HDP: Umuda yolculuk

Halkların Demokratik Partisi, hafta sonunda yapılan kongresiyle gündeme girmiş bulunuyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratik çözüm süreci ve üç önemli seçimin arifesinde olması, HDP kongresini ilgi odağı yaptı. Basına bakarsak, her koldan HDP değerlendirmeleri yapılıyor. Bu değerlendirmelerin içeriği ne olursa olsun, hepsi de HDP’nin taşıdığı önemi gösteriyor. Ne var ki, değerlendirmelerin hepsinin isabetli olduğunu söylemek olanaksız. Bunun ana nedeni de, Kürdistan Özgürlük Hareketini ve tüm ezilenlerle birleşmesini anlamamak ya da anlamazdan gelmektir. Objektif bir değerlendirme yerine, kendi yakıştırdığı ve görmek istediği gibi göstermektir.

En kaba ve yüzeysel yaklaşımlar “Kürt siyaseti marjinal solun yönetimine giriyor” ya da “Sosyalist hareket Kürt hareketine eklemleniyor” gibi yaklaşımlardır. Birbirine zıt gibi görünen bu iki yaklaşımın da, özü ve hedefi aynıdır. Tüm ezilenlerin birleşmesinden ve siyasete ağırlık koymasından duyulan kuşku ve rahatsızlık ortaya konmaktadır. Türkiye siyasetini AKP-CHP ikilemine hapsedip kilitlemek, özgürlük isteyen tüm ezilenleri de bu sisteme mahkum etmek istiyorlar. Bugün, görünürdeki kavgalarına rağmen AKP de, CHP de, sistemin özüne dokunmadan sürdürmek derdindedir. Bu zincirin kırılması, ancak üçüncü bir yolun açılmasıyla mümkün olacaktır. Bu da, tüm ezilenlerin birleşmesi ve siyasete ağırlığını koymasıyla olacaktır. İşte HDP bunun açık ifadesi ve ilanıdır.
HDP birkaç günde ya da birkaç senede ortaya çıkmış değildir. Türkiye sosyalist hareketi açısından hatası-eksiği ne olursa olsun, Kürt sorunu kırk senedir en çok tartışılan konuların başında gelir. Sosyalist hareket “Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı”nı her zaman savunmuştur. Alevilerin ve tüm ezilenlerin özgürlüğü için mücadele etmiştir.
Kürt Özgürlük Hareketi açısından bakarsak, bu hareket başından beri devrimci-sosyalist değerler üzerine kurulmuştur. Kuruluşundan beri, dar sınıfçı-ulusçu-dinci-mezhepçi-aşiretçi eğilimlere prim vermemiştir. Kürdistan halkının özgürlüğünü ve kurtuluşunu bölge halklarıyla birlikte mücadelede görmüştür. PKK tarihine bakan birisi, ilk günden beri bu konuda sayısız karar, konuşma, yazı bulabilir. Özgürlük Hareketi enternasyonalist ideolojisi gereği, her aşamada sol-sosyalist hareketle mücadele birliği aramıştır.
Tarihe bakarsak, 12 Eylül faşizmine karşı sol örgütlerle FKBDC(Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi) kurulmuştur. Aradan geçen yıllarda Devrimci Birlik, Devrimci Demokratik Birlik ve Birleşik Devrimci Güçler Platformu gibi adlarla birçok güç birliği yapılmıştır. Bu birlikler kalıcı olamamışsa da, o günün şartlarında bir birikim yaratmışlardır.
Özgürlük hareketi bu çaba içindeyken, Kürtlerin ulusal birliğini de hiçbir zaman göz ardı etmemiştir. KUM-PKDW-KNK gibi çabalarla sürekli mücadele içinde olmuştur. O tarihlerde, devletin en üst düzeyde kaygılarını ilettiği ve “İki şeyi yanlış yapıyorsunuz. Birincisi sol güçlerle birleşme, ikincisi de KUM oluşumu” dediği biliniyor.
Çünkü, o günlerden beri Özgürlük Hareketini Kürdistan halkından ve kardeş halklardan, diğer ezilenlerden kopararak tecrit etme ve etkisizleştirme operasyonu her yolla sürdürülmektedir. Özgürlük hareketi de, inadına hem Kürdistan halkının en geniş kesimlerini, hem de tüm ezilenleri birleştirmek için kararlı bir çaba içinde olmuştur. HDP, sol örgütler arası yeni bir güç birliği değil, çözüm sürecinde statükoculuğa karşı olan tüm demokratik dinamiklerin birleşmesi çabasıdır. Basına yansıyan sağlı sollu, hatta sözde Kürtçü bazı çevrelerin “Marjinal solla birleşmeye ne gerek var? Bu BDP’yi de bitirir” yorumları büyük bir yanılgıyı gösteriyor. Bu çevrelerin endişelerine, başbakanın başdanışmanı da katılıyor. Korku dağları sarıyor.
Şüphesiz ki HDP, olmuş bitmiş ve mükemmel bir proje değildir. Yapıcı eleştirilerle gelişip güçlenecektir. Ama HDP ve burada yer alan devrimciler, Aleviler ve bunca örgüt-şahsiyet “marjinal sol” ise, bunun dışında kalan ve marjinal olmayan sol kimdir? Kürtlerin marjinal kesimleri zaten CHP ve AKP ile bütünleşiyor. Özgürlük hareketinin de, tüm ezilenlerle birleşmesi doğaldır, zorunludur.
“Önce Kürtlerin birliğini sağlayalım” önerisi de doğru değildir. Çünkü, Kürtlerin ulusal birliği ve tüm ezilenlerle birliği birbirine zıt, birbirini dıştalayan şeyler değildir. Tersine ikisi birlikte, hızla gerçekleşebilir. Kaldı ki, HDP kongresinden çok daha önce toplanması gereken Ulusal Kongre’nin, niçin hala toplanamadığı da iyi biliniyor. “Kürtlerin birliğini sağlayalım” diyenler bu ulusal kongreyi sabote edenleri uyarmalı ve yanlıştan döndürmelidir. HDP, var olan tekçi sisteme karşı gerçek ve ana muhalefet hareketidir. Bu nedenle tüm ezilenlere umut verirken, ezenlere-yönetenlere korku veriyor. Hoş geldin, HDP!