HDP barajı aşamazsa bu kimin suçu?

Türkiye’nin seçim gündeminin ilk sırasındaki konu, HDP’nin seçim barajını aşıp aşamayacağı konusu. Bu konuda o kadar çok laf ediliyor ki, evlere ziyan. İhtimalli konuşulsa yine beyin fırtınası yapılıyor diyeceğiz ama bu da değil. Ağzını açan uzman kesiliyor. Sanırsınız her biri milli istihbaratın patronuyken, yetmemiş bu konuda doktora yapmış. Edilen lafların çoğu boş, dayanaksız ama kulaklarınızı tıkayıp gitmek de olmuyor. Çünkü pek çoğu büyük bir kara propagandanın aracı olarak üretiliyor ve yayılıyor.

Kahvesinde de aynı muhabbet, otobüsünde de. Öğretmeni de aynı konuşuyor, bakkalı da. Bir kelime fazla, iki kelime eksik cümleler şöyle diziliyor: "Barajı geçemezler abi. Geçemeyecekleri belliyken parti olarak seçimlere girmelerinin tek anlamı var. AKP’yle anlaşmış bunlar. Milletvekillerini AKP’ye vermişler işte. Bu memleket Kürtler sayesinde batacak. Tayyip onların sayesinde kuracak diktatörlüğünü….”   

Bu söylem AKP’nin işine yarıyor ama en çok CHP seçmeni düşüyor tufaya. Farkında olmadan seçimlerde başarısızlıklarını peşinen kabul ediyorlar. Ana muhalefet partisi olarak bir işe yaramadıkları için, bir çekim merkezi haline gelemedikleri için partilerini, partilerinin politikalarını sorgulayacaklarına, kendilerini suçlayacaklarına Kürtlere, HDP ye yüklenmeyi tercih ediyorlar. 

‘Seçime bağımsız girsinler’ diyorlarsa da, bu Kürtlerin başarmasını istediklerinden değil, tövbe! CHP de HDP’nin barajı geçmesi olasılığından rahatsız. Hatta Kürtlere sevgiyle, dostlukla yaklaşanları da istemiyorlar. Ama kazın ayağı başka bu kez. Kürtlere mecburlar. Bunu biliyorlar. Ama düşmanlık etmekten de vazgeçemiyorlar. Bu yüzden dırdırlanıp duruyorlar. "Yok, illa risk alacak, illa daha da güçlenecek Kürtler. Şimdi bağımsız adaylarla seçime girseler ve yine 30-35 milletvekili çıkarsalar ya”. Böylece Tayyip de güçlenmese, Kürtler de güçlenmese. Rahat rahat koysalar başlarını yastığa… Oh ne ala! 

Ne bu yaklaşımlar ne bu düşmanlıklar, bilinmez ya da sürpriz değil hiç kimse için. Bu yüzden asıl meseleye dönersek; Şimdi  tehlike ne? Otoriterleşmeye kararlı, halkın çıkarlarını, ihtiyaçlarını hiçe sayan, despot tekçi yönetim anlayışında kararlı AKP’nin tek başına anayasa yapmaya yeter milletvekiline sahip olması… 

Vaziyet ne? CHP ve MHP’nin alacakları oy belli. Yani AKP’yi durduramazlar. HDP ve Kürtlerin durumu da belli. Bağımsız girdiklerinde 35 civarı milletvekili potansiyelleri var. Bu sayı, parti olarak girdiklerinde iki katına yaklaşıyor. 

HDP’nin parti olarak seçimlere katılması, Kürtlerin ve barış, demokrasi, eşitlik isteyenlerin kendilerine duydukları güvenin bir ifadesi olmasının yanında, bu taleplere duyulan ihtiyacın da ifadesi aslında. Yani Aleviler de, diğer inanç ve etnik kimlikler de, kadınlar da, barış içinde özgür, eşit, insanca bir yaşama ihtiyaç duyuyorlar ve bugün halkın bu temel ihtiyaçları HDP programında ve tutumunda cisimleşmiş durumda. 

Kürtler ve ittifakları bunun farkında ve ellerinden geleni yapıyorlar. Ya diğerleri?

Kürtlere “barajı geçemezsiniz, altında kalırsınız; illa bağımsız adaylarla girin” diyenler? CHP’nin yüzde bir oy fazla almasının milletvekili sayısında anlamlı bir artışa neden olamayacağı da ortada olduğuna göre, onlara düşen, yani aslında CHP’nin aklı halen başında seçmenine düşen bir görev var; AKP’yi güçten düşürebilmek adına da olsa HDP’nin barajı aşmasına destek olmak. Bu noktada verilecek karar, AKP ‘ye ve politikalarına karşı duyulan kaygı ve korkunun samimiyetine ve Kürt düşmanlığı suçlamalarına da cevap olacak bir anlamda. 

“Nasıl olacak bu iş” diyorsanız, bunun adı kimi yerlerde "emanet oy”.  Bu çalışma pek çok yerde yapılıyor ve sonuçları hiç de fena değil. Oylarınızı emaneten HDP’ye verin ve AKP’yi güçten düşürün… Bu kadar izahtan sonra, eğer HDP barajı geçemez de AKP hedefine ulaşırsa suç Kürtlerin olmayacak. Bu biline.