlet’ oluvermişti. Ona göre şimdi İran, ‘haydut’ veya ‘terör devleti’dir. Suriye, Kuzey Kore ve Venezuela da ama DAİŞ’in kafa kesen, tecavüzcü, katliamcı ve hırsızlarını kanatları arasına alarak onlardan bir ordu kurup Kürtlere saldırtan, terör için bir kolunu Libya’ya sevk eden Türk devleti, NATO ortağı ve ABD’nin da can dostudur.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Türkler tarafından Libya’ya ihraç edilen İslamcı teröristleri parmağıyla göstererek, “NATO’nun şemsiyesi altında haydutluk” diye bağırıyor ama sesini duyan yok. Yalnız Libya mı? NATO’nun silahlı bir terör kolu Yemen’de, öteki de Somali’de. Yunanistan ve Kıbrıs, Türk devletinin tehdidi altında.

Kısacası kötülükler, ABD’nin ‘terör devlet’ ve ‘haydut devlet’ terminolojisine, başka bir deyişle tanımına uygun yayılıyor ama İslamcı-Türkçü devletin reisi Recep Tayyip, ABD nezdinde ‘haydut’ ya da ‘terörist başı’ değil. O, ‘dünyanın delisi’ lakaplı ABD Başkanı Trump’ın telefonla dedikodu arkadaşı.

Gelgelelim devran çabuk ve beklenmedik şekilde dönüyor. Saddam da ABD ile iyi arkadaştı. Sonra haydutluktan asıverdiler. Kimin hangi akibete uğrayacağı, önceden kestirilemez. Ayrıca Trump’ın dedikodu arkadaşı iflah olmaz bir ırkçı. “Türklerin bekası” diyerek Kürt kırımı seferleri düzenliyor.

Bütün bölge, dahası yeryüzü boyunca “Türklerin bekası” adına tüm Kürtlerin hayvanı, arazilerinin otu, böceği, kelebeği de düşman. Kuzeylilerin havyanı kırılsın, Kürt aç kalsın diye yaylaları, meraları namlu zoruyla yasaklıdır. Dağları, ormanları yakıyorlar. Ekin tarlalarını yangına veriyor, tarım deposu Mardin, Nusaybin, Kızıltepe ve Derik ovalarının elektriğini kesiyor; bağ, bahçe ve tarlaları kurutuyor. Rojava yanıyor. Güney Kürdistan işgal altında.

Ben şimdi, Saddam’ı haydut diye asan ama bunları himaye eden Batı’nın çok yüzlü vicdanına ne diyeyim?

Dün, tastamam gece yarısı, Saat 24.00’tü. Kürdistan’ın bütün insanları ve de “teyr û pez û dewar û berx” uykudayken, Türk devleti haydutça bir huruçla taarruza geçiyor, Güney Kürdistan dağlarını (Xakurkê, Kandil), ötede DAİŞ’in soykırım yaralısı Şengal’i, Türk soykırımından kaçanların inşa ettiği Mexmûr kasabasını bomba yağmuruna tutuyordu.

Bu sabah, Türklerin iftiharla yayınladıkları zafer fotoğraflarına baktım. Dağlar, ekin tarlaları, kasaba, tek tek evler, hastane yanıyordu. Hasan Cemal’in sözü ile öfkeden nefesim daraldı. İnsanlık adına çağımdan utandım. “Katili pışpışlayan” çağın egemenlerinden tiksindim. Dağlar, ekin tarlaları, kasaba, tek tek evler, hastane yanıyor; çaresiz çocuklar analar, babalar, nineler ağlıyordu.

Roboskî Katliamı ve şehir yıkımlarının başkomutanı Hulusi Akar, işlediği son cinayetlerle övünüyor ve “ülkemiz ve milletimizin bekası için” diyordu.

Amerika’daki ırkçılığa tükürüp lanetleyenler, “bizim bekamız için” diyerek bir halkın soyunu kurutmaya çıkanları görmezlikten gelerek iki yüzlülük ediyordu. Kaldı ki; Hitler bile Yahudileri kırarken “bekamız için” dememişti…

Bu olanlar, Hitlerciliğin adi, ayağa düşmüş versiyonudur. Bunlar faşist bile değil, olamazlar. Faşizmin kendine has bir duruşu, davranışı vardır. Bunların yaptığı İslami terör, DAİŞ haydutluğudur. Kürt bulamayınca, Lice’de yaptıkları gibi sığır sürüsüne savaş ilan edip helikopter ateşiyle taarruz ediyor, katledilmiş genç kızın duvara asılı resmini bıçaklıyorlar.

Ne diyeyim, yüz yıllık adi haydutluk bu. Ha aldıkları sonuç mu? Onu da Hasan Cemal’e bırakıyorum: “Cumhuriyet tarihi boyunca zulmün, baskının, hukuksuzluğun, adaletsizliğin daniskasını yaşattınız Kürtlere. İdam sehpaları kurdunuz. İnsanları Diyarbakır askeri cezaevi gibi işkencehanelerden geçirdiniz, oralarda bok yedirdiniz insanlara bok. Yetmedi, evlerini yıktınız. Yetmedi, köylerini yaktınız. Yetmedi, Kürtlere kendi yurtlarında sürgün yaşattınız. Yetmedi, barış umutlarını yok ettiniz Kürtlerin. Barış hayallerini yok ettiniz.
Barışa, özgürlüğe hasret yaşayıp gittiler. Yetmedi mi? Soruyorum: Sonuç ne oldu? Ne elde ettiniz? Ne değişti?”

Yüz yıllık kırımın sonucunu böyle özetliyor, Hasan Cemal. Sen de anla, ırkçı katil: Kırmakla, yüz yıldır ayakta olan Kürtleri bitiremezsin! Kürtler, hayali gür, umutları diri bir halktır…