Haydut şantaj yapıyor Quto’lar gün sayıyor

Durum şöyle:             

Erdoğan rejimi İdlib’de sivil halkın arasına gizlenerek Suriye toprağını işgal etmiş. DAİŞ benzerleri de hem sivillerin hem de Türk askerlerinin arasına gizlenmiş. Başlamışlar Suriye güçlerini bombalamaya.

Toprağı işgal edilen Suriye ordusu toprağını geri almak için İdlib’i havadan karadan bombalayınca ve Türk ordusunu adım adım geriletmeye başlayınca bağırıyor: İnsani felaket yaşanıyor!

Erdoğan rejimi Şam’ı zaptetmek için ÖSO’ya “eğit-donat” işleri yaparak Suriye savaşına girmiş. Suriye’de hak iddia etmek için Şam’la savaşa iteklediği 4 milyon Suriyeli Sünni Arap’a güney sınırını açmış. Ardından da Yunanistan sınırını açarak, bu mültecileri tarafsız bölgeye polis gözetiminde yığmış.

10 milyonluk Yunanistan 4 milyonluk mülteci tsunamisi karşısında ne edeceğini şaşırıp, mültecileri “gazlayıp, coplayınca” bağırıyor: İnsani felakat yaşanıyor!

Tarihteki hiçbir savaşta siviller ve mülteciler böylesine ahlaksız bir şantaj aracı haline getirilmedi.

İdlib’i işgal ediyorsun, güney sınırını dört milyon insana bizzat açıyorsun, ardından elindeki mültecileri Yunanistan sınırına kendin yığıyorsun, ardından da “insani felaket” diye bağırıyorsun.

Bu “parlak” strateji karşısında Suriye ordusu ve Rusya “tereddüde” düşüyor. Ellerindeki güç, Türk işgalini bir haftada sonlandırmaya yeter. Ama adım adım gidiyorlar. Giderken zayiat da veriyorlar. Erdoğan’ın 70 uçakla Efrîn’i bombalayıp, işgal ettiği gibi, Rusya ve Suriye 100 uçakla İdlib’deki tüm askeri mevzileri bir günde havaya uçurabilecekken, bunu yapamıyorlar. Türkiye “sivillerin arasına” gizlenmiş.

Bu “parlak” strateji karşısında AB ve Yunanistan da “tereddüde” düşüyor. Türk faşizminin “şantajı” karşısında Türkiye’ye havada ve karada sınırlarını kapatsalar, tüm ekonomik ilişkileri bir haftalığına durdursalar, trilyonluk ambargolar uygulasalar Türkiye o anda kaosa yuvarlanacak. Şantaj ne kelime, Avrupalının ayaklarına kapanacak. Ama yapamıyorlar. Çünkü bu durumda 4 milyonluk mülteciden kurtulalım derken, 80 milyonluk Türkiye’den 10 milyon mülteci kapılarına dayanacak.

Sonunda Suriye ve Rusya İdlib’de “sivilleri” cepheye süren Türkiye’yi Suriye’den çıkarma işini “uzatıyorlar”, Erdoğan’a “zaman” tanıyorlar. Şantajcıya “gel seninle M4 karayolunda ortak devriye şekeri verelim” demek zorunda kalıyorlar.

AB ülkeleri de ha keza. “Al sana Euro, çek mülteciyi Avrupa sınırlarından” diye çırpınıyor, “Erdoğan’ı çok iyi anlıyoruz, tüm yükü o sırtlamış, azıcık da biz sırtlayalım” demek zorunda kalıyorlar.

Faşist rejimin ne ordusu Rusya ve Suriye karşısında tutunabilir, ne ekonomisi AB birliğine meydan okuyabilir. Erdoğan onları “siviller ve mülteciler silahıyla” durduruyor.

Tıpkı ABD’yi “NATO’dan firar eder Rusya’ya sığınırım” diyerek durdurduğu gibi.

İşte faşist rejimin “dış politika” dehası, bu dehaya dayanarak iktidardaki ömrünü uzatma başarısı böyle bir “şantaj” siyasetine dayanıyor.

Havuz medyası da bu politikayı çok başarılı buluyor.

Haydut’un evin çocuğunu kaçırıp, ana-babayı soymasından bir farkı var mı bu politikanın?

Ancak:

Nasıl ki “fazla naz aşık usandırırsa”, fazla şantaj da uzun süre uygulanamaz. Şantaja uğrayanların bir gün tepesi atar. Onlar da şantajcı ile aynı kapitalist kumaştan dokundukları, onların da devletleri Türk devletiyle aynı genlere sahip olduğu için, bir gün bakmışsın İdlib’deki “kirli suyu, içindeki masum sivillerle” birlikte savaş lağımına boca etmişler, erteki gün bakmışsın, bir vuruşta “zengin Türk pazarını” yerle yeksan etmişler…

İşte şimdi Türkiye bu devamı mümkün olmayan haydutluk ve şantajcılık siyasetiyle çöküşünü geciktiriyor.

Ama eğer Türk ve Kürt halkı omuz omuza verip haydutu Saray’dan defetmekte gecikirse, asıl o zaman “insani felaket” yaşanacak.

Yapılması gereken şu: Türk devleti bu bataklığa “Kürtler statü kazanmasın” diye yuvarlandı. Haydutluk ve şantajcılık politikası sadece bu amaca yöneliktir. Şu anda Suriye devletinin gücü yetip Rojava’yı işgal etse, ABD, AB ve Rusya aralarındaki çelişkileri aşıp bu işgali desteklese, o anda Türk devleti pılısını pırtısını toplayıp, teslim bayrağını çeker, sınırlarına çekilir. Çünkü Arap Baharı patladığında önüne koyduğu bölgesel emperyalist yayılma stratejisi çöktü, var olan pazarlarını bile kaybetti. Üçüncü Dünya Savaşı’nda yenildi. Şimdi gıdım gıdım teslim anlaşmaları yapma süreci başladı. Moskova’da olan bu. Önünde “teslim olurken, Kürt halkının da teslim olması” hedefi dışında hiçbir hedefi kalmadı.

Haydut işgal ettiği Kürt’ün evinden çıkıp teslim olmadan önce evdeki Kürt’ü öldürmek için Küresel güçlerden “izin” dileniyor.

Quto bana dedi ki; “sen telaşe etme Veysi Abe, ben, abem Qırıx ve kız kardeşim Ayşo anamızın, babamızın izniyle evden firar etmişik, birimiz Kandil’de, ötekisi Rojava’da, beriki Başûr’da, anam deyi ki, biz Erdoğan’ı oyalarık, siz Newroz’a kadar dayanın yeter.”

Kendi kendime kızdım. Meğer Newroz’a 12 gün kalmış. Haydi hayırlısı!