HDP’ye saldırının amacı ‘iç savaş’ hazırlığıdır

HDP’li vekil Mehmet Aslan’ı “gözaltına almak için”, üç saat etrafı polisle çevrili olarak sokakta bekletmişler.

Bu da anlaşılan “yeni gözaltı yöntemi”. HDP’li vekili sokağın ortasında üç saat bekletiyor, sonra göz altına alıyor, ardından serbest bırakıyor.

HDP’li vekil Ferhat Encü’yü önce gözaltına alıyor, sonra tutukluyor, ardından tahliye ediyor, derken yeniden gözaltına alıyor ve bidayette bir kere daha tutukluyor.

Sonra sıra Baluken’e geliyor. O da gözaltına alınıyor, helikoptere bindiriliyor, nereye gidildiği söylenmiyor, Şili cuntasının insanları helikopterden denize attığı manzaralar akla geliyor, ardından Baluken tutuklanıyor, sonra serbest bırakılıyor… O da ne? Yeniden tutuklanmak üzere hakkında yakalama kararı çıkarılıyor.

Daha başka? HDP Eşbaşkanlarıyla başlayan “vekil avı”, hıçkırık yöntemiyle sürdürülüyor. Beşi alınıyor, üçü bırakılıyor… Sonra ikisi, üçü… Devam ediyor.

Bir belediyeye kayyımla el konuyor… Bekleniyor… Ardından Eşbaşkanlardan birisi, derken ikincisi göz altına alınıyor, tutuklanıyor. Sonra iş sıraya bindiriliyor. Her hafta bir belediye gasp ediliyor. Eşbaşkanlar birer ikişer tutuklanıyor.

Bunlar da bir şey mi? Önce üçer-beşer HDP’liler tutuklanıyor. Sayılar giderek artıyor. Onar, onbeşerle kalmıyor, geçtiğimiz hafta bir gün içinde bine yakın HDP’li evlerinden alınıyor.

Bütün bunlar oluyor. Bütün bunlar oluyor ama, her tutuklamadan ve gasptan sonra, “hayır” oyları da artıyor. Saray’ın amacı ne?

Birincisi HDP’yi halkın önünde “çaresiz” gibi göstermek…

Vekili göz altına almadan önce, aşağılamak için üç saat ayakta bekleten Saray polisi, “HDP güçsüz devlet güçlü” demek istiyor. Boş laf. O silahlar vekilin elinde olsaydı, sen ayakta durmak ne kelime, altını tutamazdın. Bir de şu var: Saray vekili üç saat ayakta tutuyor, o üç saat içinde “evet” oyları azalmaya, “hayır” oyları çoğalmaya başlıyor. Kim kazanmış oluyor?

Her maçta bir kural var: Yarışçılar “eşit” imkanlara sahip olacak…Aynı sıklette olanlar ringe çıkar. HDP’li vekili üç saat ayakta tutan polisin, askerin “akranı” gerilladır. HDP’li vekil değildir. O, Saray’ın muadilidir. Ve eğer Saray HDP’li vekilin karşısına polisi dikmezse, bilelim ki, “ayakta bekletilen” vekil, referandum maçında Erdoğan’ı yere serer.

Bu rezilliğin ikinci hedefi, HDP’yi referandumda çalışamaz hale getirmektir. İyi de bu ahmakça bir hesaptır. Referandum’da halk partilere oy vermeyecek. “Hayır“a ya da “evet”e oy verecek. Dolayısı ile HDP’yi çalışamaz hale getirmek, örneğin milletvekili seçimlerinde HDP’nin CHP’den ya da AKP tabanından oy almasını önler elbette. Ama HDP’ye genel seçimde oy vermesi muhtemel CHP tabanı ile AKP’nin şimdi “hayır” diyen yüzde otuzluk tabanı, referandumda yine “hayır” diyecek. Yani “hayır” oylarından hiç bir partiye daha büyük bir “pay” düşmeyecek. “Hayır” hangi partiden olursa olsun, “hayır diyenlerin” olacak. Yarış partiler arasında değil, “Evet“le “hayır” arasında çünkü.

Ancak şuna da dikkat çekmek gerekir: AKP ve Saray’ın referandum süreci boyunca HDP’ye saldırması “hayır oylarının zayıflamasına” yol açmayacak olsa bile, referandumun ertesi günü yüzde elliyi aşan “hayır oylarını” sivil, barışçı ve yasal yollarla “savunma” potansiyelini zayıflatır.  

Çünkü “hayır“ın referandum sandığında “kazanması”, otomatik olarak “evet“in yenilgisi anlamına gelmeyecek. Saray ve kafadarları, iç savaş milisleri, “hayır“ı zorbalıkla “evet“e çevirmek için her şeyi yapacak. HDP’ye saldırı “iç savaş hazırlığıdır.”

Şimdi soralım: CHP “hayır oylarının gasp edilmesine” karşı “hayır oylarını” savunabilecek mi? Bunu kendi başına yapabilecek mi? Saray’ın amansız güçleri karşısında, HDP’nin ve müttefiki sosyalistlerin direnişi olmasını, “evetçilerin” iç savaş çıkarma ve darbe yapma yeltenişlerini boşa çıkarabilecek mi?

Elini vicdanına koyan her CHP’li, şu anda olduğundan referandumun ertesi günü HDP örgütüne ihtiyaç olacağını kendi kendine itiraf edecektir.

İyi de, eğer böyleyse, HDP’ye yönelik baskıların karşısında neden susuyorsunuz? 

Susmayın yoksa sıra 17 Nisan sabahı size de gelebilir….